AB ile ip gergin ama...

Bu ne mi demek?Sıkı pazarlığın sürdüğünün işareti.Neyin pazarlığı?Tarih pazarlığı değil. Türkiyeyle müzakerelerin en geç 2005 yılı ekim ayında başlayacağı kesinleşmiş gibi...Tam üyelik pazarlığı mı?Bu da değil. Türkiyeyle müzakerelerin tam üyelik hedefine dönük olarak başlayacağı konusunda da herhangi bir kuşku kalmamış gibi...Peki, neyin pazarlığı?Kapalı kapılar arkasında süregelen pazarlığın püf noktası, öyle anlaşılıyor ki, ucu açıklık konusunda düğümleniyor.Bu ne demek?Tam üyeliği öngören müzakerelerin ille de başarıyla sonuçlanması gerekmiyor demek. Ama bu da eski deyişle malumu ilan...O zaman?..Evet, her türlü müzakerenin ucu açıktır. Bir yer gelir, gereği yapılmaz ve anlaşma olmazsa, her müzakere nihayetinde sonuçsuz kalır.Öyleyse?..Ucu açıklık kendi başına anlaşmazlık noktası değil. Yalnızca bunun belirtilmesinin Türk tarafında çok fazla rahatsızlık yarattığını sanmıyorum.Peki, rahatsızlık yaratan ne?Ankarayı rahatsız eden, daha çok bu ucu açıklık deyiminin arkasına bir şeyler eklenmesi ihtimali. Bu konuda özellikle Parisin ısrar ettiği, Cumhurbaşkanı Chiracın iç politikada kendi elini güçlendirmek için Türkiyeyle ucu açık müzakerelere, adını koymadan, dolaylı biçimde de olsa, imtiyazlı ortaklık anlamını taşıyan bir ek istediği yüksek kuliste dolaşıyor.Ankara ise buna karşı.Ne kadar karşı?Brüksel, Paris şimdi bu sorunun karşılığını arıyor. Acaba Başbakan Erdoğan bu yüzden ipleri koparır mı, hayır der mi? AB ile Fransa şu günlerde özellikle bu konuyu merak ediyor. Kararlılığını koruyan Başbakan Erdoğanın nereye kadar gidebileceğini öğrenmenin peşindeler.Ama Ankara elini göstermiyor.Avrupa Birliği de öyle. O da elini göğsüne çok yakın tutuyor. Başbakan Erdoğana demek istiyorlar ki:"Tarih dediniz verdik. Tam üyeliği öngören müzakereler dediniz, bunu da verdik. Üyelik müzakereleri 2005te başlayacak. Daha ne istiyorsunuz? Bunlar sizin beklentilerinizi karşılar. Şimdi siz de bize biraz yardımcı olun. Örneğin, üyelik müzakereleri diyelim on yılın bitiminde sonuçsuz kalırsa, sizin de mutabakatınızla bir başka ilişki modelinin aranabileceğini 17 Aralık zirve kararına artık bırakın da koyalım."Düğüm galiba burada.Ama yalnız bu değil.Başka anlaşmazlıklar da var. AB üyelerinin kendi aralarında da yoğun olarak tartışılmakta olan sürekli derogasyon ve koruma hükmü bunlardan biri. Ya da Kıbrıs bir başkası...Dışişleri Bakanı Gülün yakın çevresinden güvenilir bir diplomatik kaynak dün öğleden sonra şöyle dedi:"Pozisyonlarımız henüz değişmedi, aynı noktada duruyoruz. Birkaç hayati cümle üzerindeki pazarlık, 17 Aralık son dakikaya kadar devam edebilir. Daha bir hafta var, uzun bir süre..."Peki kopma olabilir mi?Buna ihtimal veren yok gibi.Ben de hâlâ bu görüşteyim. Türkiyenin hayır diyeceği bir zirve kararı beklemiyorum. Brükselde konuyu yakın takipte tutan bir diplomatik kaynak dün öğle vakti şöyle diyordu:"Virgülüne, kelimesine, cümlesine kadar çok sıkı bir pazarlık var. Belki bazı konularda iş laf cambazlığına kalacak. Merak etmeyin diplomasinin yaratıcılığı ile siyasetin kararlılığı birleşir ve Türkiye 17 Aralıkta istediği sonucu alır."Son söz:İp şimdilik gerilmiş olsa da, mutlu son çok daha güçlü bir ihtimal.Nitekim, Başbakan Erdoğan dün akşam üstü Brükselde Türkiye Platformu toplantısında yaptığı konuşmayı, "Önümüzdeki hafta bu gün şimdiden hayırlı olsun diyorum" diye güleç bir yüzle noktalıyordu. h.cemal@milliyet.com.tr Avrupa Birliği dönem başkanı ve Hollanda Başbakanı Balkenende Brükselde Başbakan Erdoğanla görüştükten hemen sonra Parise, Cumhurbaşkanı Chiracla buluşmaya gitti.