17 Aralık soruları!

Kim mi bunlar?Türkiyenin AB üyeliğine karşı olanların, Kıbrısta çözüm istemeyenlerin oluşturduğu bir takım bunlar. 17 Aralıkta AB zirvesinden temiz bir tarih de çıksa bu takım, hiç kuşkunuz olmasın, kafa karıştırmayı sürdürecek.Bin dereden su getirerek ya da öküzün altında buzağı arayarak, Türkiyenin AB içinde nasıl karnıyarık gibi ortasından pat diye bölüneceğini, nasıl satılacağını, nasıl sömürüleceğini anlatmaya devam edecekler.Bu takım malum, geçelim.Peki, 17 Aralıkta ne olacak?Son saate kadar pazarlıklar sürecek. Diplomatların laf cambazlığına açık metinlerin her kelimesine, virgülüne, noktasına kadar çekişmeler yaşanacak.Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Chirac iç politikada kendi elini biraz daha güçlendirmek amacıyla, bazı ülkelerle birlikte evetin amasını daha belirgin hale getirmek için çaba sarf edecek. Kıbrıs Rum tarafı da tanınmak ya da bunun sözünü almak için son ana kadar bastıracak.Hiçbiri sürpriz değil.Dışişleri Bakanı Güle yakın üst düzeyde bir diplomatik kaynak geçen gün şöyle diyordu:"Ne çok iyimserim ne de kötümser. Ama sonuçtan ümitsiz değilim. 17 Aralıkta işler kırılma noktasına gelmez. İyi olacak sonuç. Soğukkanlı ve sabırlı olmak gerekiyor şu günlerde..."Bazı konularda yoğun bir diplomasi trafiği yaşanıyor. Bunlardan biri, Türkiyeye tam üyelik yerine özel statü ya da imtiyazlı ortaklık tanınması.Mümkün mü? Hayır.Çünkü böyle bir şey, Türkiyenin reddedilmesi demek. Türkiyenin AB ile ilişkileri kırk yıldır tam üyelik hedefi üstüne oturmuştur. Resmi belgelerin neredeyse tümünde bu var. Son olarak 2002 yılı Kopenhag Zirvesinde de üyelik hedefi herhangi bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tekrarlandı.Bu biliniyor.Ama bilinmesine rağmen üyelik müzakerelerinin açık uçlu olacağı belirtilerek son tahlilde özel statü kapısının aralık tutulmasına çalışılıyor.Açık uçluluk aslında malumu ilan anlamı taşıyor. Türkiye gerekli koşulları yerine getirmezse ya da getirse bile, on onbeş yıl sonra Fransız halkı referandumla ya da Alman parlamentosu oylamayla Türkiyenin üyeliğini reddedebilir.Bu ihtimal her zaman var.Onun için açık uçlu deyiminin tek başına çok fazla önemi yok. Ama şimdi bütün politik manevralar bunun arkasına biraz daha bir şeyler takarak, açık uçluluğu bazı soslarla vurgulayarak özel statü imasını güçlendirmeye dönük.Gelelim serbest dolaşıma...Bugün tam üye olan birçok ülke için de 6 - 8 yıllık geçiş dönemleri var. Yani işgücünün serbest dolaşımı ABde öyle serbest değil. Tam serbest gözüktüğü noktalarda da fiili ve kültürel birçok engel çıkarılabiliyor.Kalıcı olarak engellenebilir mi?İşgücü dolaşımında kalıcı kısıtlama, ABnin temel felsefesine aykırı. Bu nedenle Avrupa hukukuna ters. Böyle bir kararın alınması, konunun Avrupa Adalet Divanında iptalini getirir.Ayrıca, işgücü konusunda tersine bir göç yaşanması gelecek açısından daha yakın ihtimal. İtalya, İspanya, Portekiz ve Yunanistan bakımından bu olgu geçmişte yaşandı. Türkiyenin ekonomik büyüme rayına oturması ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının artmasıyla dışarıya göç vermesi çok sınırlı olabilecek.Tarım ürünlerine gelince...Türkiyenin bu alanda da kısıtlamayla karşı karşıya gelmesi gündemde. Ama bu da sadece Türkiyeyle sınırlı değil. Ayrıca, Türk tarımı zorluk içine düşerse, bu kısıtlama mekanizmasını geçici olarak Türkiye de kullanabilecek. Bu da unutulmasın.Askıya alma konusu...Türkiye yükümlülüklerini yerine getiremezse, Türkiyede darbe olursa, müzakereler askıya alınabilir. Kâğıt üstünde bu da mümkün. Bundan önce örneğin Slovakya için uygulanmış bu yaptırım. Bulgaristan ve Romanya için de gündeme getirilmiş...Bütün bu sıraladıklarımın tümü 6 Ekimde AB Komisyonunun yayımladığı Türkiye İlerleme Raporunda yer alıyor. 17 Aralıkta da Türkiye kararının üç aşağı beş yukarı bundan farklı olmayacağını belirten çok sayıda gözlemci var.Kıbrısa gelince...Türkiye haklı olarak 17 Aralık kararını görmeden Kıbrıs Rum yönetimini sevindirebilecek herhangi bir adım atmaktan yana değil. Rum tarafının bu yüzden veto kartını kullanması uzak ihtimal. Çünkü bütün kozlarını Türkiyeyle müzakere sürecinin açılmasıyla kullanabileceğini baştan beri çok iyi biliyor Rumlar...Ama şu da bir gerçek:Türkiyenin müzakere sürecinde Rum tarafı tam 62 kez kullanabileceği bir veto kartına sahip. Bu nedenle Türkiye eninde sonunda bir formül bulmak zorunda. Rum yönetimini şöyle ya da böyle tanımak, ama aynı zamanda KKTCnin varlığını güvence almak gibi bir formül... Tabii kolay değil. (Antiparantez, bu da Denktaşçıların bir hediyesidir Türkiyeye...)Uzun lafın kısası:17 Aralıkta, Türkiyenin AB ile üyelik müzakerelerine 2005te başlamasına ilişkin karar çıkar ve Türkiye de yoluna devam eder diye düşünüyorum. h.cemal@milliyet.com.tr Şu günlerde etekleri zil çalanlar var. Pusuya yatmış heyecanlı bir bekleyiş içindeler. Tüm umutları 17 Aralıkta Türkiyenin ABden tarih konusunda tökezlemesi...