Biz kimiz?

Dedem, annemin babası Çerkez, Gabardey kolundan. Kuban Nehri kıyısındaki Krasnodar'dan İstanbul'a gönderilmiş çocuk yaşta, Osmanlı ordusunda subay çıkmak üzere...Anneannem ise Müslüman bir Gürcü. Küçükken, Gürcistan'dan Kıbrıs'a sürülen, oradan İstanbul'a göç eden bir ailenin ferdi...Babaannem, Rumeli'den. Aile, İstanbul'a Yunan Makedonyası'ndan, Serez'den gelmiş... Büyükbabam ise Ege'den, Midilli doğumlu. O da küçükken subay çıkmak üzere 19. yüzyılın sonlarına doğru İstanbul'a gönderilmiş...Ben Türküm.Siz kimsiniz?..Biz kimiz?..İstiklal Savaşı sonrasının Anadolu'sunda Müslümanlar büyük çoğunluğu oluşturuyordu.Ama buna karşılık etnik yapı, Türküyle, Kürdüyle, Arnavutuyla, Gürcüsüyle, Çerkeziyle, Boşnağıyla, Arabıyla, Rumuyla, Ermenisiyle, Musevisiyle, Çeçeniyle, Lazıyla, Süryanisiyle vs... olağanüstü, rengârenk bir farklılık gösteriyordu.Ayrıca Anadolu'ya dışarıdan gelenler, yani İmparatorluğun çöküş sürecinde eski Osmanlı topraklarından göç edenler nüfusun üçte biri civarındaydı.Kurtuluş Savaşı sonrasında bütün bu farklılıklardan bir ulus-devlet yaratmak, laik cumhuriyet rejimini kurmak, arkasından da demokrasiye adım atmak elbette çok güç oldu, sancılı geçti.Bugün de sorunlar bitmedi.Taşlar yerli yerine oturmadı.Yukarıdan aşağı uygulanan ulus-devlet projesindeki bazı aşırılıklar ve başka kimlikleri bastıran Türk milliyetçiliği anlayışı günümüzde de demokratik hukuk devletini birçok açıdan ikinci sınıflığa mahkûm etti.Şu da söylenebilir:Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana seksen küsur yıl geçmesine rağmen kendi kendimize daha hâlâ Biz Kimiz diye soruyorsak, kimlik ile ilgili sorular bu ülkede daha hâlâ tedirginlik yaratabiliyorsa, bu durum Türkiye'de daha hâlâ birçok şeyin yerli yerine oturamadığını gösteriyor.Bu yüzden, Biz Kimiz sorusunun karşılığını sormaya ve tartışmaya başlamış olmamız önemli. Onun için gazetemiz Milliyet'in, Tarhan Erdem'in yönetimindeki KONDA'yla, cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı sivil kimlik araştırması olumlu bir gelişmedir.Araştırmanın bir tespitinin altını özellikle çizmekte yarar var.Diyor ki:"Bu topraklarda barış ve huzur içinde yaşamak herkesin istisnasız dileğidir."Bundan daha insani bir dilek olamaz.Ama ne yazık ki dünyada bugün ancak bir avuç toplum ve ülke, kalkınmış ileri demokrasiler, böylesine bir ayrıcalığa sahip durumdalar.Evet, barış ve huzur...Ama nasıl?Soru ve sorun budur.Toplumsal barışı yakalamanın iki temel yolu var.Biri, refah ve eğitim.Öteki, demokrasi ve hukuk.Aş ve iş sorununu çözmeden, demokratik hukuk devletinin gereğini yerine getirmeden, insanını doğru dürüst okutmadan barış ve huzuru yakalamak hayaldir.Milliyet'te iki gündür yayımlanmaya başlayan KONDA araştırmasına bu pencerelerden bakınca, Türkiye'nin önünde daha kat etmesi gereken uzun bir yol olduğu anlaşılıyor.İşsizlik büyük sorun...Gelir dağılımı çok adaletsiz...Eğitim dökülüyor.Eşitsizlik feci...Göç çok yoğun...Etnik yapı ve dini aidiyetler konusunda taşlar yerli yerine oturabilmiş değil. Kısacası:Biz Kimiz diye çekinmeden sormak, yanıtları -özellikle partiler ve siyasetçiler arasında- serbestçe tartışmak, böylesi konulara gereken zamanı ayırmak, toplumsal barışa açılan yolda yürümenin birinci önceliği sayılmalıdır. h.cemal@milliyet.com.tr Önce ben kimim? Köklerim nereden geliyor?