Ay yıldızlı forma

Yazıyı Norveç’le milli maçımıza saatler kala yazıyorum.

“Milli olmanın”  anlamını, değerini, psikolojisini, tutkusunu heyecan duyarak okuduğum şu satırlarla yansıtayım.

.........

Bea College’a

tam burslu kabul edildiğimde, okulda futbol oynayacaktım ama o yaz enteresan bir şey oldu ve hayatımı değiştirdi.

O sene yaz tatilinde, henüz üniversite açılmadan önce Ankara’da Amerikalıların havuzunda saati 3.60 dolardan cankurtaranlık yapmaya başlamıştım.

Fırsat bulduğumda da yüzüyordum.

Bir gün havuza DSİ’nin yüzme takımı geldi.

Antrenörleri, Ergun Yürür performansımı görünce “Sen çok iyi yüzücü olursun. Hatta milli bile olabilirsin” dedi.

“Milli” lafını duyar duymaz yüzücü olmak gözüme cazip görünmüştü. 17 yaşındaydım ve bu işi profesyonelce yapmaya niyeti olanların yüzmeye 5-6 yaşlarında başlatıldığı varsayılırsa çok geç kalmıştım.

Ben ise Milli Takım’a girebileceğime ve o “Ay yıldızlı formayı giyebileceğime” öylesine inanmıştım ki ağustos ayında Amerika’ya gidince futbol oynamak yerine dosdoğru okulun yüzme antrenörlerini bularak “yüzücü olmak istediğimi” söyledim.

Ay yıldızlı forma

.........

Ergun hocanın konuşması o kadar etkili olmuştu ki cidden inanıyordum milli formayı giyeceğime.

“O forma üzerimde, madalya alırken” hayal ediyordum kendimi.

........

Bendeki azmin temelinde “milli” kelimesi yatıyor.

Motivasyonum çok büyüktü.

Sonuç olarak, üniversitenin yüzme takımına girdim ve düzenli olarak antrenmanlara başladım.

Antrenörle çalışmak bambaşka bir şeydi.

........

Okulun takımında kısa sürede yıldız oldum ama bu bana yetmedi.

Kendimi o milli forma içinde hayal etmiştim bir kere. Daha iddialı olmalı, daha iyi takımlarda yüzmeliydim.

Bunun üzerine okuldan 22 kilometre uzaklıktaki University Of Eastern Kentucky’de antrenmanlara devam etmeye başladım.

Her gün 14’te okuldan çıkıyor ve o yolu gitmek için otostop çekiyordum.

Pek akıllıca bir iş değildi ama başka çarem yoktu.

Bir keresinde, beni arabasına alan, benden epeyce büyük bir kadın beni evine götürmeye kalktı.

Başka bir sefer, bir papaz arabasına aldı ve yol boyunca beni Hıristiyan olmam için ikna etmeye çalıştı.

Bir başka gün, yanımda marihuana olup olmadığını sordular, olmadığını öğrenince de arabadan indirdiler.

Bunun gibi daha bir sürü tuhaf kişiyle karşılaştım.

Ama...

Oraya gidip antrenman yapmak için tüm bunlara katlanıyordum.

Ay yıldızlı forma

.........

Kısa sürede çok geliştiğimi söyleyebilirim.

Hatta o sene Türkiye’ye döndüğümde Milli Takım’a seçilmiştim.

Balkan Şampiyonası’na gittim.

Okula geri döndüm ve bir sene daha antrenman yaptım.

Deli gibi çalışıyordum.

O sene de Akdeniz Oyunları’na katıldım.

Her ikisinde de ülkemize 4.’lük getirdim.

..........

İstisnasız her sabah 05.15’te kalkar, hazırlanır, bisikletime atlar, 05.45’te yüzme antrenmanına yetişir, 8 kilometre yüzerdim.

.........

Antrenmandan çıkıp -11 derecedeki ayazda bisikletime atlayıp 08.00’deki derse yetişmek için pedal çevirdiğimde, ıslak saçlarım donuyordu.

Buzlar ders sırasında çözülüyor, boynumdan, omuzlarımdan aşağı sızıyordu.

Sınav sırasında kâğıda damlayan suları hatırlarım.

........

1984-85 yıllarında Türk Milli Yüzme Takımı’nın kaptanlığını yaptım, 20 yaşındaydım.

Amerika’daki üniversitenin yüzme takımının da kaptanıydım.

Koca takımda sadece iki mühendislik öğrencisiydik.

.........

Onurlu bir sporcu için milli olmak ve ülkesi adına yarışmak duygusunun üzerinde motivasyon yoktur.

.........

Milli Takım’ın forması en büyük, en kutsal ödül.

.........

Ay yıldızlı forma

Bu satırlar başarılı iş adamı Saadettin Saran’ın “İÇİNDEKİ DAĞI AŞ” adlı kitabından.

Şöyle bir tanımı var:

“Bu kitap, zirveden manzarayı izleyen bir adamın” öyküsü değil, “zirveyi aklına ve kalbine inançla yerleştirmiş bir kişinin” yolculuk hikâyesidir.

Sadettin Saran mühendis diplomasını almış, yurda dönmüştür.

Spor, onun “olmazsa olmazıdır.”

Zaten tanışmamız da üyesi olduğumuz bir spor salonunda gerçekleşmişti.

Türkiye’de ve yurt dışında başarılı işlerini, yatırımlarını sürdürmekte ve önemli sosyal sorumluluk projelerine de imza atmaktadır.

............

Yeni çıkan kitabını okurken “Ay Yıldızlı Milli Forma’yı giyebilmek” tutkusunu ve onurunu yansıtan satırları -genç sporculara yararlı olacağı- inancıyla sundum.

21.45’te başlayacak Türkiye-Norveç Milli takımlar karşılaşmasını sahadaki milli futbolcular gibi biz de aynı tutku ve duygularla yaşayacağız.

Futbolda motivasyon

Her spor dalında olduğu gibi futbolda da “motivasyon” müzik notalarındaki “sol anahtarı” gibidir.

Buna “zihinsel” olarak hazırlanmak deniyor.

Sahadaki “fiziki ısınma” hareketlerinden önce “zihinsel ısınma” sporcunun (futbolcunun) transa geçmesidir.

.........

Ay yıldızlı forma

Bir başka kitap

Bill Beswick’in yazdığı “Odak Noktamız Futbol... Oyun Zihinde Nasıl Kazanılır?” kitabı için “futbolun İncil’i” denebilir.

291 sayfalık kitap 12 bölümden oluşuyor.

Futbol sanayiindeki tüm aktörlerin okumasında yarar var.

“Zihinde canlandırma..., başarıyı düşleme..., disiplinli düşünme... ve hareket etme..., bir maç günü savaşçısı olmak” gibi ilginç bölümler.

Kitaptan şu satırlar, anlatılanların bir “tablet” gibi simülasyonu.

Pele’nin zihnini ve vücudunu hazırlayışı.

Brezilyalı büyük futbolcu Pele’nin asla değişmeyen bir maç öncesi rutini vardı.

Pele, maçtan bir saat önce rahatlamak için sessiz bir yer bulurdu.

Rahat bir şekilde uzanır.

Ve...

Küçük bir çocukken Brezilya’nın sahillerinde futbol oynayışını gözünde canlandırmaya başlardı.

O çok eğlendiği zamanları hatırlamak için bütün duyularını kullanırdı.

Ardından, düşüncelerini Dünya Kupası’nda yaşanan o harika anlara yöneltir ve kendine büyük sahnelerde de kazanan biri olduğunu hatırlatırdı.

Daha sonra oynayacağı maça geçer ve kendini “sahada en yüksek seviyede performans gösterirken” hayal ederdi; Defansı geçtiğini, harika paslar verdiğini ve goller attığını görürdü.

Yarım saat boyunca zihnini bu olumlu görüntülerden oluşan bir slayt gösterisiyle doldurduktan sonra, vücuduna odaklanırdı, esneme egzersizleri yapardı.

Pele, stadyuma girdiğinde artık zihinsel ve fiziksel olarak çoktan hazır olurdu.

Gerçekten...

Maç sahadan önce zihinde kazanılır.

..........

Kitaptan birkaç satır daha yansıtıp noktayı koyayım.

“Zihin ile beden arasındaki bağ o kadar kuvvetlidir ki bir futbolcu bir durumu zihninde canlandırdığı zaman vücudu o duruma tepki vermeye hazırlanır.

Eğer bir oyuncu ’olumlu canlandırma yapmayı’ öğrenirse, vücudu da buna “yükselen bir enerjiyle” olumlu tepki vermeye hazırlanacaktır.

Oyuncunun düşünce tarzı, nasıl hissettiğini etkiler.

Bu da potansiyel enerji seviyesini oluşturur.”

Hocanın strateji ve taktik ve de oyunu okumak kadar önemli bir misyonu da oyuncuya bu “öz güveni” verebilmektir.

DİĞER YENİ YAZILAR