“Akılsızlık aşısı” yok

Satırlarımın arasına koyduğum karikatürde bir grup “Aşıya hayır” pankartları taşıyan protestocu...

Ve...

Onlarla kahkahalar atarak “Ne şanslıyız ki şaşkınlara karşı bir aşı yok” diye dalga geçen virüsler...

..........

Özgürlüğün sınırı

“Zorunlu aşı” dayatmasına başından beri karşıyım.

Ama...

“Aşı olmamak özgürlüğünün, bir başkasına pandemi bulaştırmak olasılığıyla sınırlı olduğu”  inancımı da vurguluyorum.

Yani...

Özgürlükler ve demokrasinin temel kuralı olan “Bireyin özgürlüğü diğer bireyin özgürlüğünün başladığı çizgiye kadardır” ilkesi sağlık alanında da geçerlidir.

..........

Le Monde gazetesinden, önemsediğim şu satırları sunuyorum.

Aşılanmanın orta ya da uzun vadeli ciddi yan etkilerinin bireysel riski “varsayımdır”.

Ne güvenilir “teorik temeli” var ne de “diğer aşılarla yapılan gözlemlere, kesin laboratuvar bulgularına” dayalıdır.

Kendimizi aşılamak bize bireysel koruma sağlıyor.

“Akılsızlık aşısı” yok

Ama...

Toplu korunmayı sağlayacak olan, en fazla kişinin aşılanmasıdır.

Fayda/risk oranı

Öte yandan...

Kovid-19 aşısı “fayda/risk oranı” yaşa ve sağlık durumuna da bağlıdır.

Ne kadar gençsin ve ciddi bir Kovid-19 geçirme olasılığın o kadar düşük; “yarar/risk oranı” yaşla birlikte artar.

O zaman meşru bir düzeyde “hastalığın şiddetli bir formunu geçirme olasılığı düşük olan insanlar, neden aşı olmak suretiyle herhangi bir riski alsınlar?”

“Akılsızlık aşısı” yok

Cevap açık:

“Aşı oluyoruz, çünkü her birimiz ulusu, dayanışmayı, kardeşliği, insanlığı korumak için, bireysel ölçekte hareketle -bilinçli- karar veriyoruz.

Her birimiz aşılanmakla, toplu bir bağışıklık, yani toplu korunma elde etmek için -varsayımsal- çok küçük bir risk kabul ediyoruz.”

..........

Bu nedenle, “gençlerin büyük sağlık sermayesine sahip olduklarını” düşünebiliriz.

Onların toplu bağışıklığa katkıları daha büyük olacaktır.

..........

Bugün aşılanmayı reddedenler, yarın sosyal koruma sisteminden ihtiyaç duyduklarında meşru olarak korunma talep edebilecekler mi?

Le Monde’daki bu makalenin son satırı adeta “Ne yüzle talep edebilirler?” mesajını veriyor.

Ofislere dönüş 

İlk yazıda belirttiğim gibi sakıncalarına karşın “aşı olmamak” yine de “bireysel tercih özgürlüğüdür.”

Aşıyı yasayla, emirle dayatan otokratik ülkeler var.

Ama...

Böyle bir dayatmaya gitmeden aşı olmayı reddedenlere “dolaylı yönlendirme” yapılabilir.

Örneğin...

“Akılsızlık aşısı” yok

Güzel ofisler

Amerika’da büyük internet kuruluşları Google ve Facebook çarşamba günü “kampüslerine ancak aşılarını tamamlamış çalışanlarının ve ziyaretçilerin girebileceğini” açıkladı.

Dünya bölgelerindeki ofislerinde de aynı kural uygulanacak.

“Ofislerini eylülde yüzde 50 kapasiteyle yeniden açmayı ve ekimde ise tam kapasiteye geçmeyi” planladılar.

Fotoğraflarını koyduğum bu güzel ofislerinde çalışmak keyifli olmalı.

Amerika’da ve Avrupa’da

ABD’de çoğu eyalet memurları ve sağlık çalışanları için “tam aşılanma” kararı alındı.

Devlet kurumlarına gidenler ve hastanelere başvuranlar oralarda “aşısız eyalet memurlarından” ve “hastanelerde aşısız sağlık personelinden” pandemi kapma tehlikesiyle karşı karşıya olmamalılar.

Fransa’da, İtalya’da, Almanya’da da bu doğrultuda kararlar alındı.

Hatta...

Sinemalara, restoranlara, kafelere de ancak “tam aşılanmış ya da pandemi geçirmiş ve antikorları gelişmiş” olanlar girebilecek.

İtalya’da “yeşil geçiş” olarak bilinen sağlık kartlarından Fransızlara da dağıtılıyor.

Topluma “Aşı olmamanın alternatifi, yeni bir sokağa çıkma yasağı olabilir” duyuruları yapılmakta.

Pandemi ‘sağlık devrimi’ yaratır

Bilimsel araştırmalara göre, dünyayı saran bu son pandemi “yeni bir halk sağlığı devrimine” neden olabilir.

Matematikçiler Nicole El Karoui ve Sarah Kai şu görüşleri yazdılar:

Salgınlar elbette tıpta büyük yeniliklere, büyük buluşlara neden oldular.

“Halk sağlığı devrimleri de büyük salgınlardan sonra gerçekleşti.

Böylece insanların yaşam süreleri uzadı.”

Kolera yılları

Bu bilim insanlarına göre, 20. yüzyıl boyunca yaşam sürelerindeki muazzam artış, Avrupa’yı kasıp kavuran beş büyük kolera salgınında devletlerin geliştirdiği büyük ve devrim niteliğinde sağlık politikalarıyla ilgilidir.

Kolera “mavi korku” adını almış ve duyulan dehşet bilim insanlarının ve politikacıların yaratıcı güçlerine ivmeler kazandırmıştır.

...........

Avrupa’yı kasıp kavuran 2. kolera salgınında bulaşmanın ana sebebinin “su” olduğu anlaşılmıştı.

İngiltere’de şirketlerin atık sularını Thames Nehri’ne boşaltmasını önlemek için yasalar çıkarıldı.

Bir sonraki kolera salgını, “hijyen ve yaşam koşullarının” iyileştirilmesi gereğini ortaya koydu.

Büyük ölçekli kamu politikaları hayata geçirildi.

Okullarda “hijyen eğitimi” verildi.

Paris gibi büyük şehirlerde “temiz su ile hizmet veren geniş arterler” inşa edildi.

“Sağlıksız barınmayı” önleyecek yasalar çıkarıldı.

“500 kilometreyi aşan modern kanalizasyon sistemi” oluşturuldu.

Uzatmayayım...

..........

Kolera salgınları önemli ulusal ve uluslararası sonuçları olan “ilk halk sağlığı devrimi” için katalizördü.

..........

Bilim insanları “Kovid-19 ve mutasyonlarıyla yaşanan pandeminin, 150 yıl önceki kolera pandemisi gibi ekolojik ve sosyal sorunlarla bağlantılı olarak yeni bir halk sağlığı devrimine yol açabileceği” görüşündeler.

Orman yangınları ciğerlerimizi yaktı. Bunları yapanlara lanet olsun. Zarar görenlere ve ulusumuza geçmiş olsun... GC.