Senin derdin ne arkadaş?

Herhangi bir İsrail gazetesi aynı hafta içinde art arda üç Türkiye aleyhtarı makale yayımlarsa ve sayfalarını bunlardaki yargıları destekleyecek sözüm ona haberlerle süslerse, bu dikkat çekici oluyor.

Ortak yurttaşlarımızın çokluğu, bunların gazete okuyucusu olarak ikinci vatanlarından haber alma ihtiyacının yüksek olması dikkate alınırsa, İsrail medyasının Türkiye’den düzenli haber vermesi son derece normaldir. Türkiye’de de medyada İsrail haberleri eksik değildir. Bu haberlerin çoğunluğu İsrail hükümetinin işgal altındaki topraklara ve Filistinlilere yönelik uygulamalarından kaynaklansa da bu ilgi uluslararası medya ilgisinden daha yüksek değildir.

Ancak belirli bazı İsrail gazetelerinin ve bu gazetelerdeki belirli yazarların Türkiye ilgisi standart habercilik ve yorumculuk ölçülerini aşıyor.

Nasıl ki bir Avrupa gazetesinin, “Türkiye Kürt yanlısı muhalefet partisini kapatıyor” diye başlık atması o gazetenin hatta ülkesinin Türkiye, AK Parti ve genel olarak İslam coğrafyasına ilişkin husumetiyle yorumlanırsa, belirli İsrail gazetelerinin bu tür bir toptancılık yapması, çok daha zor affedilir nitelik taşıyor. Neden? Çünkü İsrail medyasında çalışanların çoğu ya yaz-kış tatillerini Türkiye’de geçiriyorlar ya da Avrupa-ABD yolunda Türkiye onlar için bir doğal durak oluyor. İsrail medyasında Türkçe bilenlerin de sayısı az değildir.

Türkiye “Kürt-yanlısı” bir muhalefet partisini kapatmaya hazırlanmıyor. Bu başlığı belki bir İzlanda gazetesinin editörü, bir ajanstan aldığı haberi dikkatlice okumadan atabilir. Ama bir İsrail gazetesinin bunu yapmaya hakkının olduğunu sanmak kolay olmasa gerek. Neden? Çünkü ülkesinde Türkiye yurttaşı çok sayıda İsrailli var ve onlara ikinci vatanlarıyla ilgili bu kadar asılsız bir bilgi vermek haberciliğin temel ilkelerine aykırı.

Türkiye’de bir siyasal partinin kapatılması belki 1980 Anayasası’nın temelindeki faşizan felsefeyle çok kolaydı. Kenan Evren ve cuntası, Atatürk’ün kurduğu parti demeyip, CHP’yi bile kapatmışlardı. Binlerce kişiyi yurttaşlıktan atma ilkelliğinden tutun 3 bin genci idamla yargılama vahşetine kadar, insanlık dışı işlere kalkışmışlar ve bunu yasalara da işlemişlerdi. İsrailli bir editörün bilmesi gerekir ki, geçen 40 yılda, özellikle son 10 yılda Türkiye, İsrail’in düşünemeyeceği kadar ileri demokratik reformları gerçekleştirmiştir.

Gazetedeki “Erdoğan ve Netanyahu, azınlıklarının hakları üzerinde tepiniyorlar” başlığı ve makalesi ne gerçekleri yansıtıyor ne de kendi okuyucularına anlaşılır bir hikâye sunuyor.

Netanyahu ile Erdoğan, Türkiye’deki Kürtlerle İsrail’deki katı dinci bir siyasal parti birbiriyle mukayese edilebilir. Türkiye’deki Kürtlere yönelik son yasa değişikliği, onların çocuklarına Kürt kültürüne uygun isimler verebilmeleri sağlıyordu. Türkiye’deki etnik grupların şu ya da bu partiye üye olmasını engelleyen ne yasa ne de yasa dışı bir uygulama mı vardır? Böyle bir uygulama ne zaman olmuştur?

Birileri Türkiye ile İsrail’in arasını bozmak için can atıyor.