Daha güzel bir dünya için...

Daha güzel bir dünya için...


       Ankara'da genç bir muhabir olarak haber peşinde koşturuyorum. 1970'lerin başları. Bir gün büroda nöbetçiyim. Teleks tıkırdamaya başladı. Ziller çalarak flaş flaş diye geçen haberi bir solukta okudum:
       "Los Angelos Konsolosumuz Bahadır Demir, bir Ermeni tarafından vurularak öldürüldü."
       Teleks başında donup kaldım.
       Sevgili Bahadır, hem Bebek'ten hem Mülkiye'den çok yakın arkadaşımdı. Ortak sevgimiz futboldu. İngiltere'deki çalışma kamplarında, 1960'lı yılların başlarında geçirdiğimiz o güzel yaz tatilleri gözümün önünde canlanıverdi.
       Diplomat olup Los Angelos'a gittikten sonra da haberleşmeye devam etmiştik. O zamanlarki parasızlığımı bildiği için bana arada bir Amerika'da son çıkan kitaplardan gönderme zerafetini gösterirdi.
       Dışişleri'ne girip yurt dışına tayini çıktığı zaman bir seferinde bana, "Bakalım, paşa dedenden dolayı başımıza neler gelecek?.." diye takıldığını hatırlıyorum.
       Sevgili Bahadır ilkti.
       Sonraki yıllarda Asala terörü vurmaya başladı. Aralarında yine Siyasal Bilgiler'den bazı arkadaşlarımın bulunduğu 43 diplomatımız şehit oldu.
       Aradan yıllar geçti.
       Bir gün yolum Gürcistan'ın başkenti Tiflis'e düştü. Dedem Cemal Paşa'nın 1922'de Ermeni komitacılar tarafından öldürüldüğü sokağın köşesinde İsmet Berkan ve Kerem Çalışkan'la bir hatıra fotoğrafı çektirmiştik.
       Niye?..
       Şu günlerde bilgisayarımın başında Ermeni sorunu ilgili yazı yazarken hep Bahadır'ı, dedemi hatırladım.
       Yalnız onları değil tabii.
       Bir de Ermeni dostlarımı düşündüm. Cumhuriyet'ten ressam Agop... Hem baba dostu hem benim dostum fotoğraf sanatçısı Ara Güler... Nazar Büyüm... Neredeyse her Allah'ın günü haberleştiğim sevgili dostum Raffi Portakal..
       Hepsi bu toprakların, Türkiye Cumhuriyeti'nin has evlatları olan daha nice değerli Ermeni dostlar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti.
       Kimileri pek sık olmasa da kendi aile tarihlerinin trajik sayfalarını bana da açmışlardı. Dedelerin, ninelerin yaşadıkları, anaların babaların şahit oldukları bazı acıların kendi iç dünyalarında nasıl derin yaralar açtığını zaman zaman bana hissettirmişlerdi.
       Bu topraklar acıyla yoğrulmuş!
       Acılardan payını almayan yok.
       Kendi aile köklerimi düşündüm. Onlar da koca bir imparatorluğun dört bir yanından sökülüp atılmışlardı. Çekilen acıların çocukken soba başı sohbetlerinde aah ah diyerek nasıl anlatıldığını hayal meyal hatırlarım.
       Anne tarafım Kafkasya'dan savrulup gelmiş İstanbul'a. Gürcü ve Çerkes olan kökleri Kuzey Kafkasya'ya uzanıyor. Baba tarafım Balkanlar'dan sökülüp atılmış İstanbul'a. Babaannem, şimdiki Yunan Makedonyası'ndan, Serez'den, Cemal Paşa ise Midilli'den...
       Kansız, acısız tarih yok!
       Kimi az acılı, kimi çok. Kiminin trajik sayfaları az, kiminin çok. Kimi sayfalarda kırım yazıyor, kimilerinde de soykırım... Kimilerinde etnik temizlik yazar, kimilerinde insanlığa karşı suç...
       Lütfen, bunların tarifleri bize artık yük olmasın!
       Tarifi tarihçilere, hukukçulara bırakalım. Bu tartışmalar için özgür platformlar oluşturalım. Siyaseti değil bilimi konuşturan mekanlarda tarihi yargılamak yerine gerçekleri gün ışığına çıkarmaya uğraşsınlar.
     Taner Akçam'ın dediği gibi:
       "Her sıradan insanın ilk aklına gelendir: 'Olayların üzerinden neredeyse 100 yıl geçmiş. Neyin yaşanmış olduğunu açığa çıkartmak herhalde bu kadar zor olmasa gerekir. Niye oturup nelerin olduğuna bakmak istemiyorsunuz ki?'

     Sakin sakin konuşmak...
       Gerçekten neredeyse 100 yıl önce olmuş bir olay hakkında, eğer istenirse, sakin sakin konuşmak elbette mümkündür; ve gerçekten neyin yaşanmış olduğunu, var olan bütün zorluklara rağmen tespit etmek hiç de zor değildir.
       Ama bugün sorun üzerinde konuşma zorluğumuz vardır. Ve bu konuşma zorluğudur ki, sorunun bugünkü ilişkilerde bir 'savaş aracı', 'politik mücadele aracı' olarak ele alınmasına yol açmaktadır." (Taner Akçam, Ermeni Tabusu, Diyalogtan Başka Bir Çözüm Var mı?, Su Yayınları, s. 20)
       Tarihin başımıza bela kesilip bir hayalet gibi peşimizde dolaşmasına artık izin vermeyelim. Tarihin ağır yükü hafifledikçe, emin olun, herkes için daha güzel bir dünya kurulacak.
       İyi pazarlar!


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr