En uzun iki gün

10 ve 11 Aralık’ta AB zirvesi var.

Gündemdeki maddelerden biri “Türkiye’ye yaptırımlar uygulanması...”

Nasıl ve hangi “yaptırımlar?”

Henüz belli değil.

Hatta “yaptırım” kararı çıkmaması da bir olasılık.

Türkiye bu konuda girişimlerde bulunuyor, “tavırlar” belirliyor.

“Hukuk reformu” da

yararlı olabilir.

3 SORUN

AB ile ilişkilerde sorunlar çok.

Bunlar arasından 3’ü öne çıkmakta.

1AB üyesi Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi ile Doğu Akdeniz’de enerji arama sorunu.

2AİHM kararlarının da ışığında Türkiye’nin demokrasi sicili (bu ifade BBC’nin analizinde geçmekte.)

3Türkiye’nin Fransa ve Avusturya gibi AB üyesi bazı ülkelerle “akut” hale gelen sorunları...

Yani...

Türkiye aleyhine gelişebilecek her olumsuzluğa “Tuzu benden” diye koşanları kastediyorum.

Onlar değil fakat 1 ve 2’nci maddelerde yer alan sorunlar ciddidir.

Özellikle de “suları çok ısınmış Doğu Akdeniz” sorunu.

“Türkiye bandıralı kargo gemisinin Alman fırkateyni tarafından durdurulması... Helikopterlerle Alman komandolarının gemiye indirilmesi... Geminin ve personelin aranması” yoksa Ankara’ya mesaj mı?

“10-11 Aralık AB zirvesini ciddiye alın” diye bir gövde gösterisi mi?

Bu olay “Oruç Reis sismik araştırma gemisi AB zirvesinden önce geri çekilmeli” diye mi tercüme edilmeli?

1 EKİM ANISI

AB zirvesi geride kalan

1 Ekim’de de toplanmıştı.

Gündeminde Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin petrol ve doğal gaz aramaları vardı.

“Yaptırımlar kararının alınabileceği” konuşulmaktaydı.

Ancak...

Türkiye 1 Ekim’den önce Oruç Reis sismik araştırma gemisini Doğu Akdeniz’deki araştırma bölgesinden Antalya Limanı’na çekti.

Gerekçe “rutin onarım.”

Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan ve onların arkasındaki Fransa

“1 Ekim’deki AB zirvesi -yaptırım kararları alınmaksızın- atlatılınca, Türkiye’nin Oruç Reis’i yeniden Doğu Akdeniz’e gönderdiğini” hatırlatıyor.

“AB zirvesinin bu kez de aynı oyuna gelmemesi” telkinlerinde bulunuyorlar.

Özellikle Fransa, Türkiye’ye yaptırımlara pek de gönüllü olmayan Almanya’ya bastırmakta.

Burada bir yorum daha...

“Yoksa Almanya Türkiye bandıralı kargo gemisini durdurarak, gemide aramalar yaparak Fransa’nın gazını almak mı istedi?”

......................

Türkiye “Oruç Reis sismik araştırma gemisinin Doğu Akdeniz’deki görevini 29 Kasım’da tamamlamış olacağını” açıklamış bulunuyor.

Oruç Reis’i geri çekse de, çekmese de Doğu Akdeniz’de 29 Kasım’dan itibaren araştırma yapmayacağı için “Türkiye’ye bu geminin faaliyeti nedeniyle yaptırım” gerekçesiz kalır.

HUKUK REFORMU

Türkiye-AB ilişkilerinde kısa süreden beri gündemimizde olan hukuk reformu nasıl bir rol alabilir?

AB, Ankara’ya “Hukuk reformu yapın, demokrasi çıtasını yükseltin” diye bir dayatmada bulunmuyor...

“Aksi halde, yaptırım uygularız” tehdidiyle aba altından sopa göstermiyor.

Ama...

İlerleme raporlarında “Türkiye’deki adalet gözlemleri”

yer almakta.

Anayasa Mahkemesi’nin ve AİHM kararlarının uygulanmadığı dosyalar da “AB’nin Türkiye sicil satırlarında” yer almakta.

Bugünden 10 Aralık’a kadar hukuk reformu mümkün değil.

Ama...

Bütçe görüşmelerinden sonra “Parlamentonun hukuk reformunu gerçekleştirecek yasaları görüşeceğinin” açıklanması, AB zirvesi öncesinde “değerli bir artı algısı” üretebilir.

Tabii “inandırıcı olabilmesi” şartıyla.

Arınç’ın dile getirdiği dosyalar bu açıdan da görülmeli.

UÇAN BÜYÜKELÇİ

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın Brüksel’deydi.

AB’nin üst düzey isimleriyle konuşmalar yaptı.

“Flying Ambassador”

diye bir deyim vardır.

Türkçesi “uçan büyükelçi...”

Başkanları, cumhurbaşkanları, başbakanları temsilen “tam yetkili bürokratlardır.”

Dışişleri bürokrasisinin şekil gerektiren nispeten daha ağır işleyişine karşın liderlerin mesajlarını doğrudan ve süratle iletirler.

Tam yetkiyle müzakere ederler.

İbrahim Kalın da -izlenimime göre- böyle bir misyonla Brüksel’deydi.

Bakın ne diyor:

Ben AB yetkililerine şunu

açıkça sordum:

“Yaptırım gündeme gelirse

ne elde edeceksiniz?

11 Aralık’ta yaptırım çıktı ne yapacaksınız?

Belli şirket ve kişilere dönük yaptırımlar uygulayacaksınız.

Enerji şirketlerine, arama tarama yapan gemiye, orada çalışma yapan mühendislere...

Bunun bizim tavrımızı, kararlılığımızı ve milli duruşumuzu değiştireceğini zannediyor musunuz?

Buradan bir

netice alacağınızı gerçekten düşünüyor musunuz?”

Büyükelçi Kalın Brüksel’de

şöyle bir uyarı da yapmış:

“Türkiye’ye yaptırım uygulaması, Türkiye-AB ilişkilerini zehirler, daha olumsuz sonuçlar yaratır.”

.....................

En uzun 48 saate yaklaşırken durum değerlendirmesi böyle...

BİR ATEŞ BÖCEĞİ YAK

Dün “Dünya Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” Günü’ydü.

Milliyet harika bir kapakla çıktı.

BM Kadın Birimi’nin “16 günlük aktivizm kadınlara yönelik şiddete son” kampanyasının bu yılki teması “siber şiddete dur” demek.

Bu kampanya için dünyanın çeşitli ülkelerinin saygın gazeteleri seçildi.

Türkiye’den ise Milliyet...

Kovid-19 öncesine göre kadına ve kız çocuklarına siber saldırılar dünya genelinde büyük artış göstermiş.

Bazı ülkelerde 5 katı artmış.

Kadına ve kız çocuklarına siber saldırıya “gölge salgın” deniyor.

16 gün sürecek bu kampanyada çağrı şöyle:

“Dünyayı turuncuya boya: Fonla, müdahale et, önle, veri topla.”

Bu kampanyada amaç “çevrimiçi bir dayanışma ağı oluşturmak için ekranları kampanyanın sembolü olan ateş böcekleriyle aydınlatmak.”

Katılımın nasıl olacağı Milliyet sayfalarımızda ayrıntılarıyla var.

Milliyet gene Atatürk’ün kurucusu olduğu Cumhuriyet’in ve Cumhuriyet kadınlarının, kız çocuklarının, genç kızlarının yanında...

En uzun iki gün