Aşk, ekmek, demokrasi!

Bilemiyorum.Demokrasinin ekmekle ilintisi sır değil.Ya aşkla demokrasi bağı?Bu da şimdi nereden çıktı denebilir. Bu bağı kuran ben değilim, bir Fransız politikacı:Segolene Royal.Fransız siyasetinde yıldızı son zamanlarda parlayan bir kadın. Üstelik, Sosyalist Parti'nin adayı olarak Fransa'da cumhurbaşkanı seçilen ilk kadın olması da yakın ihtimal.Geçenlerde şöyle demiş:"Demokrasi aşka benzer. Ne kadar yaşatırsan, sahip çıkarsan, o kadar büyür çünkü..."Sahip çıkmazsan tersi olur.Aşk gibi demokrasi de küçülür. İkisinin de üstüne titremen lazım. Yoksa ikisi de kollarının arasından yitip gider.Aşkı da, demokrasiyi de büyütmenin yolu, köklerini sulamaktan geçiyor.Örneğin demokrasiyi güçlendirmek için ifade özgürlüğünü sahiplenmen şart. Tabii bunun için 301 gibi ayıplara da son vermek gerekiyor.Sözgelimi, isteyen Ermeni soykırımı yoktur der. İsteyen Ermeni soykırımı vardır der. İkisi de ne düşünüyorsa, özgürce söyler. Birini savunurken, ötekinin gırtlağını sıkmaya kalkışmanın yeri yoktur demokrasilerde.Bu nedenle örneğin Segolene Royal'ın "Ermeni soykırımı yoktur!" diyenin hapse atılmasını öngören yasaya kararlılıkla karşı çıkması gerekirdi.Ama bunu yapmadı.Klasik siyasetçi gibi davrandı. Böylece, o güzel "Demokrasi de aşk gibidir!" sözünü lafta bırakmış oldu Royal... Doğru dürüst ifade özgürlüğü olmayan yerde demokrasi dal budak saramaz. Bu açıdan sinema oyuncusu Sibel Kekilli'nin Milliyet'in pazar ekindeki sözleri ilginçti. Son olarak Antalya Film Festivali'nde Eve Dönüş filmindeki rolüyle Altın Portakal ödülünü alan Kekilli şöyle demiş:"Türkiye'de her düşündüğünü söyleyemezsin diye beni uyarıyorlar. Ama ben Avrupalıyım ve bu benim hakkım. Bu hakkı kimsenin almasını istemem. O yüzden Türkiye'de temelli yaşayamam."Nedir tepkiniz?...Tepkiniz, demokrasi anlayışınızla ilgili ipucu da verebilir. Evet öyle.Sözcükler özgürce uçuşmadan demokrasi olamıyor. Sözcüklerden herkesin kendi gönlünce dünyalar kurabildiği yerde demokrasi büyüyebiliyor.Tabuların kırılamadığı, önyargıların insanlar arasında duvarlar ördüğü yerde demokrasi de, barış da gelişemiyor.Tıpkı aşk gibi demokrasiyi de büyütmek istiyorsak, onun için daha çok gayret sarf etmemiz lazım. İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü, düşünce özgürlüğünü, kadın-erkek eşitliğini daha fazla sahiplenmemiz şart.Ama bu da yetmez!Daha fazlası gerekiyor. Ekmek de şart demokrasi için. Karnı tok, sırtı pek olmayan insanların diyarında demokrasi pek öyle kolay kol gezemez.Bir başka deyişle:İfade özgürlüğü kadar, insan hakları kadar, hukuk kadar, aş ve iş de lazım demokrasiyi egemen kılmak ve geliştirmek için. Bunun yolu da ekonomiye, yatırıma, üretime, ticarete akıl erdirmekten geçiyor.Başka çare yok.Her yıl 700 bin kişiye iş bulmak durumundayız. Kendi olanaklarımızla bunun ancak yarısı yapılabiliyor. Diğer yarısı için dış kaynak, doğrudan yabancı sermaye yatırımı zorunlu.Bu alanda son iki buçuk yıldır, yani Türkiye'nin AB ile üyelik müzakereleri rayına oturmasından beri iyi haberler var.Son olarak Akbank'ın yüzde 20'si için Citibank'ın 3.1 milyar dolar, Zorlu Grubu'nun Denizbank'ına Dexia'nın 2.4 milyar dolar ödemelerinden sonra iki buçuk yılda Türkiye'ye giren doğrudan yabancı sermaye yatırımları 30 milyar dolara yaklaştı.1980 ile 2003 arasındaki 23 yılda doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ancak 19 milyar dolarda kaldığı düşünülürse, son iki yıldır bir 'patlama'dan söz etmek de mümkün...Ve bu 'patlama'yı anlamaya çalışmak lazım. Bu 'patlama'ya akıl erdirmek lazım. Çünkü başka türlü hiçbir şeye dikiş tutturamayız bu ülkede.Ne demokrasiye, ne barışa, ne huzura.Aşk, ekmek ve demokrasi işte böyle tuhaf bir karışım galiba... h.cemal@milliyet.com.tr Böyle bir başlık ilgi çekebilir. Ama yazıyı ille de okutabilir mi baştan sona?..