İsrail - Filistin barışı bıçak sırtında...

İsrail - Filistin barışı bıçak sırtında...


TEL AVİV


       Akdeniz'den kopup gelen dalgalar büyük bir gürültüyle köpürerek vuruyor eski limana. Salaş ama iyi bir balık lokantası. Mezeler farklı değil. Şam'da, Beyrut'ta, Amman ve Kudüs'te yediğimiz gibi. Farklı olan lakerdayla kalamar. Bir de balıkların tazeliği...
       Şarap ise Golan'dan!
       Yani otuz yıldır İsrail'in işgali altındaki Suriye topraklarından. Gamla adını taşıyan hakikaten güzel bir kırmızı şarap... Bar - İlan Üniversitesi'nin Begin - Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden (BESA) bir Yahudi profesör, "Yalnız bu şarap bile tek başına Golan'ı Suriye'ye geri vermemek için bir neden olabilir" diyor gülerek...

Golan barışı...

       Kudüs ve Tel Aviv caddelerinde bez üstüne yazılı sloganlar:
     "Golan'dan çıkmak yok!"
       "Halk, Golan'la birlikte!"
       İsrail'le Suriye'nin Golan barışı bir ara güncelleştiğinde Kudüs ve Tel Aviv bu sloganlarla donatılmış... Şam'da ise tabii bunun tam tersi bir hava esiyordu:
     "Golan'sız barış olmaz!"
       Kudüs ve Tel Aviv'de kimileri, Golan'da, yani Suriye'yle İsrail arasında bir barışın daha yakın olduğu düşüncesinde. Hafız Esad'ın sağlığında zaten büyük mesafe alındığını belirtiyorlar. Ayrıca, Beşşar Esad'ın siyaseten ayakta kalabilmek için ekonomide bir şeyler yapması gerektiğini, bunun için de Suriye'nin İsrail'le barışa ihtiyacı olduğunu söylüyorlar.
       Farklı düşünenler de var.
       İsrailli bir büyükelçi dedi ki:
       "Suriye hakkında daha az iyimserim. Çünkü bu ülkede bir azınlık diktası var. Diktalar her zaman bir 'dış düşman'a gerek duyar. O düşmanı gösterip, 'Bak şimdi bir şey yapamam, zira düşmanla boğuşuyorum' demek zorunda hisseder kendisini. Aynı zamanda Beşşar Esad'ın ekonomiyi dışa açmaya, özelleştirmeye başlaması da kolay değil. Çünkü, askeriyle bürokratıyla bir yönetici kliği Suriye'de bunca yıldır yaşatan, zenginleştiren de bu kapalı, devletçi ekonomi. Yani sizin anlayacağınız, Beşşar'ın ekonomiyi düzeltmesi demek, arı kovanına elini sokması ya da kendi iktidar tabanını zayıflatması demektir. Kolay yapamaz."
       Beyrut'taki bir gazeteci meslektaşım ise Golan konusunda Hafız Esad sonrasının fotoğrafını daha farklı okumuştu:
       "İsrail Başbakanı Ehud Barak, Hafız Esad'la bir an önce Golan barışını yapmanın peşindeydi. Yoksa ölür ve Suriye'de barış yapacak kimse bulamam diye elini çabuk tutmak istiyordu. Ama şimdi Şam'dan İsrail'e hep aynı mesaj gidiyor, 'Bizimle barış yapabilirsin.' Ben de yapılabileceğine inanıyorum. Zaten işin yüzde 90'ı bitmişti."
       Golan'da kalan yüzde 10 nedir?
       İsrail, 1967'de işgal etmiş olduğu bütün toprağı geri veriyor. Ancak Suriye, Yahudiler'in Galile Denizi, Arapların Tiberiya Gölü dedikleri suyun kıyısına bitişik alanda da toprak istiyor.
       İsrail ise Suriye'nin gölün kıyısında görmek istemiyor. Sınırın bazı yerlerde kıyıya en yakın birkaç metre, en uzak 50 metreden geçirilmesinden yana...
       Aslında hepsi topu topu 20 kilometre karelik bir toprak parçası. Ama su ile ilgili olduğu için bütün kıyamet bundan kopuyor. İsrail'in su ihtiyacının üçte biri bu gölden geliyor. Eğer Suriye bu göle sınırdaş olursa, su talebinde bulunabilir diye düşünüyor İsrail tarafı...
       Golan'da asıl sorun bu.
       Güvenlik, erken uyarı sistemi, barışın genel niteliği gibi bazı konulardaki anlaşmazlıkların daha kolay aşılabileceği düşünülüyor. Bar İlan Üniversitesi Besa merkezinden güvenlik uzmanı bir profesör şöyle dedi:
       "Golan'da statüko İsrail'in lehine. Çatışma yok, bir şey yok. Üstelik Güney Lübnan'dan da çekildik. Yani Golan'da bekleyebiliriz."

Şiddet geri döner mi?

       Buna karşılık, Ortadoğu'da barış açısından en kritik nokta bugün için İsrail - Filistin ayağı. Çünkü durum, eğer Washington'un girişim ve baskıları sonuçsuz kalırsa, sonbaharda kontrolden çıkabilir. Kriz ve çatışma ortamı bölgeye yeniden avdet edebilir.
       Daha önceki yazılarımda Filistin'in bakış açısını anlatmaya çalışmıştım. Kudüs'te Dışişleri'nden bir diplomat İsrail'in yaklaşımını şu üç noktada topladı:
     (1) Filistin'in Doğu Kudüs'ü kendine başkent yapması kabul edilemez.
     (2) 150 bin Yahudi yerleşimcinin Filistin'in istediği gibi yerlerinden çıkarılması düşünülemez.
     (3) 1948 ve 1967 savaşlarında göçmen olan Filistinli sayısı 1.5 milyon civarında. 700 - 800 bin civarındaki 1948 göçmenleri konuşulamaz. 1967'de İsrail'in işgal ettiği topraklardan göçen 200 - 300 bin Filistinlinin durumu ise ele alınabilir. Ancak, göçmen konusunun Filistin tarafının istediği gibi çözülmesi çok uzak bir ihtimaldir.
       Peki, ne olacak?
       Bir tarih var:
       13 Eylül 2000.
       Bu tarihe kadar İsrail'le Filistin arasında barış anlaşması imzalanmazsa, Filistin'in tek taraflı olarak bağımsız ve egemen Filistin devletini ilan etmesi bekleniyor. Bundan sonrasıyla ilgili olarak İsrail tarafında farklı senaryolar var.
       Biri şöyle:
       Arafat devletini örneğin BM Genel Kurulu'nda bir konuşmayla ilan eder. Bunun üzerine İsrail barış sürecini keser. Filistin devleti, egemenliğini halen üstünde oturduğu yüzde 42'lik toprak parçasında kurar (İsrail'le anlaşma imzalansa, bu toprak yüzde 92 olabilecek).
       İsrail, bazı topraklarda ilhak kararı alabilir mi?
       Burası bilinmiyor.
       Ancak İsrail, Filistinlilerin canını acıtacak bazı adımlar atabilir. Bu da Filistin'in tepkisini çekip bazı eylemlere yol açabilir. İsrail'in tepkisi sert olunca, şiddet kısır döngüsü eylül ayından itibaren kendini yeniden belli eder.
       İsrailli bir güvenlik uzmanı şöyle dedi:
       "Filistin'in devleti biyonik bir devlet olur. Karşılıklı olarak sertlik, şiddet tırmanabilir. Belki bu sayede bir süre sonra akıllar başa gelir. Oysa doğru olan, nihai barış anlaşmasını zorlamak yerine geçici anlaşmalarla yürümek, yani zaman kazanmaktır."

Clinton faktörü...

       Öte yandan, sokaktaki Filistinli barış konusunda bezgin ve karamsar. Yahudileri sevmiyor ve güvenmiyor. İsrail kamuoyu ise bölünmüş durumda. Kimileri, nihai, gerçek bir barışa çok daha açık. Barış konusundaki görüş farklılıkları ise İsrail'i fena halde karıştırabilir.
       Bazı Yahudiler de Filistinliyi sevmiyor. Biri sohbet sırasında "İyi komşu değiller" dedi kısaca...
       Barış bıçak sırtında!
       Şöyle denebilir:
       Bölgede esas patron, ABD. O yüzden dikkatler Washington'da. 'Ortadoğu'ya barışı getiren devlet adamı' olarak tarihe geçmek isteyen Başkan Clinton'ın elinden temmuz ağustos aylarında ne gelebilir? Herkes şimdi bu sorunun yanıtını bekliyor.
     


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr