İlkleri biz yaparız, tarihi biz yazarız!

Tribünlerde çoşku, heyecan, duygu fırtınası. Kupa kaldırılırken tişörtler dağıtılıyor. ‘Dişi aslanlar’ın hemen sırtlarına geçirdikleri sarı kırmızı tişörtlerde bir kez daha gururla patlıyor o sloganımız:

            İlkleri biz yaparız,
     tarihi biz yazarız!

Evet, aynen öyle.
Tıpkı 2000 baharındaki gibi.
Fatih Hoca’yla aslanları değil miydi, Kopenhag’da Arsenal’i yenip, UEFA Kupası’nı kaldıran ve futbol tarihimizde Avrupa’dan ilk şampiyonluk kupasını Türkiye’ye getiren?
Yine 2000 yazındaki gibi.
Monaco’da Roberto Carlos’lu, Figo’lu Real Madrid’i devirip futbolda Avrupa’nın en büyük kupasını, Süper Kupa’yı Türkiye’ye ilk kez taşıyan yine aslan Cim Bom değil miydi?
Bu kupalar bir tek bizim müzemizde var.
Bunlar ilklerdi.
Yapan da Galatasaray’dı.
Hafta içinde bir ilki daha gerçekleştirdik. Bu kez kızlarımız, dişi aslanlar, Galatasaray Bayan Basketbol takımı Avrupa Şampiyonu oldu, FİBA Kupası’nı Türkiye’ye kazandırdı.
Herhalde Fenerli dostlar da takdir etmiştir, bu büyük başarımızı... Evet yanlış mı, ilkleri biz yaparız / tarihi biz yazarız.
İyi güzel de...
Bu akşam ne yapacağız?
Galatasaray-Fenerbahçe derbisi bu, futbol bu, belli mi olur deyip geçebilirim ama...
Olmuyor, yapamıyorum.
Bu sezon futbol vücut kimyamı bozdu. Önce Galatasaray, sonra Milli Takım...
Hele Ali Sami Yen’de, 2-0 derken hiç ummadık şekilde 2-3’ye düşerek UEFA’da Hamburg’a elendiğimiz maç sonrasında, “Rüya yaz, 1907’ye yolla, Saraçoğlu’nda final rüyana gelsin!” diyen, ama doğrusu çuk oturan o telefon mesajları...
Kadıköy’de, Saraçoğlu’nda dokuz yıl aradan sonra bir kez daha UEFA finali oynayacağımıza neredeyse inanmaya başlamıştık.
Oynayabilirdik de.
Ve iş Saraçoğlu’na kalsaydı, ikinci kez tarih yazabilirdik. Kendimizi buna inandırdığımız için de Hamburg yenilgisi içimize oturdu, hayal kırıklığımız büyük oldu.
Ama bu sefer de kızlarımız bir ilke imza atarak, bu defa basketbolda tarih yazdılar Avrupa’da...
Bu akşam n’olacak?
Derbi heyecanı bastı. İçim kıpır kıpır. Allah kahretsin, o yılan dolaşıyor. İyi ki bu Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti var ama...
Bu kadarı da olmaz ki.
Puan kaybettik mi, iş bitti. Mutlaka yenmek zorundayız Fener’i... Kulak veriyorum futbol bilgisine güvendiğim dostların söylediklerine. Birinin söylediği diğerininkini tutmuyor ki...
Siyaseti de geçti bunlar...
Birinin ak dediğine, öbürü kara diyor.
“Alex oynarsa yandınız!”
“Alex oynarsa yırttınız!”
Hangisi doğrusu kardeşim?..
“Lincoln oynarsa Fenerbahçe’nin işi zor, Fener’in savunması zaten kötü, Edu da oynamıyor.”
“Lincoln oynarsa Fenerbahçe’nin işine yarar, çünkü Galatasaray’ı sahada on kişi bırakmış olur.”
Kime inanayım?
Milliyet’in spor sayfası. Rıdvan Dilmen’le Mehmet Demirkol’a bakıyorum, ikisi de ayrı telden çalar gibi. Biri, bu akşam için kontrollü bir oyundan, diğeri bol gollü bir maçtan söz ediyor.
Bana öyle geliyor ki...
Nasıl geliyor?..
O Arda var ya?..
Eee n’olmuş?..
O Arda, koca kafasını sallaya sallaya, soldan Fener yarı sahasına dalıp, adam eksilte eksilte, yengeç gibi yampiri yampiri onsekize yaklaşıp bir tane patlatırsa...
Ya da olağanüstü kıvraklığıyla, tam topu kaybetti dediğin anda Baroş’u gol yollarında pozisyon üstüne pozisyona sokarsa...
İyi de kardeşim, o Arda’nın karşısında da Gökhan Gönül var, jilet gibi giriyor adama... Arda yampiri yapmiri gelirken, Gökhan’ın ağzı armut devşirmeyecek ki...
Takım karıştırdın yine, bizim Arda, sarı kırmızı, önünde engel tanımaz oğlum...
Bırak şimdi fanatikliği...
Bak kardeşim;
Bizim takım daha iyi. Hele Arda-Lincoln-Baroş-Kewell dörtlüsü günündeyse... Ayhan-Barış ikilisi orta sahada her zamanki çalışkanlıklarıyla mücadele ederlerse...
Tabii defansımız aksamazsa...
Sabri ileride dalıp geriye gelmeyi unutmazsa... Savunma göbeğinde Emre Aşık-Hakan Balta ikilisi mıh gibi oynarsa...
Sanıyorum fazla uzattın.
Geçen yıl Ali Sami Yen’de iki kez yendik Fenerbahçe’yi.
Şeytanın bacağını kırdık mı?
Öyle gözüküyor ama...
Ali Sami Yen’e geliyorlar ama, yine de bu Fenerliler daha hâlâ kendilerine çok güveniyorlar. O kadar rahatlar ki sonuçtan...
Bu akşam Fenerbahçe’yi Ali Sami Yen’de şöyle evire çevire bir yensek... Ve ben de “Üzgünüm Leyla!” dizisine yeniden başlasam, futbol hayallerimle birlikte...
İyi pazarlar!