Milli Takım bir başarı öyküsü yazdı!

Şimdi 2010 Dünya Kupası sırada; sistemli çabayla büyük bir başarı yakalanabilir



BASEL-VİYANA TRENİ
Futbolda böyledir. Bazen bir yenilgi içinde öylesine bir yara açar ki, günlerce geçmez acısı.
O sızıyı sürekli hissedersin.
Çarşamba gecesi bunu yaşadım.
Almanya’ya karşı çok güzel ve gerçekten üstün oynadığımız maçı 90. dakikada yediğimiz kolay bir golle kaybedince, ‘Viyana kapıları’ndan, yani Avrupa Şampiyonası finalinden bir son dakika golüyle dönünce, inanın, dünyam karardı.
Teğet geçtik kupaya!
Çok üzüldüm.
Boğazıma bir yumru gelip oturdu. Futbol dünyamda o tuhaf yara açıldı ve için için işlemeye başladı.
Ama Fatih Hoca’ya, milli oyuncularımıza, hepsine birden seslendim:
“Sakın üzülmeyin, çok iyiydiniz!”
Bu satırları dün sabah Basel-Viyana treninde yazıyorum. Onbir saatlik bir yolculuk. Akşama Viyana’da İspanya’yla Rusya arasında yapılacak yarı final maçına yetişmek için acelem var.
Gazeteleri okuyorum.
Hemen hepsi bizim milli takımı övüyor, Almanya’ya karşı üstünlüğümüzün altını çiziyor. Almanların en ciddi futbol dergisi Kicker, şansı yaver giden tarafın Almanya olduğunu belirtiyor ve Türk takımına şapka diyor.
Şu satırlar var bir yorumda:
“Türkler çok iyiydi. Türkiye bu turnuvanın sürprizi. Yarı finale kadar yükseleceğine ihtimal veren yok gibiydi. Biz iyi değildik. Şanslı, hatta çok şanslı bir günündeydi Almanya. Son dakikada şans meleği bu kez Türkiye’yi değil bizi öptü.”
İsviçre’nin ‘Fatih Terim düşmanı’ denilebilecek gazetesi Blick bile bizim takıma şapka çıkarmıştı. Başlığı “Türkler şaşırttı!” diye atmış ve yazı şöyle bağlanmıştı:
“Türkiye, bu turnuvada hırsın, arzunun Avrupa Şampiyonu oldu.”
İsviçre’nin ciddi gazetelerinden Tages-Anzeiger’in yorumunda şu satırlar yer almıştı:
“Baştan beri turnuvanın favorisi olan Almanya karşısında Türkiye şaşırttı. Oyunun büyük bölümü Türklerin üstünlüğü altında geçti.”
Bu arada Alman takımının kaptanı, beyni ve her şeyi olan Ballack’ın bizim Marco tarafından nasıl kilitlendiği, orta sahanın Marco, Ayhan, Hamit üçlüsü tarafından nasıl kontrol altında tutulduğu, bu kadar eksik yüzünden çoğu ilk kez bir araya gelen Türk milli takımının ne kadar iyi oynadığı özellikle belirtiliyordu yazılarda.
Bunlar bilinmekte.
Maç sırasında aldığım bazı notlara bakıyorum. Bir yerde büyük harflerle şöyle yazmışım:
“Ballack kilitlendi, Almanlar bitti!”
“Fatih Hoca, hangi dişliye hangi çomağın sokulacağını iyi biliyor.”
“Makina intizamıyla, disiplinle, kontrollü biçimde oynamayı asıl bizim takım beceriyor, Almanlar değil.”
“Kendine güvenerek oynayan takım biziz.”
“Almanlar kendi yarı sahalarından çıkamıyor, hücumda çoğalamıyorlar.”
“Bizim takıma dönük olarak küçümseyici bir söylemle geliştirilen ‘şans, kader, kısmet teorisi’ çöküyor.”
“Ah Rüştü Baba, bu gol yenir mi?”
“Ah Sabri, Lahm böyle kaçırılır mı? Daha demin onu enfes bir bacak arası çalımıyla geçtiğin ve Semih’e golü attırdığın bu güzel assistinden sonra bu yapılır mı?..”
Evet, yenmeyecek goller yedik.
Kalemiz hatalı goller gördü.
Ne yazık ki öyle.
Git git bitmiyor yolculuk.
Tren yolculuğu bir gariptir. İnsanı asıl kendi iç dünyasında yolculuğa çıkartır. Olmadık düşünceler uyandırır. Ama bu kez o futbol sızısı hiçbir şeye geçit vermiyor.
Yenilmek!
Finalin eşiğinden dönmek... Oysa maç bizim hakkımızdı.
Futbol bu, adaleti yoktur ki.
Avrupa Şampiyonası’nda kupayı kaldırabilirdik. Bütün eksiklerimize ve eksikliklerimize rağmen geldiğimiz nokta bir başarıdır. Bunu küçümsemek yerine, Türkiye’yi yarı finale taşıyan Fatih Hoca ve aslanlarını alkışmaktır doğru olan...
Türk futbolu, Türk milli takımı genç bir jenerasyonu, genç kuşağı yakalamak üzere.
Eğer özen ve sabır gösterilirse...
Eğer daha iyi bir futbol altyapısının oluşturulması için çaba sarfedilirse...
Eğer başarıyı mümkün ve kalıcı kılabilecek bir altyapı için bilinçli ve hedefe odaklanarak sistemli çalışılırsa...
Eğer duygulardan, önyargılardan arınarak futbolun gerektirdiği nesnel kriterlerle mümkün olabildiğince yol alınırsa...
Ve eğer bu turnuvada yapılan yanlışlar objektif olarak değerlendirilir ve eleştiri süzgecinden geçirilirse...
Hiç kuşkum yok, Türkiye, 2010 Dünya Kupası’nda da çok iyi şeyler yapabilir.    
Bir kez daha teşekkürler Milli Takım, çünkü bir başarı öyküsü yazdınız Avrupa Şampiyonası’nda...