Kriz değil çözüm üretmek için...

Kriz değil çözüm üretmek için...


       Eylül ayı başıydı. Zekeriya Temizel'in Başkanlığını yaptığı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu daha yeni çalışmaya başlamıştı. O sıralarda sohbet ettiğim üst düzeyde bir Hazine yetkilisi, bu reformcu adımdan duyduğu memnuniyeti şöyle dile getirmişti:
     "Çok geciktik. Bu reformun en az on yıl önce yapılması gerekirdi. Bu gecikmenin faturasını da başta 1994 krizi olmak üzere çok ağır ödedik. Böyle bir bağımsız üst kurulumuz olsaydı, şimdi çok daha güçlü bir bankacılık sektörümüz olurdu.
       Ama bu reforma politikacılar yıllar boyu yanaşmadı. Böyle bir güçten mahrum kalmak istemediler. Bankacılık sektörü üzerindeki Hazine kontrolü bazı bankacıların da işine geliyordu. Bu sayede o bankacılar da bir kısım politikacıları besliyordu. Hazine'den sorumlu devlet bakanlarıyla özel ilişki kurabiliyorlardı.
       Banka denetlemek, Hazine'nin 20 işinden biriydi. O yüzden yeterli zaman da ayrılamıyordu. Şimdi günün 24 saatini bu işe verecek bağımsız bir kurul var. Bankacı eskiden başbakana giderdi. Hazine'den sorumlu bakana giderdi. Bu yok artık. Bazı politikacıların kişisel, partisel oyunları bitiyor.
       Şunu da not edin bir yana: Bu reformcu adımın atılmasında Başbakan Ecevit'in rolü büyüktür. Tekrar ediyorum. Gecikmenin faturası çok ağır oldu."
       Bunları söylemişti Hazine yetkilisi.
       Gecikmenin faturası gerçekten ağır. Devletin el koyduğu 8 özel bankadaki toplam batık para 8 milyar dolar civarında hesaplanıyor.
       Niye battı bu bankalar?
       Bir bölümü kötü yönetildiği için... Bir bölümü ekonominin iniş ve çıkışlarına dayanamadığı için... Bir bölümü de doldur - boşalt operasyonlarına sahne olduğu için. Yani soygun köprüsü olarak kullanıldıkları için...
       Şimdi öyle anlaşılıyor ki, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu düğmeye basmış durumda. Dosyalar birer birer açılıyor. Yahya Murat Demirel ve Egebank'la ilgili Kasırga Operasyonu da bunlardan biri...
       Enkazın kaldırılması şart.
       Bazı özel bankaların pislettiği bu alanın temizlenmesi, sağlıklı bir bankacılık sektörünün kurulması için de, pazar ekonomisinin başıboşluk ve ilkesizlik olmadığını göstermek için de gerekiyor.
       Ayrıca, çürümelerin hesabı sonuna kadar araştırılıp sorulmadan ne doğru dürüst hukuk düzeni kurulabilir, ne de kamu vicdanı rahatlar bu ülkede...
       Onun içindir ki:
     Soygun mekanizmaları kırılmalıdır!
       Bu mekanizmaların bir ucu da hiç kuşkusuz kamu bankalarına uzanıyor. O yüzden kamu bankalarının bir an önce özelleştirilmesi şart.
       Nitekim Ecevit hükümeti bunun sözünü vermiş durumda. Vaadini yerine getirmek için, gecikmeli ve biraz yetersiz de olsa bu yakınlarda harekete de geçti. Ama bu sefer de hazırlamış olduğu kararname Çankaya'dan geri döndü.
       Kim haklı?
     Sezer mi, Ecevit mi? Yoksa Cumhurbaşkanı, hükümeti yokuşa mı sürüyor?..
       Bu tartışmayı geçiyorum.
       Ancak bir noktanın vurgulanması lazım. Devletin zirvesindeki diyalogsuzluk şaşırtıcıdır. Devlet işlerinin yürütülmesi açısından da talihsizliktir.
       Kamu bankalarının özelleştirilmesiyle ilgili önemli bir kararnamenin hazırlık aşamasında Başbakan daha önce Cumhurbaşkanı ile diyalog kuramaz mıydı? Ya da Cumhurbaşkanı, kararnameyi geri göndermeden önce Başbakan ile diyalog kuramaz mıydı?
       Ancak diyalog köprüleri örülerek çözüm üretilir.
       Tersi krizdir.
       İstikrarsızlıktır.

2001 bütçesi...

       Bu ülke istikrarsızlıktan çok çekti. O yüzden gecikti bütün reformlar. Örneğin bankacılık düzenindeki en az on yıllık gecikmenin ağır faturası bugün ödeniyor. Daha fazla ödemeyelim. Bir an önce özelleştirilsin kamu bankaları da...
       Hükümette eski deyişle yorgunluk emareleri artıyor. Özellikle ekonomik gündemde bazı konular birikiyor.
       En başta da 2001 bütçesi var.
       Bu konuda hükümetten gelen ilk sinyallerin pek iç açıcı olduğu söylenemez. Oysa, gelir - gider dengeleri açısından disiplinli bir bütçenin yapılması gerekiyor. İnandırıcı olabilmek için bütçeyle birlikte bazı yasaların da parlamentoya sunulması şart.
       Yoksa enflasyonla mücadeleyle birlikte dış kaynak akışı da tehlikeye girebilir.
       Uzun lafın kısası, kriz değil çözüm üretmek zorunda hükümet ve devlet büyükleri...


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr