Koalisyon hükümetinin alternatifsizliği üzerine...

Koalisyon hükümetinin alternatifsizliği üzerine...


       Ankara'da Başbakan Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Yılmaz'la önceki gün ayrı ayrı görüştük. Görüşmeler yarımşar saat arayla gerçekleştiği için ilginç izlenimler edindik. Çünkü bu sayede, her ikisine de yönelttiğimiz benzer sorularla koalisyon ortaklarının siyasi nabzını bir ölçüde tutmuş olduk.
       İlk izlenim:
     Koalisyon ortakları birbirine mahkum! 1999 seçimlerinden sonra işe bu gerçeğin bilincinde olarak başlamışlardı, şimdi yine aynı çizgide yürüdükleri anlaşılıyor.
       Bu yüzden hükümeti sonuna kadar, yani 2004 genel seçimlerine kadar götürmekte kararlı bir havaları var. Ecevit gibi Yılmaz da "2004'e kadar devam etmek hem aklın yoludur, hem de ülke menfaatlerinin gereğidir" dedi.
       Niye birbirlerine mahkumlar?
       Özellikle ekonomik alanda uyguladıkları üç yıllık 'enflasyonla mücadele programı'nın olumlu sonuçlarını almadan ortaklığı bozmanın, seçim sandığında kendilerine büyük fatura çıkaracağını biliyorlar.
       Şu da söylenebilir:
       Bu hükümetin parlamento zemininde bir alternafi olmadığının, siyasetin dar zeminde yapıldığının koalisyon ortakları da farkında. Bu nedenle, 'Mevcut hükümetin alternatifi yok!' demek bugün için bir gerçeği dile getirmektir.
       O yüzden, hem Ecevit'le hem Yılmaz'la konuşurken adeta sihirli bir sözcük hep kulağımıza çalındı:
     Uyum...
       Özellikle MHP ile ANAP arasında bazı konularla ilgili görüş ayrılıkları bulunsa da, bu durumun koalisyon içi uyumu etkilemesine izin verilmediği belirtiliyor.
       Yılmaz şöyle dedi:
     "Her meselede aynı şeyi söylesek aynı partiler olurduk. Hükümetin bozulmasını gerektirecek bir kriz ihtimali görmüyorum."
       Ecevit gibi Yılmaz da Fazilet Partisi'nin Anayasa Mahkemesi'ndeki kapatma davasının sonucunu yakın takibe almış durumda. Ecevit gibi Yılmaz da parti kapatılmasına karşı. Siyasi istikrar açısından da bu konuyu önemsediği anlaşılıyor.
       Şöyle dedi:
     "Eğer Fazilet Partisi, Başsavcı'nın istediği gibi Refah'ın devamı olarak görülüp kapatılırsa, 103 Fazilet milletvekilinin milletvekilliği düşmüş olacak. Bu da genel seçim niteliğinde bir ara seçim demektir. Bu durum tabii uygulanmakta olan istikrar programını da zorlar."
       Ecevit gibi Yılmaz da böyle bir durumu haklı olarak temenni etmiyor.
       Fazilet böyle kapatılabilir mi?
       Ecevit'le Yılmaz bu konuda açık bir şey söylemediler. Ancak edindiğim izlenim o ki, böyle bir sonuç sanki beklemiyor.
       Ecevit gibi Yılmaz da enflasyonla mücadele programından herhangi bir sapma olmayacağını belirtiyor. Özelleştirmenin bazı gecikmelerle de olsa sonuna kadar gitmesinin kaçınılmaz olduğuna işaret ediyor.
       Gecikmenin nedenleri arasında devletçi kafa ile işçi çıkarmadan özelleştirme kaygısını sayıyor. Bu konudaki eleştirilerinin Telekom'daki tutumuyla MHP'li Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz'le Başbakan Ecevit'e gidip gitmediği konusunda ise suskun kalıyor.
       Yılmaz'ın elindeki bir seçim araştırmasına göre, parlamento içindeki partilerin oy oranları yüzde 8'le 13 arasında değişiyor. Bu konudaki değerlendirmesine gelince:
       "İstikrar programı halkın canını yakıyor. İlginç olan şu: Bu durum, muhalefet partilerini yükselişe geçirmiş değil. Ciddi sıkıntıları var halkın ama bunu kaçınılmaz görüyor. Ve muhalefet partilerine güven duymuyor."

Ege'de ne oluyor?

       Ecevit gibi Yılmaz'a da sorduk:
     Ege'de ne oluyor?
       Yılmaz espri yaptı:
     "Yunanlı'yla el sıkışmak iyidir de, kaç parmağının olduğunu yine de saymak iyi olur."
       Limni üzerinde Yunanistan'ın ortak NATO manevrasını bahane ederek Türkiye'ye bir emrivakisini askerin haklı olarak reddetmesiyle Ege'de havanın birden değiştiğini belirtti Yılmaz. Atina'nın tutumuyla ilgili şöyle bir değerlendirme yapmaktan da geri kalmadı:
       "Helsinki sonrası biz diyalog dedikçe, belki de Yunanistan kendini şöyle bir düşünceye kaptırdı: 'Türkiye Avrupa hatırına Kıbrıs'ta, Ege'de bizim istediğimiz tavizleri vermeye hazırlanıyor. Diyalog da bunun kılıfı olacak herhalde...' Atina şimdi bizim göstermelik değil ciddi bir diyalog istediğimizi, bu konuda ciddi olduğumuzu görünce, hem Ege'de hem AB'de yeniden sertleşmeye karar vermiş olabilir."
       Yılmaz, Yunanistan'la ilişkileri için bilek güreşi deyimini kullanıyor. Bu güreşin devam edeceğini belirtiyor. Ancak Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyelik konusundaki kararlılığının bundan etkilenmemesi gerektiğini de sözlerine ekliyor.

312, idam vs.

       Yılmaz gelecek hafta Perşembe ve Cuma günleri Atina'ya gidecek mi? Türk - Yunan İş Konseyi toplantıları için randevular Ege'de havanın bozulmasından önce yapılmıştı. Yılmaz bu çerçevede Yunanistan Başbakanı Simitis'le de görüşecekti.
       Şimdi Atina'ya gidip gitmeme konusu hala boşlukta. Son kararın Yılmaz'ın Ecevit ve Cem'le yapacağı görüşmelerden sonra verileceği anlaşılıyor.
       Yılmaz, AB ile ilişkilerde en öncelikli konunun TCK 312, Terörle Mücadele 8 gibi düşünce özgürlüğüyle ilgili olduğunu, en kısa vadede demokrasinin gereği olan değişiklikleri yapmak gerektiğini söylüyor.
       İdam ya da Kürtçe radyo - TV, eğitim gibi konuların 'bireysel hürriyetler çerçevesinde daha sonra ele alınabileceğini belirtiyor.
       Ecevit'le görüşme dün çıktı. Bugün de Yılmaz'ın havasını özetlemiş oldum.



Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr