Buruk gurur

Türk-Alman çiftin yansımaları...

Profesör Uğur Şahin ve eşi Prof. Özlem Türeci’nin “Kovid-19 aşısını” buluşları onları küresel kahraman yaptı.

Ama...

Almanya’da gene de bir psikolojik ikilem var.

Almanya tam olarak Türk kökenli bir çiftin bu görkemli başarısını içselleştiremedi.

Gazeteci Anna Saurbrey,

Der Tagesspiegel gazetesinde bu durumu yansıtmakta.

İlginç bulduğum satırları yansıtıyorum.

Bir “Türk-Alman çift” bizi virüsten kurtarabilir.

Peki, Almanya neden huzursuz?

Geçen ay Alman şirketi BioNTech ve Pfizer, koronavirüse karşı aşı için “çok umut verici sonuçlar aldıklarını” açıkladığında, Twitter hesapları çılgına döndü.

Tebrikler ve sevinç seli akıyordu.

Prof. Dr. Uğur Şahin ve Prof. Dr. Özlem Türeci BioNTech’i kuran ve işleten Türk asıllı Alman çift...

Onların hikâyeleri, son 10 yılda Alman kamuoyunda yükselen göçmen karşıtı dalgaya meydan okuyordu.

Göçmen karşıtı duyguları yok edecek tek bir şey varsa bu da “Dünyayı ölümcül bir virüsten kurtaran bu Türk-Alman çift” olabilirdi.

Buruk gurur

İSTİSNA MI?

Ne yazık ki o kadar basit değil.

Türk-Alman çiftini “istisnai bir göçmen başarı öyküsü” olarak görmek ve göstermek hareketi de oluştu.

Şöyle ki...

Göçmenler, Alman toplumundan ayrıdırlar.

“Özel bir azınlık yerini” kazanabilirler ama o kadar...

Evet...

Almanya görkemli küresel başarıdan

bile tedirgin.

On yıllardır bu psikoloji üretilmekte.

Eskiden üst düzey bir sosyal demokrat olan Thilo Sarrazin bile “Almanya Kendini Yok Ediyor” başlıklı bir kitapta ırkçılık yapmıştı.

“Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerden gelen göçmenlerle Almanlar arasındaki eğitim uçurumu genetik farklılıklardan kaynaklanıyor” diye yazmıştı.

Sarrazin, “göçmenlerin genel eğitim standartlarını düşürerek Alman ekonomisini tehdit ettiği” uyarısında bulunuyordu.

Kitap anında “en çok satanlar listesine” girdi.

Düşünün, bunları yazan kişi eskiden de olsa bir sosyal demokrat.

BAŞÖRTÜLÜLER VE BIÇAKLILAR

Ya kökten sağcılar!

Almanya’da göçmen karşıtı duyguları sömüren kökten sağcı parti 2013’te kurulmuştur.

Göçmenleri “ulusun kaynaklarından” tehlikeli bir boş harcama kesimi olarak damgalamıştır.

2018’de partinin eş başkanı Alice Weidel parlamentoda göçmenleri “kopftuchmadchen (başörtülü kızlar/kadınlar)” ve “messermanner (bıçaklı adamlar)” diye adlandırmıştı.

Başarının göçmen karşıtlığıyla bağlantılı olduğu inancındaki partinin, sorunlara odaklanışı da “dinsel bağnazlık üzerinden suç ve yoksulluk” odaklıdır.

TARİHİ FIRSAT

İşte böyle bir ortamda Prof. Şahin ve Prof. Türeci’nin başarısı “göçmenlerin Alman toplumunu nasıl zenginleştirdiğini ve derinleştirdiğini” anlamak için önemli bir fırsat.

Onların hikâyesi savaş sonrası Almanya’ya göçün görülmeyen tarihini gün ışığına çıkardı.

1950’lerden başlayarak Almanya, çoğunlukla İtalya ve Türkiye’den işçiler getirtti.

“Gastarbeiter (misafir işçiler)” olarak adlandırılan bu göçmenlerin çoğu Almanya’da kaldı.

Bugün çocukları ve torunları Alman toplumunun ayrılmaz birer parçası.

Yine de genellikle fazla önemsenmezler.

İşte özellikle bir Ford fabrikası işçisinin oğlu olan Prof. Dr. Şahin’in başarısı, bu -örtülü- küçümseme psikolojisinin artık düzeltilmesi gerektiğine çok ciddi bir uyarıdır.

Buruk gurur

İKİLEM

Ancak...

Burada hassas bir ikilem var.

Göçmen çocuğu başarısında onun “biyografisinin” vurgulanması bir “etnik gurur.”

Ama...

Öte yandan biyografilere odaklanmak aynı zamanda “ayrımcılığa” da bir hatırlatma.

Üstelik “istisnai olmak fikrini” yeniden üretiyor.

Der Tagesspiegel köşe yazarı olan Türk kökenli Hatice Akgün de “entegrasyon için yıllar boyu uğraştığını ama biyografi odaklı mercekten görülmesinin yorucu ve sinir bozucu olduğunu” söylüyor.

Yeşiller Partisi’nin eş başkanlığına kadar yükselmiş olan ve milletvekilliği de yapan Cem Özdemir de “Almanya’da, geldiğimiz yer nereye gideceğimizi belirlemede hâlâ önemli bir rol oynuyor” diyor.

Ve...

Bunu şöyle vurguluyor:

“Kendi tecrübelerimden biliyorum.

Bir Türk isimle her zaman daha iyisini yapmak zorunda kalacaksın, daha yakından izleneceksin.

Bu, üzücü bir gerçek.

Ülke göçmenlik geçmişiyle rahatsız ve herkese aynı şansı vermekten hâlâ uzak.”