Karpiç, Kürdün Meyhanesi, Ankara Palas...

Altan Öymen gibi ben de Ankara’lı sayılırım. Babam küçük memurdu.
Ailemiz, 1952 yılında ben sekiz yaşındayken, Trakya’daki Alpullu Şeker Fabrikası’ndan Ankara’ya taşınmıştı. Çünkü, babam sevgili Ahmet Cemal daha iyi okuyabilmeleri için taşradan kurtarmak istemişti çocuklarını...
Altan Öymen’in Öfkeli Yıllar(*) adını taşıyan anılarının üçüncü cildini okurken ben de çocukluğumun Ankara’sını hatırlamaya, hissetmeye çalıştım.
Nostaljik bir kısa tur denebilir.
410. sayfadaki fotoğraf altı:
“Yıl 1953, aylardan Ekim.
Lokantacılık-pastanecilik sektöründeki ‘üç Rus’tan birinin Ankara’daki cenaze töreni... Karpiç Lokantası sahibi ve işletmecisi Baba Karpiç’in tabutu arkasından öteki ‘iki Rus’ yürüyor. Önde Büyük Pastane işletmecisi ‘Madam’... Söylenmeyen adı: Larisa... Arkada gözlüklü, ünlü ‘Süreyya Lokantası’nın sahibi Süreyya... Kortejin yürüyüşü Karpiç Lokantası’nın önünde başlamış, Bankalar Caddesi’nden devam ediyor.”
Madam’ı ben de anımsıyorum.
Kızılay’da, Sıhhiye’ye yakın Büyük Sinema’nın üstündeki pastaneyi işletirdi. Hoş bir sarışın kadındı ama biraz suratsızdı.
Dar tayyörler giyerdi.
Sinema günlerinde pastaneden bir şeyler alırken tezgahın arkasında Madam’ın son derece ciddi bir yüz ifadesiyle duruşu gözümün önüne geliyor.
Karpiç’le Süreyya’ya da yetiştim.
Kitabın 35. sayfasına, kılı kırk yaran bir Umum Neşriyat Müdürü alışkanlığıyla olacak, bir de kroki yerleştirmiş Altan Öymen.
İyi de etmiş.
Krokide Ankara’nın tarihi mekanı, Ulus yer alıyor. Bankalar Caddesiyle İstasyon Caddesi arasında yer alan Karpiç Lokantası, Ankara Palas...
Karpiç’i çok flu, belli belirsiz hatırlıyorum.
Bir keresinde Babaannem, kendi deyişiyle “Cemal Paşa’nın haremi”, Ankara’ya geldiğinde beni elimden tutup götürmüştü Karpiç’e, bir öğlen yemeğine. Sanıyorum on iki, on üç yaşındaydım. Anneme de, “Oğlan böyle yerleri görüp alışsın!” demiş...
Ankara Palas’a gelince, ilk kez 1961 yılının 4 Aralık günü gitmiştim.
O tarihi unutmam.
Çünkü Mülkiye’nin kuruluş günüdür. O günün gecesi Ankara Palas’ta Mülkiye Balosu vardı. Ve hayatım ilk balosuna gitmiştim kız arkadaşımla birlikte...
Kızılay’daki Ulus Sineması’nın yanındaki Süreyya’ya da yetişmiştim.
Mülkiye’ye yeni başlamıştım, 1962 yılı olmalı, bir gün babamın verdiği yirmi liralık harçlıkla, Süreyya’nın arka masalarından birine utangaç vaziyette adeta sinmiş, etrafı seyredip bütün gece bir şişe şarabı yudumlamıştık.
Altan Öymen’ın kitabında anlattığı ilginç mekanlardan biri de, Ulus’ta, Posta Caddesindeki Kürdün Meyhanesi...
Mülkiye’nin ilk yıllarında, demek ki 1961, 1962’de bir kaç kez ben de arkadaşlarımla birlikte Kürdün Meyhanesi’ne görünmez adam gibi sızdığımızı anımsıyorum. Orada görünmek istemezdik çünkü, ‘komünist’lerin uğrak yeri olarak bilindiği için...
Mimlenme korkusu!
Soğuk Savaş yıllarında, Ankara’nın Samanpazarı’nda “Rus casuslarının asıldığı” yıllarda bir kere fişlendin mi devlet memurluğu, diplomatlık, hesap uzmanlığı vesaire güme gidebilirdi.
Altan Öymen benim 12 yaş büyüğümdür.
Aynı zamanda ustamdır.
Haber peşinde nasıl koşturulur, haber nasıl yazılır ya da gazeteciliğin incelikleri, hatta amiyane deyişle bazı puştlukları nelerdir ilk kez ondan öğrenmeye başlamıştım. Bu meslekte elimden tutan kişidir.
Kitabın sayfaları arasında dolaşırken, mutfakta çok iyi pişirilmiş bir gazetenin sayfaları arasında dolaşıyormuş gibi bir duyguya da kapıldım.
Ahçı çok iyiydi!
Ancak hamuru iyi gazetecilerde rastlanabilen bir titizlikle yayınevi yöneticilerini bunaltmış da olabilir Altan Öymen...
Fakat okurlar için çok keyifli bir kitap çıkmış ortaya, yakın siyasal tarihimizin bir çok ilginç notunu da içeren güzel bir yapıt...
İyi pazarlar sevgili Altan Abi.
———————————————-
* Altan Öymen, Öfkeli Yıllar, Anı, Doğan Kitap.