Kudüs’ün kurtuluşu İsrail’in de kurtuluşu olacak

Bir siyasetçinin, bir ulusu nasıl kötü bir şöhretin sahibi edebildiğini Hitler ile görmüştük. Şimdi başka bir siyasetçinin sadece bir ülkeyi değil aynı zamanda koca bir dinin bütün cemaatine nasıl leke getirdiğini hep beraber görüyoruz. Netanyahu’nun Museviliğe sürmek üzere olduğu bu lekeden, İsrail’de oturmayı Tevrat’ın hükümlerine aykırı bulan bir avuç koyu Musevi ile İsrail’deki bazı partilerin taraftarları muaf tutulmalı.

Netanyahu bu partilerin kendisini saf dışı bırakarak, kendi aralarında bir koalisyon kurmaları ihtimalini de en az 60’ı çocuk 200’den fazla Arap ile birlikte katletti. Her şeyin Netanyahu’nun komplosu olduğu o kadar açık ki!

Herhangi bir demokratik ülkede olsa, bugün çoktan Yesh Atid (İstikbal) Partisi ile Yemina (Sağa Doğru) ittifakı kimin kaç bakanlık alacağı üzerinde de anlaşmış ve Ra’am (Birleşik Arap-Muvahhada) partisinin belki de içeriden desteğiyle Netanyahu’suz bir hükümet kurulmuş olacaktı. Netanyahu ve başka yerde yerleşemezlermiş gibi illa gidip Kudüs’te işgal altındaki mahallelerde bin yıldan beri oturan Arap aileleri çıkartarak onların evine el koymak isteyen “yerleşmeci” adı altındaki aşırı eğilimli-militan Museviler, temyiz mahkemesindeki davanın sonucunu beklemeden, Şeyh Cerrah mahallesinde 30’a yakın silahsız Arap’ı öldürdüler.

Bu cinayetlerin Netanyahu’suz koalisyonu imkânsız hale getirmek olduğu daha o gün hem de İsrail gazetelerindeki adil yazarlar tarafından ifade edildi. Ancak ilgili parti ve grupların liderleri yine de siyasal sürecin işleyeceğini sanıyorlardı; Netanyahu ise Hamas’a güveniyordu. Nitekim kimseye karşı etkili olmayan sözde İran roketleriyle İsrailli üç sivilin öldürüldüğü tepki eylemi, Netanyahu’ya aradığı fırsatı verdi. Koalisyon görüşmeleri suya düştüğü gibi, şimdi sadece başbakan adayları arasında seçim yapılmasını sağlayacak bir kanun değişikliğiyle Netanyahu’ya başbakanlığın yolu yeniden açılmak üzere.

Tabii, bugün New York’ta toplanacak BM Genel Kurulu’nda ABD’nin engellemesi olmaz ve Türkiye’nin hazırlayıp sunduğu Kudüs tasarısı kabul edilmezse.

İşin tarihçesi şöyle: BM, 1947’de ve 1948’de “Filistin Arap Devleti” ismini verdiği yapıyı oluşturan iki karar kabul etti. Sonra baktı ki bölgedeki silahlı Musevi kuvvetleri bu devletin oluşumuna engel oluyorlar; 1949’da 303 sayılı kararla, bu devletin başkenti Kudüs’ün uluslararası koruma altına alınmasına hükmetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümeti, son bir haftada yaptıkları 30’u aşkın devlet ve hükümet başkanı veya dışişleri bakanı seviyesindeki görüşmelerle, bugün toplanacak BM Genel Kurulu’na, 303’ün hayata geçirilmesini öngören yeni bir karar için görüşme açılmasını sağlamanın yolunu açtı. Ne var ki bu yol çok ama çok tehlikeli. Demeçleriyle, katliamın orta yerinde sevkiyata başladığı 735 milyon dolarlık silah sevkiyatıyla Netanyahu’nun yanında durduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tabiriyle “kanlı elleriyle tarih yazmaya başlayan” Joe Biden, bu kararın çıkmasına engel olabilir. Karar alınsa bile, Biden Netanyahu’nun bütün Filistin’e el koymak için kurduğu plana böylesine engel olacak bir kararı uygulatacak mıdır?

İsrailli eski siyasetçi, eski bakan Shulomit Aloni, İsrail’in Hitler’in Musevi Soykırımı ile İsrail’in varlığını sorgulayan anti-Semitizm’i bir kumarbazın, ceketinin kolundan çıkarttığı iskambil kâğıtlarına benzetmişti: “Holokost ve anti-Semitizm, sadece Filistinlileri susturma ve işgalin genişleyerek kalıcı hale getirilmesi için hiledir.”

Bu kanla yazılan tarihin yazıcıları, yolun sonuna geldiklerini, her türlü hilelerinin bilindiğini ve dünyanın kumar masasından sıkıldığını ve tiyatronun artık sona ermesinde kararlı olduğunu anlayacaklar mı?

Oysa Kudüs uluslararası yönetime bağlanır, Netanyahu’nun bu kanlı kumarına son verilirse, sadece işgal altındaki topraklarda oturan Müslümanların can güvenliği sağlanmış olmakla kalmayacak, aynı zamanda Museviler de en kutsal değerlerinin basit bir yayılmacı-sömürgeci oyununa alet edilmesinden kurtulmuş olacaklar.