Kuliste Büyükanıt Paşa!

AB'li günler (3) Bunun gibi, Cumhurbaşkanı Sezer'in "Bana da bilgi verilmedi!" yolundaki açıklaması, acaba Türkiye'nin AB'ye ilişkin son diplomatik pozisyonunu olumsuz etkilemiş olabilir mi?Bu iki konunun hükümette yarattığı derin rahatsızlığı biliyorum. Stockholm'de Nobel törenlerini yaşarken kulağıma çalınmıştı, üst düzeyde bir siyasal yetkilinin, "Kendimi sırtımdan hançerlenmiş gibi hissettim!" dediği...Ayrıca, Dışişleri Bakanlığı'ndaki güvenilir kaynaklardan, hükümetin son Kıbrıs hamlesi konusunda Genelkurmay'ın nasıl 'bilgilendirildiği'ni de biliyordum.Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Ali Tuygan'ın görev süresi doluyor. Halefi Büyükelçi Ertuğrul Apakan'la birlikte veda ziyaretlerine başladı. Bu çerçevede Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun'dan da çok önceden randevu alınmış.Bu ziyaretle hükümetin Kıbrıs girişimi çakışınca, gelişmeyle ilgili olarak İkinci Başkan bilgilendirilmiş...Akla gelen soru:Hükümet, acaba Genelkurmay'a bu sefer bilgi vermekle yetinmiş, görüş istememiş miydi?Olabilir.Bir başka soru:Genelkurmay İkinci Başkanı, bu konuda kendi Komutan'ını haberdar etmemiş olabilir mi?Hiç ihtimal vermiyorum.Sonuç olarak:Hükümetin AB ile Kıbrıs pazarlığında Genelkurmay'ı bilgilendirmiş olduğu konusunda kuşkum yok. Peki o zaman Büyükanıt Paşa'nın 'her şeyi televizyondan öğrendiği'ne dair açıklaması ne ola ki?..Ne kadar inandırıcı ki?..Bu arada bir hükümet, askeri bazen yalnız bilgilendirmekle yetinip görüş almayı gerekli görmeyebilir.Bu da mümkün.Peki, olmaması gereken nedir?Türkiye'nin AB ile kapalı kapılar arkasındaki pazarlığının en kritik günlerinde Genelkurmay Başkanı'nın basına yapmış olduğu açıklamadır olmaması gereken.Büyükanıt Paşa, telefonu bir meslektaşımıza değil, bir Başbakan'a, bir Dışişleri Bakanı'na açıp görüşebilirdi. Düşünce ve eleştirilerini siyasi otoriteye bu yolla iletebilirdi.Ama böyle yapmayıp bir gazeteye manşet olmayı tercih etmesi doğru olmadı Büyükanıt Paşa'nın.Şık olmadı.Yanlış oldu.Demokrasilerde askeri otorite, seçilmiş sivil otoriteye tabidir ilkesine, kuralına boş veren talihsiz bir davranış oldu.AB kulisinde öğrendim.Özellikle Kıbrıs Rum tarafı, Büyükanıt Paşa'nın bu çıkışını pazarlık sürecinde Türkiye'nin aleyhine kullanmış.Söyledikleri şöyle özetlenebilir:"Türkiye'nin Kıbrıs'a ilişkin sözlü önerisine güvenilmez. Asker bastırır, gereğini yapamazlar. İşte gördünüz Genelkurmay Başkanı'nın çıkışını? Onun için Ankara'dan yazılı isteyelim öneriyi. Ayrıca, sivil-asker ilişkilerinin demokrasi açısından daha hâlâ hangi halde olduğu görülebiliyor. İşler fazla değişmiş değil."Güney Kıbrıs'ın bu çıkışı tabii Fransa tarafından da desteklenmiş. Üst düzeyde bir Fransız yetkili, Türkiye'nin Kıbrıs hamlesinin iyi olduğunu, ancak altının, üstünün doldurulamadığını söylemiş.Türkiye'ye hep destek çıkan İngiltere'nin de bu gelişmeler üzerine öneri yazılı hale getirilsin yaklaşımını benimsediği dikkati çekiyor.Sonuç?..Büyükanıt Paşa keşke kapalı kapılar arkasında söyleseydi görüşlerini...Böylece Türkiye'nin eli, AB ile pazarlığın kritik aşamasında bence daha güçlenebilirdi. En azından Rum tarafına kullanabileceği bir bahane yaratılmazdı.Belki konuya tersten de bakılabilir. AB kulisinde Büyükanıt Paşa'nın bu çıkışını, "Bakın artık Türkiye'de son sözü asker değil hükümet, seçilmiş siviller söylüyor" diye satmaya çalışanlar da çıkabilir. Bu da mümkün.Biliyorum, Cumhurbaşkanı Sezer'in tutumu da vardı yazımın girişinde... Ancak yerim kalmadı. Belki o kadar kıymeti harbiyesi olan bir konu da değil.AB'li günlerin dördüncü yazısı yarın. h.cemal@milliyet.com.tr Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın geçen hafta hükümete karşı Kıbrıs'la ilgili çıkışı, AB'de Türkiye'nin müzakere elini zayıflattı mı? Yoksa tersine, güçlendirmiş de olabilir mi?