Güzel şeyler...

Bu duygu belki siyasetin o tuhaf doğasından da kaynaklanıyor olabilir. Sözgelimi, Amerikan başkan yardımcılarından biri şöyle tarif etmiş siyaseti: "Yanılmak insani bir şeydir, insana mahsustur; ama bundan dolayı bir başkasını suçlamanın adı ise politikadır."(*)Belki bu kadarı insafsızlık.Ya da siyasete haksızlık.Çünkü siyaset ciddiye alınması gereken, ciddi bir iş...Ama ne yazık ki Türkiye gibi uzlaşma ve diyalog kültürünün, böyle bir siyasal geleneğin doğru dürüst vücut bulmadığı ülkelerde, başkalarını suçlayarak yapılan politika ağır basar. Bu yüzden bizim gibilere afakanlar basar, Türk siyasetini takip edeyim derken...Onun için arada bir bu kasvetli havanın dışına çıkmak bana iyi geliyor. Bu açıdan, "Türkiye'de güzel şeyler de oluyor!" klişesiyle yazılabilecek konulara girmek için fırsat arıyorum.Geçen gün öyle bir gündü.Bana hakikaten güzel şeyler de oluyor dedirten saatler yaşadım Boğaziçi Üniversitesi'nde.Konu sinemaydı.Politik sinema...Benim bugüne kadar yazmış olduğum kitaplardan film senaryoları çıkar mı? Türkiye'de politik sinemanın kısıtları nedir? Bazı tabuları kırabilecek fimlerden bizde neden yapılamıyor?Bu soruları Mithat Alam Film Merkezi'nde, başta Mithat Alam olmak üzere merkezin yöneticileri ve Boğaziçi öğrencileriyle üç saate yakın konuştuk, tartıştık.Zaman su gibi aktı.Seviye, çıta yüksekti.Heyecan duydum.12 Eylül sabahı Ankara'da tank sesiyle nasıl uyandığımı anlattım. Tank Sesiyle Uyanmak adını taşıyan ilk kitabımdan hareketle, Türkiye'de asker-politika-demokrasi üçgeninde, özellikle askerin rolünü sorgulayan bir film çekilebilir miydi?Ya da Kürtler kitabının girişinden, Diyarbakır Askeri Cezaevi'nde kendisine dışkı yedirilen Felat Cemiloğlu'nun yaşam öyküsünden hareketle Kürt sorunu gerçek boyutlarıyla sinemaya aktarılabilir miydi?Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım ve Cumhuriyet'i Çok Sevmiştim isimli kitaplarım acaba Türkiye'de sol radikalizm ve Kemalizm konusunu işleyen senaryolara malzeme sağlayabilir miydi?Bunları konuştuk.Türkiye'de özellikle askeri ve devleti doğrudan hedef alan, bu kurumları siyaset ve demokrasi açısından sorgulayan politik filmlerin henüz çekilmediği ortak kabul gören bir tespit oldu.Bu bakımdan romanın, edebiyatın, siyasal yayıncılığın Türkiye'de sinemaya öncülük edebileceği ya da tabu kıran bu tarz politik filmlere yolu açabileceğini konuştuk.Genç insanları dinlemenin ve onların eleştirel bakış açılarına kulak vermenin bir ayrıcalık olduğunu bir kez daha düşündüm.Hele baharın patladığı bir dönemde, tomurcuklanmış ve çiçek açmış ağaçların arasından Boğaz'ı seyretmek de bir başka mutluluk kaynağı oldu.Evet, güzel şeyler de oluyor! Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi de bunlardan biri...———-* Hubert H. Humphrey'den bir alıntı, 7.11.1988 tarihli TIME dergisi, s.28. h.cemal@milliyet.com.tr Arada bir söyler ya da şikayet ederim, bu ülkede siyaseti meslek olarak izlemek ve yorumlamak bazen insana azap verir diye.