Barış ve bomba!

Mardin'deki eğlenceydi, İstanbul'daki barış toplantısı.İkisi de düşündürücüydü, güzeldi.Mardin'de cumartesi akşamı Cercis Murat Konağı'nda Ebru Hanım'ın konuğu olduk, zarif konukseverliğini tanıdık.Bir yandan fasıl çaldı, bir yandan geleneksel Mardin mutfağında yedik içtik.Tahinli patlıcan, firik salatası, mekbus, muammara, zeytinyağlı kurutulmuş acur dolması, ekşili erik, pekmezli erik, cevizli tebbule, sarımsaklı etli yaprak sarması, limonlu portakallı dondurmalı irmik helvası...Sıcak bastıkça, terasa çıkıp ışıl ışıl teknelerin dolaştığı ucsuz buçaksız bir deniz gibi göz alabildiğince uzanan Mezopotamya Ovası'nı seyre daldık.Harikuladeydi.Fasıl bütün gece susmadı.Bir ara baktım, fasıl Kürtçe söylüyor; İstanbul'dan bu diyara ilk kez gelenler, ellerindeki sarı-kırmızı-yeşil renkli ve pullu mendilleri sallayarak neşe içinde dans ediyorlar.Nereden nereye?..Bir zamanlar Kürtçe söylemek de, sarı-kırmızı-yeşil renkler de yasaktı. 1990'ların sonuna kadar...Polis telsizinden anons gelirdi:"Amirim, o malum renklerle dans ediyorlar, Kürtçe şarkı söylüyorlar!"Düğün bazen basılır, sahipleri karakolu boylardı.Evet, bir bedel ödeniyor.Hem de ağır bir bedel...Ama değişim de yaşanıyor.Yavaş da olsa öyle...Hafta sonu bu değişimi Midyat'ta, Nusaybin'de, Mardin'de bir kez daha gözlerimle gördüm, kulağımla duydum. İnsanlar eskiye dönmek, 1990'ların filmini bir daha seyretmek istemiyor. PKK'nın zemin kaybetmesi bu yüzden...Kuzey Irak'a operasyon yapılmamış olması ve hükümetin bu konuyu içeride soğukkanlı ve kontrollü biçimde götürmesi geleceğe dönük iyimser beklentiler yaratmış. Silahların tümüyle susmasından ve hayatın artık tamamen normale dönmesinden yana Kürtler...Kısacası:Barış isteniyor!Pazartesi akşamı Taksim'de bir otelde katıldığım toplantı da barışla ilgiliydi. Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu adını taşıyan sivil toplum girişimi tarafından düzenlenmişti. Davetiyenin üstünde, "Barışa bir şans verin!" yazıyordu. "Silahlar sussun, barışçılar konuşsun!" çağrısı yapılıyordu.Ben de Kuzey Irak izlenimlerimi, Mardin izlenimlerimi anlattım.Kısaca dedim ki:Hem Güneydoğu'da hem Ankara'da değişen bir şeyler var. Sanki bir barış kapısı aralanıyor. Ankara-Washington-Kuzey Irak üçgeninde bir şeyler pişiyor gibi. Öylesine bir süreç uç verdi ki, eğer gereken dikkat gösterilir ve siyasal kararlılık devam ettirilirse, anaların artık ağlamayacağı, şehit cenazeleriyle taziye çadırlarının son bulacağı, PKK'nın da silah bırakıp dağdan ineceği günler gelebilir.Genç bir adam söz aldı.Sesinde alaycı titreşimler:"Hasan Cemal Bey" diye konuştu, "Başbakan Erdoğan'ı gördüğünüzde sorun bakalım ona. Bu aralar PKK'nın silah bırakmasından çok söz ediyor. Silahların hangi adrese bırakılacağını da söyleyiversin bari."Tekrarladım ben de:"Silahlı mücadele, siyaset aracı olarak terör ve şiddet çıkmaz sokaktır. Geçmişin acıları elbette unutulmaz. Ama geçmişin tutsağı olarak da güzel bir gelecek kurulamaz. Bu gerçek iki taraf için de geçerlidir. Biliyorum, iki tarafta da barış ve demokrasiyi sevmeyenler var. İyimserliğin uç verdiği bugünkü ortamı bir bombayla bir anda berhava etmek isteyebilirler. Buna karşı hem hükümetin, hem barıştan yana sivil toplumun dikkatli olması gerekir."İki gün arayla yaşadığım iki akşamın hikayesi işte böyle.DUYURUHafta sonu üç gün yazı yok tatil var.Salı günü tekrar buluşmak üzere. HC h.cemal@milliyet.com.tr İki gün arayla iki farklı akşam yaşadım. Biri, Mardin'in orta yerinde. Biri, İstanbul'un göbeğinde.