Bosna’yı 30 yıl öncesine götürme hazırlıkları

Üstüne ne vazife ise, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, Avrupa Birliği genişleme süreci içinde Bosna-Hersek’in birliğe katılmasının ortaya “2 milyon Müslüman’ın Avrupa’ya entegrasyonu sorunu” çıkartacağını söyledi.

Orbán, Avrupa’nın milliyetçi ve muhafazakâr ve hatta “Koyu Hıristiyan”’ lideri olarak tanınırken, bugün ülkesinde kiliseleri bile “kendisinden yana” ve “kendisine karşı” olarak ikiye bölmeyi ve alenen “Faşist” diye nitelenmeyi başardığı için, onun bu sözleri en fazla, Avrupa’yı pençesine alan İslamofobi’nin bir yeni ifadesi sayılarak bir kenara bırakılabilirdi. Ama bu sözler, Bosna’nın üçlü yönetimindeki Sırpların lideri Milorad Dodik’e yeni bir müttefik ve ilave güç kazandırmış oldu. Dodik, bir süreden beri Bosnalı Sırpları birlikten çekilmeye ve bağımsızlık ilan etmeye teşvik ediyor. Dodik sadece ayrılıkçı söylem üretmekle kalmıyor aynı zamanda, Bosna-Hersek içindeki iki idari bölümden biri olan “Republika Srpska” içinde paralel devlet yapıları kurmaya da başlamış bulunuyor. Bu, komşu Sırbiya Cumhuriyeti ile karıştırılmamalı; Dayton Anlaşması ile Yugoslavya üçe bölünürken oluşturulan Bosna-Hersek’in içinde iki idari birim, Republika Srpska ve Bosna-Hersek Federasyonu oluşturulmuştu. Bu birimin meclisi, bir ay önce, Bosna-Hersek’in ortak ordusundan, istihbarat dairesinden, vergi sisteminden ve adli yapıdan çekilme kararı aldı.

Bosnalı Müslümanlar ile Katolik Hırvatlar, tıpkı 30 yıl önceki, 100 bin kişinin can verdiği, 50 bine yakın kadının tecavüze uğradığı ve 3 milyon kişinin evini terk ederek başka yerlere sığındığı Bosna Katliamı’nı hazırlayan söylemlerin tekrarlanmasını duymazdan geliyorlar. Yoksa ortada Bosna-Hersek diye bir ülke kalmazdı. Boşnak lideri olan Şefik Daferoviç, Macaristan Başbakanı’nın sözlerini “ırk ayrımcılığı ve ırkçı bir ideolojinin ifadesi” olarak nitelemekle yetindi.

Dodik ve Orbán’ın söylemleri kadar insanlık dışı olan bir durum varsa, o da Avrupa’nın başbakanı konumundaki Ursula von der Leyen ile AB’nin başkanı Charles Michel’in ağzından 2 milyon Müslüman’ın AB ile bütünleşmesinin sorun olmayacağına dair tek kelime çıkmamasıdır. Elbette Viktor Orbán’ın bir demeciyle Bosnalı Sırpların, 1992-95 arasını kan gölüne çeviren soykırımına tekrar başvurmaları beklenmez. Ancak Saraybosna Kuşatması ve Srebrenitza Katliamı gibi vahşetlerden önceki söylemler de aynen böyleydi. İngiliz devlet adamları da “Avrupa’nın göbeğinde bir Müslüman adasına izin veremeyiz!” diyorlardı. O zaman da Avrupa Birliği liderleri bu söylemleri uzaktan hoşgörülü tebessümlerle dinliyor ve ağızlarını açmıyorlardı.

Komşu Hırvatistan’ın eski Dışişleri Bakanı Vesna Pusiç, “Boşnaklar Avrupa’nın bütünsel parçasıdırlar ve İslam yüzyıllardır bir Avrupa dinidir” derken, Macaristan, Bosnalı Sırplara 100 milyon euro bağışta bulunuyor. Bu para Republika Srpska’ya Dodik’in ırkçı söylemlerini gerçekleştirmesi için açılan bir kredidir.

Biz bu yolun sonunda nereye varacağını görüyor ve bundan insanlık adına korkuyoruz.