Hakkı Öcal

Hakkı Öcal

hakki.ocal@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Mustafa Kemal Atatürk’ün, batılıların anladığı anlamda bir biyografi yazarı yoktur. Bu tanıma yaklaşan ilk kişi, Tek Adam kitabının yazarı merhum Şevket Süreyya Aydemir’dir. Aydemir, ortaya 1500 sayfalık bir eser çıkartmıştı. Dahası bu kitap için yaptığı araştırma ile ona yakın uzunlukta bir de İkinci Adam adlı İnönü biyografisi çıkartmıştı. Ancak, inanılır ki, Aydemir bu araştırmalarında yazdıklarından beş, on katı belgeyi-bilgiyi elde etti ancak bunları yayınlamadı.

Aydemir, bu araştırmalarıyla ilgili olarak sadece merhum Abdi İpekçi’yle konuşmuştu. İpekçi, Aydemir’le, Kasım 1975’de son bir konuşma yapmış ve bunun uzunca bir bölümü Milliyet’te yayınlamıştı. Bu konuşmada iki nokta vardır ki hem Atatürk hem de Aydemir hakkında çok şey söyler. Birincisi:

Haberin Devamı

“Atatürk kendi aksiyonunun, kendi eyleminin hesabını Büyük Nutuk’ta verir. Ama bu Büyük Nutuk da ancak siyasî bir vesikadır. … Zamanın icap ve zaruretlerine göre, Nutuk’ta yer almış şeyler vardır ki, bunların üzerinde tartışılabilir. Meselâ Atatürk’ün silâh arkadaşlarından ayrıldığı kısımlar. Eğer Atatürk hayatta olsaydı, bugün bunları Nutuk’tan çıkartırdı.”

Aydemir’in hangi silah arkadaşlarının Nutuk’tan çıkartılacağına ilişkin tahminleri ne idi? Bu kanıya neye dayanarak varmıştı? Bunları İpekçi’ye söyledi mi?

Diğeri de şu:

“Öyle bir sıkıştırdılar ve devlet işleri artmaya başlayınca ‘Paşam bu mesele bir ihtisas alanıdır. Siz anlamazsınız’ lafları o kadar arttı ki, sonunda o da onların anlamayacağı bir alan, dil ve tarih alanını buldu.”

Atatürk’ün adeta dil ve tarih alanına hapsedildiği dönem, eğer Türk Tarih ve Dil Kurumlarının kurulduğu 1931 ve 1932 yılları ise, Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi kararının alındığı 1934 kendisinin acaba gerçekten her türlü devlet işinden elini çektiği tarihlere mi giriyor?

Aydemir’in Atatürk’ün hayatındaki yeri Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile birlikte “cumhuriyete bir ideoloji yazma girişimi” dolayısıyla, çok farklı olmuştur. Atatürk Aydemir ve Karaosmanoğlu’nun Kadro Hareketini, ondan önce Ziya Gökalp’in, Kadro’dan sonra da Recep Peker’in girişimlerini “Bize ideoloji yakıştıramazsınız. Hareketimizi donduracak herhangi bir doktrini bize giydiremezsiniz” yaklaşımı ile reddetmişti.

Haberin Devamı

O kadar ki Ziya Gökalp’e Ankara’ya gelmek yasaklanmış, Yakup Kadri Atatürk ölünceye kadar Türkiye’ye ayak basamamış, Peker ise Atatürk ölünceye kadar tarih öğretmenliği yapmıştı.

Bütün bunların güncel sonucu şudur: Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi bir Kemalist İdeoloji’nin değil, sadece İnönü’nün siyasal menfaatçilik ve appeasement (başka devletleri memnun etme) siyasetinin sonucu idi.

Yunanistan ve diğer bazı ülkelerin tepkisine bakılırsa, müze kararı gerçekten bir çok ülkeyi memnun edegelmiş. Yunan başbakanın ve ABD dışişleri bakanının yaşadıklarını açıkladıkları “hayal kırıklığı” ise insanı bu kişi ve ülkelerin hakkımızda acaba ne tür fanteziler ve hayaller içinde olduklarını düşünmeye zorluyor. Türkiye’nin lehine hayaller olmasa gerek!