Güldener Sonumut

Güldener Sonumut

ntvbenelux@gmail.com

Tüm Yazıları

‘Yıkım Altında’ başlığıyla düzenlenen 62. Münih Güvenlik Konferansı’nda (MSC), yeni dünya düzeni ve bu düzenin aktörleri arasındaki görev dağılımı kuşkusuz zirvenin en önemli gündem maddesini oluşturdu.

Düne kadar Avrupa ülkelerinden yalnızca “külfet paylaşımı” talep eden ABD, artık Avrupa ve dünya ülkelerine yönelik beklentilerini farklılaştırmış durumda. Bu çerçevede ABD adına toplantıya katılan Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin Avrupa kıtasından çekilmediğini ancak Avrupalıların artık konvansiyonel güvenlik konusunda bizzat sorumlu olduklarını belirtti.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da, konferansın ilk gününde, ABD ile Ukrayna konusunda yaşanan gerilimin bir fırsata dönüştüğüne dikkat çekti. Macron; savunma harcamalarının artırıldığını, başta savunma sanayii olmak üzere Ukrayna’nın ihtiyaç duyduğu askeri araç ve gereçlerin tedarik edildiğini belirterek, bu sürecin Avrupa ülkeleri arasındaki iş birliğini güçlendirdiğini ifade etti.

Almanya ve Fransa yeniden ayrışma yolunda

ABD’nin Avrupa’nın konvansiyonel güvenliğinden kademeli olarak elini çekmesi, Almanya ile Fransa’yı yeniden karşı karşıya getiriyor. MSC’de konuşan Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, nükleer caydırıcılık ve Transatlantik ilişkilerin geleceği konusunda fikir ayrılığı yaşadılar.

■ Merz: Transatlantik ilişkilerin güvenliğin belkemiği olduğunu ve bu bağa önem vermeye devam ettiklerini dile getirdi.

■ Macron: Eski kıtanın değerlerine sahip çıkılması gerektiğini vurgulayarak; geçmişinden ve savunduğu ilkelerden utanmayan bir Avrupa’nın inşa edilmesi gerektiğinin altını çizdi. 

İki ülke, Avrupa savunmasının yöntemi konusunda da ayrışıyor. Fransa nükleer güce sahip ancak ekonomisi zorlu bir dönemden geçiyor. Almanya ise gerçekleştirdiği anayasa değişikliği sayesinde savunma harcamalarını ciddi ölçüde artırmayı hedefliyor.

İngiltere Avrupa’ya odaklanacak

İngiltere Başbakanı Keir Starmer da konferansta dikkat çekici bir konuşma yaptı. Ülkesinin uzun süre savunma bütçesini ihmal ettiğini kabul eden Starmer, Birleşik Krallık’ın bundan böyle Avrupa kıtasının güvenliğinde üzerine düşen görevi kararlılıkla yerine getireceğini vurguladı.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Avrupa’nın bir yol ayrımında olmadığını belirten Starmer, kıta ülkeleriyle daha yakın çalışarak gerekli dayanışmayı göstereceklerini ve İngiltere’nin Washington Antlaşması’nın 5. maddesine olan bağlılığından kimsenin şüphe duymaması gerektiğini savundu.

Bölgesel güçlerin yetkilendirilmesi

Asya ülkelerinin konferansın ikinci gününde ağırlık kazanması oldukça dikkat çekiciydi; zira geçmiş yıllarda Asya ve Afrika konuları genellikle kapanış gününde ele alınırdı. Japonya Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi, ülkesinin Batı yarı küresinin güvenlik kaygılarını paylaştığını ifade etti. Koizumi, Japonya’nın kurallara dayalı uluslararası hukuku esas alan bir dünya düzenine önem verdiğini ve Çin konusundaki endişelerde Batı ile hemfikir olduğunu dile getirdi.

Türkiye: Vazgeçilmez bölgesel güç

ABD, Almanya, İtalya ve Hollanda gibi ülkeler için Türkiye, savunma ve güvenlik alanında hem kritik bir aktör hem de dominant bir bölgesel güç konumunda. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, AB’nin üçüncü ülkelerle yapacağı stratejik anlaşmalarda Türkiye’nin adını zikretmemesi Münih’te pek karşılık bulmadı.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Hatta Amerikalı bir yetkili, bu durumu şu sözlerle özetledi:

“Avrupa Komisyonu’nun bu konudaki görüşü ne kadar önemli? Almanya veya İtalya’nın tutumu çok daha belirleyici. Büyük bir orduya, ciddi bir savaş tecrübesine sahip ve NATO’nun ikinci büyük gücü olan Türkiye’yi yanına almayı düşünmeyen bir ülke, devasa bir imkân ve yetenekten mahrum kalacaktır.”

Bu tablo; dünyada artık klasik bir külfet paylaşımından ziyade, Batı yarı kürenin değerlerini sahiplenen yeni bir “sorumluluk paylaşımı” döneminin yaşandığını gösteriyor. Geçtiğimiz yıl Donald Trump ve JD Vance’in Avrupa’ya yönelik sarsıcı ifadeleri olmasaydı, Avrupa’nın lokomotif ülkeleri bu denli bir telaşla kendilerine çeki düzen verirler miydi? Bilinmez. Ancak kesin olan bir şey var: Avrupa’da rehavet dönemi bitti. Rusya bir tehdit unsuru olabilir ancak Avrupa ülkeleri bu tehdide karşı koyabilecek potansiyele sahip. Artık yeni gerçeklik; nadir elementler, stratejik madenler ve Asya’nın yükselişidir.