Yazık, nasıl da kaçırdık finali!

VİYANA
Avrupa Şampiyonası finalini dün gece seyrederken içim bir kez daha cız etti, içim bir kez daha acıdı.
İspanya karşısında perişanları oynayan Almanya değil, biz hak etmiştik bu finali.
90 dakika boyunca bu gerçeğe bir kez daha tanık oldum. İspanya o kadar çok gol fırsatını pervasızca harcadı ki, beşlik bir maçı ancak 1-0 alabildi.
Hem üzüldüm, hem sevindim.
Üzüldüm çünkü Avrupa Şampiyonası’nın finalini teğet geçtik. Sevindim çünkü 90 dakikalığına dün gece İspanyol olmuştum, kazandılar.
Son bir not.
Bu takımla Almanya hiçbir yere gidemez.
Buna karşılık 2010 Dünya Kupası elemelerinde aynı grupta olduğumuz İspanya genç bir takımla güzel bir yükselişi yakalamış durumda.
Aşağıda maç öncesi yazdığım satırlar yer alıyor.
* * *
Bütün yolların futbola çıktığı ayın sonuna nihayet geldim. Avrupa Şampiyonası’ndaki yirmi üçüncü yazıya, “Bu finali Türkiye rahat oynardı” diye başlıyorum.
Başarabilirdik.
Gerçekten yazık oldu.
Bu finali İspanya’yla Almanya yerine biz oynayabilir, genç topçularımızın yeteneği, heyecanı ve başarıya olan açlıklarıyla birlikte kupayı kaldırabilirdik.
Son dakika golüyle uğradığımız Almanya yenilgisinin acısını, sızısını hâlâ içimde hissediyorum.
Ne kadar üstün oynamıştık.
Ama şansımız yaver gitmedi.
Pisi pisine yenildik.
Hangi yanlışların ürünüydü Almanya yenilgisi?..
Biliyorum, ‘keşkeli tartışmalar’ın hele futbolda sonu gelmez. Ama bu demek değildir ki yanlışlar tartışılmayacak.
Elbette tartışılmalı.
Geçen gün de söyledim.
Fatih Hoca, elemelerden başlayarak bütün bir süreci eleştirel olarak ele almalı ve tabii kendisini sıkı bir eleştiri süzgecinden geçirmeli...
Avrupa Şampiyonası’nda ilk kez yarı finali yakalayan Türk Milli Takımı elbette bir başarı öyküsü yazdı. Futbolumuzun çıtasını yükseltti.
Ama neler yapılsaydı ya da neler yapılmasaydı, kupayı kaldırabilirdik sorusu hiç kuşkusuz   tartışma masasına yatırılmalıdır, eğer futbolumuzda sahneye çıkan genç jenerasyon ile 2010 Dünya Kupası’nda daha büyük bir başarı hedef olarak konulacaksa...
Ernst Happel Stadyumu’nda finali dün gece bizim gençlerimiz oynayabilirdi.
Hep bunu düşündüm.
Evet, çok yazık oldu.
N’apalım?..
Hayat devam ediyor.
Önümüzde, Güney Afrika’da yapılacak 2010 Dünya Kupası var, bizi bekleyen.
İspanya’yla aynı gruptayız.
Eleme maçlarının ilki Eylül’de.
Fazla zaman kalmadı.
4 Haziran’dan beri buralardayım. Toplam 23 yazı yazdım. Futbol hayaleti 26 gün boyunca peşimi bırakmadı. Huzursuz ruh halleriyle İsviçre’yle Avusturya kentleri arasında mekik dokudum.
Hiç şikayet etmiyorum.
Futbol güzel oyun çünkü.
Büyük keyif aldım.
İki yıl önce Almanya’daki 2006 Dünya Kupası’nda futbol günlerim bir ayı geçmişti. 33 yazı yazmıştım. Dünya Kupası’na 32 takım katılırken, Avrupa Şampiyonasına bunun yarısı kadar 16 takım katıldı.
Dünya Kupası bu kadar güzel olmamıştı.
Çünkü Türkiye yoktu.
Bu Avrupa Şampiyonası’na emin olun rengini bizim takım verdi. Nitekim, Türkiye-Çek Cumhuriyeti de turnuvanın en güzel maçı seçildi.
Fatih Hoca’yla aslan yürekli topçuları, bizim gibi ‘futbol kaçıkları‘na sevinç ve duygu fırtınaları yaşattılar. Kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum.
Bu bir ayda siyaset penceresini kapattım.
Spor medyasının emektarlarıyla, yorumcu ve habercileriyle çok keyifli günler geçirdim. Hepsinden futbolla ilgili çok şey öğrendim.
Umum Neşriyat Müdürleri ve şefleri tarafından ne ölçüde takdir edildiklerini bilemiyorum ama, bu turnuvada da ‘gazeteci milleti‘nin, habercilerin dar olanaklarla ne kadar fedakârca çalıştıklarına bir kez daha tanık oldum.
Helâl olsun!
Siyaset yazmadım ama internetten izlemeye çalıştım siyaseti bir ay boyunca.
Yolculuklar, hele tren yolculukları düşüncelere gebedir diye bir söz vardır.
Öyle oldu.
Ben de trenle tıngır mıngır giderken bir dolu not aldım, siyasetimizin halleri ile ilgili olarak...
İnşallah çarşamba gününden itibaren yazmaya başlayacağım, futbol tutkusu yüzünden yazamadıklarımı 1, 2, 3, 4 vs. diye...
———————————————
HAFTALIK İZNİMİ BU KEZ BUGÜN YAPIYORUM.
ÇARŞAMBA GÜNÜ BULUŞMAK ÜZERE, HC.