Brükselden bakınca işler güç ama...

Evet, Türkiye tarihsel bir kavşakta! Belki de Lozandan beri en kritik dönüm noktasına gelmiş durumda. Avrupa Birliği, Kıbrıs, Avrupa Ordusu, Irak ve Amerikayla ilişkiler, ekonomi ve IMF derken hemen hepsi iç içe geçmiş, çoğu bıçak sırtında birçok dengenin uç uca bağlandığı tarihi bir dönemi yaşıyoruz.Kırılgan bir süreç bu.Her an her şey olabilir.Çanak çömlek de patlayabilir.Altın denge de bulunabilir. Biri, kriz anlamına geliyor. Diğeri, yani "altın denge"nin yakalanması ise Türkiyenin önünü açmak demek.Bir başka deyişle:Türkiyenin raya oturması ve Avrupa yolunda artık geri dönülemez noktayı atlamasıyla eş anlama geliyor. Bunun için Avrupa Birliği, Kıbrıs ve resmi adı Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) olan Avrupa Ordusu arasında ki ince bağların ustalıkla örülüp çıkarların üst üste çakıştığı en tepe noktayı, altın dengeyi tutturmak lazım.Mümkün mü?Hangi ihtimal ağır basıyor?Brükselden bakınca işler kolay değil. Öncelikli nedenine gelince: ABde Türkiyenin Avrupaya dahil edilmesi konusunda genel bir mutabakat yok. Başta Almanya olmak üzere kafalar karışık. Türkiye, resmen aday olmasına rağmen içeri alalım mı, almayalım mı tartışması sürüyor.Bizi Avrupada görmek istemeyenler, aynı zamanda dışlamanın da çıkarlarına ters düşeceğini bildikleri için de, Türkiyeyi nasıl Avrupanın yamacında tutarız, Avrupaya nasıl olur da düşmanlaştırmayız diye ince hesapların kıvrantısını çekiyorlar. Bu yüzden Brükselde, AB başkentlerinde Türkiyeye karşı bugünlerde ipe un seren roller oynanıyor.İngilterenin içeriden, Amerikanın dışarıdan (Başkan Bushun bugün Tayyip Erdoğanı Beyaz Sarayda kabulü ve ABD Dışişleri Bakanı Powellın ABli meslektaşlarına perşembe günü gönderdiği mektup) çabalarına karşın, Berlin ve Parisin olumsuz tavırları, Türkiyenin beklediği müzakere tarihi konusunu şimdilik gölgeliyor, belirsizleştiriyor.Nitekim, bu satırları dün öğleden sonra Brükselde yazarken Kopenhag ve Ankaradan gelen haberler bu olumsuz havanın gergin sonuçlarını yansıtıyordu.AB dönem başkanı olan Danimarkanın Başbakanı Rasmussenle dün sabahki görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada AKP lideri Tayyip Erdoğan, ABnin samimiyetsizliğinden, Türkiyeye karşı ayrımcılığından yakındı. Tayyip Erdoğanın yakın çevresinden bir diplomatik kaynak, pazarlığın Kopenhagdaki zirvede son ana kadar süreceğini belirterek, "Film, 32 kısım tekmili birden!" diye espri yaptı.Ankara tansiyonu yükseltiyor!Taktik icabı bir sertlik de olabilir bu... Yükselen tansiyonun bir işareti de dün Çankaya Köşkünden geldi. Cumhurbaşkanı Sezer, orta yerde net bir tarih olmadığı için Kopenhaga, zirveye gitmeye gerek görmediğini açıkladı. Belki bu da 32 kısım tekmili birden filmin bir parçasıydı.Vizyondaki film nedir?Ankara diyor ki:"En geç 2003te benimle üyelik müzakeresine oturmanı istiyorum. Chiracla Schröderin dediği gibi 2005 yılının 1 Temmuzu olmaz. Hele 2005e kadar araya bir de gözden geçirme tarihi koymak hiç olmaz. 1 Mayıs 2004te 15ler yeni 10 üyenin katılımının antlaşmaya bağlanmasıyla 25ler haline gelecek. Türkiye için 2005 yılı demek, müzakerelerin başlamasını 2013yılına kadar sarkıtabilir. O zamana kadar da kim öle, kim kala! İki aşamalı tarih de istemiyorum. Ve benim için müzakere tarihinin daha 15ler iken 2003 yılı olarak tespit edilmesini istiyorum."Peki, Ankara 2004 yılı baharına kadar şartlı ama kesin bir iki aşamalı tarihe sonunda evet diyebilir mi? Akla neden olmasın cevabı geliyor, ama bilemiyorum. Türkiyenin elindeki sihirli kart malum: Kıbrıs... ABden tarihi görmeden, yani müzakereye başlama tarihini sağlam kazığa bağlamadan Kıbrıs ipini haklı olarak gevşetmek istemiyor Ankara. Avrupa ordusu ipini de bunun için Kopenhagda son ana kadar elinden bırakmak niyetinde değil.Yunanistanın öncelikli derdi de Kıbrısı içeri almak. Bu nedenle, Türkiyeyi tatmin edecek bir tarih için Atinanın da çalıştığı dikkat çekiyor. Peki, tarih alamayan Türkiye Kıbrısa taş koyar, AB buna rağmen Güney Kıbrısı içeri buyur ederse ne olur?Bunun adı da biliniyor:Kabus senaryosu!Kimse bunu duymak dahi istemiyor Brükselde...Kısacası: Herkesin ortak çıkarı "altın denge"nin yakalanması... Dileriz, Avrupa Birliği, bu kez Lüksemburg 97dekinden çok daha büyük bir tarihsel yanlışın altına imza atmaz.Hafta sonuna kadar, öyle anlaşılıyor ki, Brüksel ve Kopenhagda bir tarihin peşinde koşturacağız. h.cemal@milliyet.com.tr BRÜKSEL