Kıssadan hisseler

İdam mahkûmuna son isteğini sormuşlar: “-Padişahın atına Arapça öğretmek” demiş...
“-Olur mu, ata Arapça öğretilir mi, padişahın atı olsa bile!”
“-Size ne, son isteğimi sordunuz!”
Padişah razı olmuş:
“-Öğretsin bakalım da görelim!”
Adamı idam hücresinden çıkarmışlar, atı da yanına koymuşlar...
Mahkûmlardan biri yanaşmış:
“-Ulan, sende bir hinoğlu hinlik var, hiç at Arapça öğrenir mi?”
İdam mahkûmu parmağını ağzına götürmüş:
“-Sus konuşma, dört ihtimal var!”
Sıralamış ihtimalleri:
“-Ya padişah ölür ya ben ecelimle ölürüm ya da at ölür!”
Dördüncü ihtimal?
“-At Arapça öğrenir... Daha bir yıl var, kim öle kim kala!”
* * *
Herifin biri ekin iti gibi burnu havada, çalımından geçilmiyor, cebi birkaç kuruş görünce samur bir kürk alıp, sırtına giymiş, sokakta fiyaka yapıyor, Bektaşi adamı çevirmiş:
“-Bana bak, o kürkle dolaşıp gösteriş yapma! Sırtındaki o kürk, asıl sahibini bile hayvanlıktan kurtaramadı!”
* * *
Bektaşi’yi elinde rakı şişesiyle dolaşırken yakalamışlar, doğru karakola:
“-Bre zındık rakı içmeye utanmıyor musun?”
“-Rakı içtiğimi nereden çıkarıyorsunuz?”
“-Elinde rakı şişesi var!”
“-Oooo, işimiz var! Bende zina aleti de var, bunun da mı hesabını soracaksınız!”
* * *
Meşhur laftır, Roma İmparatoru Jul Sezar, en yakını tarafından hançerlenmiş ve ölürken “Sen de mi Brütüs!” demiş.
Bu laf her ihanette kullanılır:
“Sen de mi Brütüs!”
Oysa Sezar, kendisini arkadan hançerleyenin en yakını Brütüs olduğunu görünce “Sen de mi Brütüs!” demiş ama Brütüs cümlesini tamamlamış:
“Öyle ise öl Sezar!”
Cümlenin bir adım ilerisi de varmış, Sezar, “Sen de mi Brütüs!” derken aslında kaybettiği cüzdanını soruyormuş:
“-Cüzdan sende mi?” diye...
* * *
Halife Ömer dolaşırken bir kadın görmüş, üç çocuğuyla tencere içinde taş var, çalı çırpıyla kaynatıyor, bir taraftan da beddua ediyor:
“-Ömer ya Ömer, Allah’ından bulasın!”
Halife Ömer yanaşmış:
“-Ey kadın Ömer’den ne istiyorsun?”
“-Kocam kaçtı gitti, evim başıma yıkıldı, yandı, Ömer’e beddua etmeyeyim de kime edeyim?”
“-Peki ama Ömer’in günahı ne? Başına gelenleri o biliyor mu?”
“-O halde başa geçmeseydi, mademki halifeliği kabul etti, vebali onun boynuna!”
* * *
Churchil, akıl hastanesini dolaşıyormuş, hastalardan biri sormuş:
“-Sen kimsin?”
“-Ben haşmetli İngiliz İmparatorluğu’nun Başbakan’ıyım!”
Hasta bir adım geri çekilmiş:
“-Bende de böyle başlamıştı, sonra alıp buraya getirdiler!”
* * *
Kıssadan hisseyi siz çıkarın, biz beceremeyiz!