Duvarla barış olmaz

İsrail ile Filistini birbirinden bıçak gibi keserek koparan Duvarı barış ile yan yana getirmek olanaksız. Barış olacaksa, bu Duvarın günün birinde yıkılması kaçınılmaz

"Sadece yüzde 3ü betonarme duvar, yüzde 97si tel örgü" diyor İsrailli meslektaşım, "Bu bir sınır, meşru. Ama özellikle bu duvar sayesinde Filistin sorunu yeniden dünya kamuoyunun gündemine oturdu." İki yıl önce başlamış inşaatı. 650 kilometre olarak öngörülmüş, 200ü yapılmış durumda...Duvar itici. Dondurucu bir soğuk. Rüzgar insanın yüzünü kesiyor. Uzak bir tepeden seyrediyoruz Kudüsü. Duvarın öyküsünü dinliyorum. Bazı yerlerde dokuz metreye kadar yükselen betonarme duvar, bazı yerlerde duvar değil, tel örgü yılan gibi kıvrılıyor altımızda. Bulunduğumuz yer ilginç. Sivri, yüksek bir tepe. Çam ağaçları rüzgarda ıslık çalıyor. Bu topraklarda tarihin iç içeliğini gösteren çarpıcı bir örnek burası..Önce Yahudiler için kutsal bir mekan. Samuel Peygamberin türbesi var. Haçlılar Kudüsü alınca, türbenin üstüne bir kilise inşa etmişler. Arkasından İslam orduları Kudüsü ele geçirince, bu defa kilisenin de üstüne bir cami yapılmış. Tombul, bodur minaresi duruyor.Yahudi, Hıristiyan, Müslüman. İç içe, üst üste veya kucak kucağa...Birbirinden ayırmak mı?Nasıl ayrılacak?Yoksa paylaşmak mı?Hangisi daha kolay?Herhalde paylaşmak...Duvarın öyküsünü dinlerken insanın aklına kendiliğinden takılan sorular. Batıyla Doğu Kudüsü, İsraille Filistini birbirinden bıçak gibi koparmak isteyen Duvarı barışla yan yana getirmek olanaksız. Barış olacaksa, günün birinde yıkılması kaçınılmaz Duvarın..."Güvenlik için gerekli" diyor, "İsrail kamuoyunun yüzde 80i tarafından destekleniyor. Daha bir bölümünün yapılmasına rağmen Duvar sayesinde özellikle Batı Şeria kaynaklı intihar terörizminde çok büyük azalma oldu." Üç din iç içe Şöyle devam ediyor:"İsrailin güvenliği açısından Duvarı ilke olarak kabul ediyorum. Ancak Duvarın geçtiği yerler ve Filistinlilerin insani ihtiyaçları açısından eleştiriyorum. Düzeltilmesi lazım. Nitekim İsrail Yüksek Mahkemesi de 30 kilometrelik bir bölümü iptal etti. Ayrıca, Filistinlilerin insani ihtiyaçlarının göz önünde tutulmasını istedi. Doğrusu bu. Filistinlilerinin tarımsal faaliyetinin, işe, okula dönük hareket alanlarının engellenmemesi gerekiyor."İsrailli bir meslektaş:"Komşunu düşün. Köpeği devamlı bahçene giriyor. Seni rahatsız ediyor, çoluğa çocuğa saldırıyor. Çaresiz, duvar ya da tel çekmeye karar veriyorsun. Buna hakkın var. Ama neye mi hakkın yok? Duvar, tel örgü çekeyim derken, komşunun bahçesine tecavüz etmemen gerekir. Kendi bahçenden geçireceksin. Eğer komşunun bahçesinden geçirmeye kalkarsan, komşunun hareket alanını sınırlarsan olmaz." Komşu bahçesine tecavüz Bu değerlendirme, İsrail İşçi Partisinin sol kanadına yakın bir meslektaşımdan geliyor. Duvar fikrini geliştiren İşçi Partisi. Gerçekleştirmeye başlayan ise Şaron... Duvarı güvenlik açısından ilke olarak benimsiyor, ama eleştiriyor meslektaşım. Bununla birlikte, duvarla barışı yan yana getirmeyi de tam sindiremiyor içine...Duvarla barış olmaz!Hayır diyemiyor. Bir gün bu duvarın da kaçınılmaz olarak yıkılacağını kabulleniyor. "Güven! Her şeyden önce bunun sağlanması şart" diye ekliyor.Güven!İki tarafda da olmayan bu.İki taraf da birbirine güvenmiyor.Yaşlıca bir kadın. Kudüs yakınlarındaki adı Revadim olan bir kibutzdan gelmiş. O da bana Yahudilerle Arapların birbirlerine neden güvenmediklerini anlatıyor. Ama aynı zamanda kendi aile tarihinin tanık olduğu trajedileri özetliyor:"Ben bu topraklarda doğdum. Annem de öyle. Babam İkinci Dünya Savaşı sırasında kaçarak Polonyadan gelmiş. Ve bütün ailesi toplama kamplarında, Nazilerin ellerinde ölmüş..."Güvenliğin neden kendileri için yaşamsal bir önem taşıdığını bana anlatıyor, Duvarın öyküsünü birlikte dinlerken:"Biliyorum, barış istiyorsak her şeyi elimizde tutamayız. Bir şeyler vermemiz lazım Filistinlilere. Evet, biz Filistinlilere güvenmiyoruz, onlar da bize. Biz onlara inanmıyoruz, onlar da bize. Hatta biz onlardan nefret ediyoruz, onlar da bizden... Ama birlikte, yan yana bu topraklarda yaşamak zorunda olduğumuzu da biliyoruz. İsrail olarak kendimizi çok güçlü görüyoruz. Ama kalıcı barış olmazsa, sürekli diken üstünde yaşamaya devam edersek, bu gücümüz aynı zamanda güçsüzlüğümüz olur."Gayet yalın anlatıyor. En büyük eksik: Güven Barışın bunca yıldır neden yapılamadığını, kalıcı bir çözümün niçin kapıyı bunca yıldır çalamadığını sloganlara, klişelere sığınmadan anlatıyor Revadimli ihtiyar Yahudi kadın...Gerçeğin bir yüzü, bu sözler.Öteki yüzünü de bir gün önce Gazze gettosunda dinlemiştim. Yetmişlik Mahmut dede,Cebeliye Mülteci Kampının bir meydanında, bastonuna dayanarak Tel Aviv yakınlarındaki köyünden nasıl sürüldüğünü, Avrupa gettolarından kurtulup can havliyle kendilerini vaat edilmiş topraklara kapağı atanlar tarafından nasıl ömür boyu mülteci haline getirildiğini, memleketini nasıl özlediğini, neden Yahudileri sevmediğini, niçin Haması sevdiğini anlatmıştı bana...Meşru acılar!Her iki tarafın da var.Ama önemli olan, iki tarafın birbirlerinin acılarını dinlemeye, anlamaya gayret etmesi, "Yeterince acı çektik!" diyebilmesi değil mi? Bunu diyemeden, ne kadar yüksek duvar da çeksen, dikenli, elektrikli teller de dolasan güvenlik de olmaz, barış da... Meşru acılar Zeytin Dağı...Tam tepesindeki Augusto Victoria Hastanesinin önünden geçiyoruz. Alman Manastırı. Bahriye Nazırı ve Dördüncü Ordu Komutanı Cemal Paşanın Birinci Dünya Savaşındaki karargahlarından biri buradaydı. Falih Rıfkı Atayın Zeytindağını bu kez yanımda getirmeyi unuttum. Osmanlının izlerini ve çöküşü, Zeytindağının penceresinden ne güzel anlatır.Öğle ezanı okunuyor.Altın kubbesiyle Kubbettüssahra, hemen altımızda, Haram - ı Şerifin ortasında. Biraz ileride Ağlama Duvarı ya da şimdiki adıyla Batı Duvarı. Yahudiliğin, Hıristiyanlığın, Müslümanlığın en kutsal mekanları yan yana, iç içe...Eski şehrin, üç peygamberin de ayak izlerini taşıyan daracık taş sokaklarında yürüyoruz. İki yanımızda Roma sütunları... Kanuni Sultan Süleymanın yaptırdığı surların dışına çıkılıyor. Doğuyla Batı Kudüsü birbirinden ayıran, dokuz metreye kadar yükselen sevimsiz duvarın dibinde mola zamanı...Benzin istasyonu var, duvarın Batı tarafında kalmış, eviyse öbür tarafta... Gülüyor anlatırken...Duvar boyunca yürüyorum. Duvar yazılarını okuyorum. Varşova Gettosundan Abu Dis Gettosuna... Kocaman kıpkırmızı yazılmış:Bu duvar da çökecek!Yarın Tel Avivden dördüncü yazı, Başbakan Şaronun yaklaşımlarını anlatan. Arafat sonrası Ortadoğu - 2 / HASAN CEMAL GAZZE Arafat sonrası Ortadoğu - 1 / HASAN CEMAL RAMALLAH, Batı Şeria h.cemal@milliyet.com.tr Evi ve işi ayrı tarafta