Hayat geçiyor, sen neredesin?

Yıl 1994, aylardan şubat.Irkçı rejimden kurtuluşu, özgürlüğü kutluyor Güney Afrika. İlk kez seçime gitmenin, demokrasinin heyecanını yaşıyor. Hayatının otuz üç yılını hapiste geçiren Mandelayı dinliyorum Belediye Sarayında:"Kin ve nefret duymaya devam edersem geleceği mahvederim. Geçmişi unutmam ama bağışlarım."On yıl geçmiş...Hayat geçiyor.Sen neredesin?Evimde, odamdayım. Öylesine bir CD çalıyor ki, beni bile yerinden oynatabilir. İkisi de Güney Afrikalı siyah. Pinise Saul şarkıcı, Afrika cazının kraliçesi sayılıyor. Lucky Ranku caz gitaristi, bir virtüöz. Uzun yılları sürgünde geçmiş. Irkçı rejime karşı müzikleriyle kavga vermişler. Şimdi Güney Afrikanın özgürlüğüne kavuşmasının onuncu yılı dolayısıyla İstanbuldalar bir konser için... (*)Hayat geçiyor, sen neredesin?Berlindeyim.Cafe Einsteinda...Viyana kahvelerini andırıyor. 1870lerden kalma bir villa... Isıtılmış elmalı pay, yanında kreması, dumanı tüten mis gibi bir fincan koyu kahveyle... Alman gazetelerinin manşetleri yine Türkiyeyle yüklü; ABye girsin, girmesin tartışmaları. Avrupa aslında kendi kimliğini masaya yatırmış, mıncıklıyor.Bu Berlin içimi acıtıyor.Kafamı nereye çevirsem tarihin günahları. Hitler, Holukost, Gamalı Haç... Duvar... Kitapçılar, CD, DVD dükkanları, sergiler, müzeler, her yer tarihin günahlarıyla dolu. Yaraları henüz tam kapanmamış tarihle yüzleşmesi henüz bitmemiş bir şehir sanki Berlin.Hitlerin son iki haftasını konu alan yeni bir film: Çöküş! Birkaç hafta içinde üç buçuk milyon seyirci çekmiş Almanyada. Ama eleştiriliyor, Hitleri fazla insani gösterdiği için...Nerdesin?Duvarın dibindeyim Ayşeyle. Bir bölümünü yıkıldıktan sonra açık hava müzesi yapmışlar. Burada bir de okul açılabilir. Totaliter rejimlerin, Nazizmin, Komünizmin, Faşizmin ne olduğunu ya da demokrasinin, özgürlüğün kıymetini öğretmek için Duvarın dibinden daha ideal yer belki zor bulunur.Nerdesin?Checkpoint Charlienin karşısındaki Cafe Adlerde oturmuş, Soğuk Savaş yıllarını solumaya çalışıyorum. Doğuyla Batı arasındaki casus değiş tokuşlarını seyrediyorum hayalimde.Hava da uygun böylesine.Gri, kasvetli. Yağmur çiseliyor.Berlin bu ya, biraz daha içimi acıtmak istiyorum, tarihin günahlarıyla... Gendermeriemarkttaki katedralin dibinde oturmuş, sabah vakti hüzünlü bir hava tutturmuş, saksofon çalıyor. Sabah sabah ne diye hüzünlü?.. Neşeli, oynak bir şey çalsan, belki ben de bu kasavetten sıyrılırdım.Yapıların cephe duvarlarını tetkik ede ede yürüyoruz. Kurşun izlerini araya araya İkinci Dünya Savaşından kalan. Hala var, birçoğu belirgin, üstleri kapatılmış olsa da...Nerdesin?Berlin Tarih Müzesinde.Geçmiş uyarıyor!Roberto Rosselinin bir filmi, Roma, Açık Şehir... Duvardaki beyaz perdede bazı görüntüler, Nazi ordularına karşı direnişi anlatan... Ve gözyaşları, Hitlerle Stalinin arka arkaya gelen fotoğraflarından sonra...Ve tarih devam ediyor.Acı değil, yaşama sevinci! Benim bütün dediğim bu.Nerdesin?Karl Liebknecht Caddesinden geçiyorum karşıya. Rosa Lüksemburgu, Spartaküsleri, 1919da Berlin meydanlarında düş kırıklığına uğrayan Komünistleri ve o günlerde Cemal Paşanın ceketinin astarına yazdığı mektupla onu Moskovaya postalayan Komintern yetkilisi Radeki anımsayarak...Kestane ağaçları yaprak dökmeye başlamış. Parkın ortasında Marksla Engels. Biri oturuyor, biri ayakta. İkisi de tonton amcalar gibi, heykeller öyle yapılmış. Biri çocuğunu oturtuyor Marksın kucağına sonra fotoğrafını çekiyor kahkahalar atarak...Hayat geçiyor?Sen nerdesin?Odamda, Çiğdem Anadın son kitabını okuyorum:"Bir hayata ne kadar çok hayat sığdırılırsa o kadar iyidir demek zamanı gelmişti yine. Kopup gidiyordu buralardan. Sıkıntı şu ki, gideceği yeri henüz bulamamıştı. Yeni bir aşk hızlandırırdı kopuşu. İşe bak ki aşk da yoktu. Yeni bir yer bulamayınca, geçmiş Rüzgar Sesini çağırıyordu. Rüzgar Sesi kendi kendine soruyordu:Ben neden yıktım, döktüm geçmişimi? O kavgalar niye idi? Bugünde sıkışıp kalmak için miydi? Yarınlar öldü mü, öldürüldü mü? Gidebileceğim bir yarın kaldı mı benim?"İnsanın içini kıyan satırlar.Kitabın adı mı?Hayat geçiyor, sen neredesin? (Everest Yayınları)İyi pazarlar Çiğdemle Vitoya... ———————-* Haftaya Babylonda, 27 Ekim Çarşamba. h.cemal@milliyet.com.tr Güney Afrikada, Cape Towndayım.

DİĞER YENİ YAZILAR