Hezimet

Maç boyunca Milli Takım’ın kalecisi Uğurcan (33 kez), santrfor Burak’tan (28 kez) daha fazla topla buluştu.

Milli Takım hezimetinin tüm nedenleri bu tek cümlede...

..........

“Futbol, asla sadece futbol değildir.”

Simon Kuper’in değerli kitabının kapağında böyle yazar.

Hezimet

Bu söylem, “Milli Takım’ın Hollanda karşısında 6-1 yenilgisi” ile örtüşmekte.

Pandemi, ekonomik sorunlar, göç dalgaları, içerideki milyonlarca sığınmacı, dış politikada güvenli dağlara kar yağması...

Bu olumsuzluklar arasında Milli Takım’dan başarılar “hoş bir özgüven esintisi” olabilirdi.

Hezimet

.........

Millilerimizin, Fransa ve Hollanda gibi devleri yenmesi umut veren başlangıçtı.

Ama...

Sonrasında...

Letonya, Karadağ beraberlikleri ve Cebelitarık karşısında zar zor galibiyetle karanlık bir tünele girmiş gibi olduk. 

Ve kafamızda “soru işaretleri” çizdi.

Bununla beraber...

Gene de Türkiye “grubunda liderdi.”

Ve...

Hâlâ “umut ışığı” vardı.

Hezimet

........

Ne var ki...

Tünelin ucundaki “umut ışığı” değil, karşıdan gelen trenin farlarıymış.

Ezip geçecekmiş...

Evet...

Salı gecesi maçın sonuna yaklaşırken “skor tabelası 6-0’ı gösteriyordu.”

Tek golü son saniyelerde atabildik...

Zerre sevinemedik.

Oysa Çetin Altan’ın söylemiyle, “bir avuç gökyüzünü” bulabilirdik.

Kızıl öfke ve koyu utancın girdabındayken televizyonu kapattım.

Hezimet

NEDEN?

Sağdaki ve yedek kulübesindeki topçularımızın çoğu Avrupa’nın büyük kulüplerinde oynuyor.

Aralarında 35 milyon euro transfer ücreti almış olanlar var.

Santrfor Burak Fransa’da yılın futbolcusu.

Golleriyle başı taçlandı, takımını şampiyon yaptı.

Diğer topçularımızın da ayrı ayrı “başarı öyküleri” var.

Çoğu “genç” yıldızlar.

Peki...

Kasaba büyüklüğündeki ülkeler karşısında neden beraberlikler, daha önce devirdiği Hollanda karşısında neden bu hezimet?

..........

Teknik Direktör Şenol Güneş’in “istifa” çağrıları tribünlerde yankılandı, gazete sütunlarında ve sosyal medyada çığ gibi büyüdü.

Mazideki pırıltı

Oysa...

Hatırlayın...

Aynı Şenol Güneş Türkiye’yi 2002’de dünya 3.’sü yapmıştı.

Şenol Güneş hoca sonraki yıllarda da başarılara imza attı.

“Yetersizse, dünya 3.’lüğünün sevincini yaşatmış olmasına, izleyen yıllardaki başarılarına” ne demeli?

Hollanda daha ilk dakikada golü buldu ama 2002’de Hakan da ilk dakikada topu rakip ağlara göndermişti.

O zamanda Şenol Güneş hocaydı.

Yoksa...

Son yıllarda kendini güncelleyemedi mi?

“2021’de artık 2002’nin futbolu oynanmıyor” mu diyorsunuz?

Federasyon

O halde...

Futbol Federasyonu “Şenol Hoca kendini güncelleyememişse” bunu görebilmeliydi.

Federasyon “2020’li yılların futbolunu oynatabilecek teknik direktörü bulmalı, görevi ona vermeliydi.”

Ama...

“Böyle bir ufku olan, bu değerlendirmeyi yapabilecek bir futbol federasyonu” gerekir.

Hayatlarında topa vurmamış ya da mahalle maçlarında vurmuş isimlerden oluşan bir federasyon...

Kendi alanlarında, iş hayatında çok başarılı, zeki insanlar olmaları yetmiyor.

Emekli yıldızlar

Hagi, Alex ve birkaç gerçek futbol yıldızı dışında, kulüplerimizin transfer ettiği dünya ünlüleri Türkiye’yi “emeklilik öncesi son durak” olarak görüyor ve geliyorlar.

“Alacakları son büyük transferler para tarlası” onlar için.

..........

Bu durumda “gençlere rol model” de olamıyorlar.

..........

Ve...

İçim titreyerek, kendi kendime bile sormaktan korktuğum “Milli heyecan” konulu bir soru var.

Söylemeye dilim, yazmaya kalemim varmıyor.

O nedenle bu yazıya yansıtmayacağım.

.........

En iyisi...

Futbol sohbetine “futbol fabrikası” olarak anılan “Arjantin’in bir şehrini, yetiştirdiği Messi’yi, diğer dünya yıldızlarını” yazarak devam edelim.

YILDIZ FUTBOLCU FABRİKASI

Buenos Aires’in 300 kilometre kuzeyinde bulunan Arjantin’in 3. büyük şehri “Rosairo’nun havasında, suyunda futbol var.”

Lionel Messi bu şehirde doğdu, büyüdü.

Rosario şehrinin “Newell’s Old Boys” Eğitim Merkezi’nden geçti.

Hezimet

Yine Paris Saint-Germain’de oynayan kanat oyuncusu Angel Di Maria’da Rosairo doğumlu ve aynı eğitim merkezinde yetişti.

Paris Saint-Germain’deki yıldız futbolcu Mauro Icardi de Rosairo’da doğdu.

Paris Saint-Germain’in teknik direktörü Mauricio Pochettino Rosario’nun suyunu içmiş, havasını solumuştu.

Marsilya’nın antrenörü Jorge Sampaoli de kariyerine Rosairo’da başlamıştı.

...........

Rosairo’da sabah 9’dan gece 2’ye kadar herkes her saatte futbol oynuyor.

Kentin kendine özgü bir “futbol stili” var.

Hezimet

.......

Sır “soya fasulyesi.”

Peki...

Rosairo kentinin hikmeti ne?

Eğitim Merkezi’nin Koordinatörü Hugo Galloni “futbol kabiliyetlerimizin çok olması, şehrimizin kırsalında soya fasulyesi tarım alanı zenginliğiyle açıklanabilir.

Mütevazı ailelerde bile çocuklar, atletik performans için gerekli vitaminlerle iyi besleniyor.”

Son söz...

Bizim kulüpler emekliliğin son basamağındaki futbol şöhretlerine servet ödeyeceklerine, yetenek avcılarını Rosairo’ya göndersinler.

Genç takımlarına devşirsinler.

Bir seçenek de “soya fasulyesi” yetiştirsinler. (!)