Erdoğan’ın konuşması tarihi bir dönüm noktası olabilir

Bu ülkede uzun yıllardır siyaseti ve Kürt sorununu çok yakından izlemeye çalışıyorum, yazıp yorumluyorum.
Şunu söyleyebilirim.
Kürt sorunuyla ilgili olarak ilk kez bir başbakan, bu kadar yüreğinden konuştu, bu kadar siyasal cesaret sergiledi ve ilk kez meseleyi yüreğinde hissettiğini bu kadar anlatabildi, bu kadar siyasal riski göze alabildi.
Başbakan Erdoğan’ı kutluyorum.
Dileğim o ki, bu kararlılığı sonuna kadar devam eder.
Silahların sustuğu, gözyaşı ve acıların dindiği, demokrasi, hukuk ve barış kapısının ardına kadar açıldığı bir Türkiye’yi her bakımdan çok daha güzel günlerin beklediğine inanıyorum çünkü...
AKP hükümetinin özellikle 2003-2004’deki reformcu atılımı, Türkiye’ye Avrupa Birliği’yle müzakere kapısını açtığı için çok önemliydi.
Şimdi çok daha kritik bir kavşaktayız.
Başbakan Erdoğan, yüreği ve kararlılığıyla bu kavşağı Türkiye için gerçekten tarihi bir dönüm noktası yapabilir.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın önceki gün partisinin Meclis Grubunda yaptığı bu önemli konuşmanın bazı bölümlerini köşeme alıyorum.
* * *
“Muhayyellerinizi (hayallerinizi) zorlayın!
Türkiye eğer enerjisini, bütçesini, kazanımlarını, bütün bunların ötesinde huzurunu, refahını, gencecik fidan gibi delikanlılarını teröre kurban etmeseydi, Türkiye son 25 yılını terörle, çatışmayla, olağanüstü hal ile faili meçhullerle, boşaltılan köylerle, üzerine ayyıldızlı bayrağımızın örtüldüğü tabut görüntüleriyle heba etmeseydi bugün nerede olurdu?
Eğer sorun daha ortaya çıkarken fark edilip gerekli tedbirler alınabilseydi,eğer mesele büyümeden çözüme kavuşturulsaydı, on binlerce insanımız hayatını kaybetmeden, on binlercesi yaralanmadan ve yüz binlercesi mağdur olmadan bu mesele suhuletle çözülmüş olsaydı bugün Türkiye nerede olurdu?
Bu soruları çoğaltarak sormanızı istiyorum. Milletçe sormamızı istiyorum.
Ne oldu?
Nerede yanlış yapıldı?
Nerede yanlış politikalar uygulandı, nerede yanlış tavırlar sergilendi?”
* * *
“Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaşı Veli, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal bu toprakların mayasını yoğururken Cudi’nin, Munzur’un eteklerinde dolaşan dengbejler de aynı topraklara, aynı kardeşlik mayasını atıyor.
Horon bizim horonumuz. Zeybek bizim zeybeğimiz. Halay bizim halayımız. Zılgıt bizim zılgıtımız. Bizi birbirinden ayırmak kimin haddine?
Bu ülkede, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliği altında yer alan her etnik kökendeki insan, Türk’üyle, Laz’ıyla, Kürt’üyle, Çerkez’iyle, Gürcü’sü ile bizim kardeşimizdir.
Buna kimse gölge düşüremez.”
* * *
“Evlat acısından daha büyük acı yoktur. Allah hiç kimseye bunu yaşatmasın. Hiç kimsenin ocağına bu acıyı düşürmesin. Son 25 yılda Türkiye’nin doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde nice annelerin, çalan her telefonda yürekleri ağzına gelmiştir.
Oğlu her ne sebeple hayatını kaybetmiş olursa olsun, Yozgat’taki anne ile Hakkari’deki anne, oğullarının başında aynı duayı ediyorsa, evladı için Yasin ve Fatiha okuyorsa, cemaat aynı kıbleye dönüyorsa, burada çok ciddi bir yanlış olduğu ortadadır.
Bu süreçten hiçbir tarafın kazançlı çıkmayacağı aşikardır. Ama kaybedenin Türkiye olduğu, kaybedenin vatanımız olduğu, kaybedenin milletimiz olduğu, ülkemizin geleceği olduğu aşikardır.”
* * *
“Bir milat yapalım istiyoruz.
Sorunu ortak akılla çözmek istiyoruz. Onlar (Baykal’la, Bahçeli) ne ortak dilde, ne de ortak akılda varız diyorlar. Önemli olan ortak çözüm iradesinin bulunmasıdır.
Çözümsüzlükten beslenenler ellerinden geleni yapacaklardır.
Bütün yüreğimle ifade ediyorum.
Sürecin siyasi riski, siyasi getirisi ve götürüsü her ne olursa olsun, bizim bu meseleyi Türkiye’nin, vatandaşın çıkarına, geleceğimiz adına çözmekten başka bir gayemiz yoktur ve olamaz.”
* * *
“Doğu bölgelerinde terörün tamamen bitmesinin yakın gelecekte mümkün olduğuna inanıyorum.
Bu fotoğraf uzakta değil.
Ben buna bütün kalbimle inanıyorum. Bu kadro bunu başaracaktır. Bizim niyetimiz son derece samimi.
Artık gencecik fidanların solmasına tahammülümüz yok. Artık feryat figana artık daha fazla tahammülümüz yok. Ülkenin bir bölümü üzerine çöken kara bulutlara tahammülümüz yok. Umutsuzluğa tahammülümüz yok.
Munzur dağlarında hep birlikte kardelenler toplamak istiyoruz, derlediğimiz çiçekleri Türk analarına vermek istiyoruz.”