Ölmeye yatmak!

Alevler içindeki o genç kızı televizyon ekranında bir korku filmi gibi izlerken, bir acı sipsivri ucuyla gelip yüreğime saplanmıştı. Kahrolmuştum, içime oturan çaresizlikten dolayı...2000'nin aralık ayı sonlarıydı.F-tipi cezaevlerini protesto eylemlerinde, devletin korkunç hoyratlığının sonucu olarak Bayrampaşa Cezaevi'nde kaç kişi ölmüştü, şimdi anımsamıyorum.Anımsadığım şu:Ölüm oruçlarını bir eylem biçimi olarak onaylamamıştım.Bugün de onaylamıyorum.Ama ölüm orucu bitmedi.Bugün de devam ediyor.Avukat Behiç Aşçı, ölümün sınırında dolaşıyor. Ölmeye yatmasını onaylamıyorum, ama F tipi cezaevlerinden uygulanmakta olan tecrit politikasını da insani bulmuyorum. Kaldırılmasına ilişkin talepleri altı yıl önce olduğu gibi bugün de destekliyorum. Bu konudaki yazımı, değerli meslektaşım Oral Çalışlar'ın aşağıdaki satırlarıyla tamamlamak istiyorum: "2000 yılı sonunda ölenlere yüreğim yandı. Ölmelerini, sakat kalmalarını hiç istemedim. Onların ölümünü engelleyecek bir ortam için de elimden gelen gayreti gösterdim.Şimdi de hâlâ cezaevlerindeki tecrit koşullarının düzelmediğini biliyorum. Siyasi tutuklu ve mahkûmları en ağır koşullu cezaevlerine kapatmak zaten bir devlet politikası olarak başından itiraz ettiğim bir uygulama.Bir genç, herhangi bir siyasi tutumunu ifade etmek için bir mitinge, gösteriye katılıyor. Bu gösterinin barışçı olup olmaması önemli değil. Terör örgütü üyeliği hemen bir damga olarak gencin yakasına yapışıyor. Ardından tecrit amaçlı, yüksek güvenlikli F tipi cezaevine kapatılıyor. 'Terör örgütü üyeliği' öylesine soyut ve her amaç için kullanılacak bir gerekçe ki, gençler aylarca yıllarca, haklarındaki küçük iddialar için bile bu cezaevlerinde çile dolduruyorlar. Adalet Bakanlığı'nın geçen gün yaptığı açıklamayı okudum. Behiç Aşçı için terör örgütlerinin avukatı deyimi kullanılıyor.Ne demek terör örgütlerinin avukatlığı?..Katillerin avukatı, hırsızların avukatı gibi avukat çeşitleri olmadığı gibi terör örgütü avukatlığı diye bir çeşit de yok. Avukatların, savundukları sanıklara göre tanımlanması, üstelik de bunu Adalet Bakanlığı'nın yapması bir hukuk skandalıdır. Behiç Aşçı ölmesin!Ölüm orucunda kimsenin ölmesinden yana değilim.Ancak, cezaevlerindeki tecridin kaldırılmasının gerektiğine inanıyorum.Dokuz tutuklu veya hükümlünün gün boyu belli saatler içinde birbirleriyle görüşmeleri, aynı havalandırmaya çıkmaları talebi neden kabul edilmiyor? Bunun güvenlik açısından ne gibi sakıncası olabilir ki?Her tarafı çevrili, olağanüstü güvenlik önlemlerinin alındığı bir cezaevinde 9 tutuklu ve mahkûmun bir havalandırmada sınırlı bir zaman dilimi içinde bir arada bulunması güvenliği nasıl tehdit edebilir ki? 19 Aralık 2000 yılında yapılan 'hayata dönüş operasyonu'nun ne kadar hukuk dışı, insanlık dışı olduğu bugün resmi raporlarla ortaya çıktığı halde, bu acının bedelini hâlâ içerdekiler ödüyor.Kimse bu operasyonları yapanlar hakkında ciddi bir hukuk yoluna başvurmayı düşünmüyor. Suçlananlar hâlâ tutuklular ve mahkûmlar... Böyle hukuk devleti olur mu?Böyle adalet olur mu? Adalet Bakanlığı'na bu köşeden bir kez daha çağrıda bulunuyorum:F-tipi cezaevlerinde uygulanan tecrit politikası insan haklarına aykırıdır."(Cumhuriyet, 26 Aralık 06). h.cemal@milliyet.com.tr Kaç yıl geçmiş aradan. O görüntü yine gözümün önünde. Demirparmaklık arkasında cayır cayır yanan o genç kızın görüntüsü ve hiç duyamadığım canhıraş çığlıklar...