Üç insan ve benzerleri...

Bugün, size yakın tarihimizden üç insanı tanıtmaya çalışacağız. Belki yeni kuşaklar, gençler, bu insanların adını ilk defa duymuş olacak, ya da şöyle böyle kulak dolgunluğuyla hatırlayacak... Ama önemli olan o değil! Ya nedir önemli olan?
Bu yazıyı okuduktan sonra, “Aaaa, insanlar ne kadar da birbirlerine benziyorlarmış!” deyip, şimdi yaşayan tanıdıklarıyla, birbirleriyle onlar arasında benzerlik kurup kurmamaları...
* * *
Cenap Şehabeddin, Edebiyatı Cedide’nin güçlü kelimlerinden, şair, yazar, üniversite öğretim üyesi...
Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla, kalemini iktidardaki İttihat Terakki’nin övgüsüne tahsis eden Cenap Şahabeddin...
Talat Paşa, onun kaleminde “inkılabın kalbidir”, Enver Paşa ise, “inkılabın bazusu”, Cemal Paşa ise “kadife eldivenli çelik yumruk...”
Savaşın sonuna doğru, Cenap Şehabeddin, o güne kadar yaladığı çanağa, artık tükürmenin zamanı geldiğini anlamıştır, şimdi Talat Paşa da, Enver Paşa da, onun kaleminden damlayan mürekkeple karalanmalıdır; karalar, hakaret yağdırır...
* * *
Savaş kaybedilmiş, vatan işgal edilmiş, Anadolu’da milli kurtuluş hareketi başlamak üzeredir, örgütler kurulmaktadır.
Cenap Şahabeddin kararsızdır, aslında kararını vermiştir de, bahanesini aramakta, kılıfını hazırlamakta, fırsat aramaktadır. Önce Milli Edebiyat akımına karşı çıkar, çünkü milli edebiyatı savunanlar, Anadolu yanlısıdır, o halde, o da yerini almalıdır. “Türkçe kökenli kelimeleri ağzına almaktan utandığını” bile yazar...
* * *
Vatan, düşman işgali altındayken, işgalcileri savunan ve Anadolu’da Kurtuluş Savaşı yapanlara “eşkıya” diyen Ali Kemal’in gazetesinde Cenap Şahabeddin’in imzası vardır... Bursa’yı savunan vatanseverler için bakın ne der:
“İlkbaharda, Bursa Ovası’nı bir savaş alanı yapmak... Yarabbi! bu çılgın teşebbüs güzelliğe, tabiatın hukukuna, zemine ve semaya, hepsine karşı öyle ahmak bir cinayettir ki!”
Vatanın işgali değil de, vatanı savunmak ahmak bir cinayettir!
* * *
Ama Cenap Şehabeddin’e ve Cenap Şehabeddin’lere rağmen Kurtuluş Savaşı kazanılır...
Şimdi ne olacaktır?
Sırtında yumurta küfesi yoktur ya!
“Ben hakir bir şairim!” diye af diler, bağışlanmasını ister.
Bağışlanır, affedilir.
Artık o da keskin bir inkılapçıdır, cumhuriyetçidir.
“Gazi’nin(Atatürk) ulu, işlek ve hiçbir yükseklikten yılmaz dimağı”ndan söz ederek onu “ebedi, şanlı inkılap kartalı” diye över.
* * *
Şükran Kurdakul, “Çağdaş Türk Edebiyatı/Meşrutiyet Dönemi” adlı yapıtında, Cenap Şehabeddin için şu değerlendirmeyi yapar:
“Hem küçük burjuvaziye, hem de Osmanlı ahlakına örnek olabilecek niteliklerini kimliğinde birleştirebilme ustalığını da başarabildiğinden...”
* * *
Son Osmanlı Mebusan Meclisi Antep Mebusu Ali Cenani Bey... Birinci Dünya Savaşı sırasında kopkoyu İttihatçı, Talat Paşa’nın adamı... İstanbul’un işgalinden sonra İngilizler kendisini tutuklarlar, savaş suçlusu diye Malta’ya sürerler. İngiliz Yüksek Komiserliği’ne dilekçe gönderir:
“... Ben hiçbir zaman Talat ve Enver Paşa’ların dostu olmadım...
Beni Milliyetçi diye suçluyorlar... Onların savaşına katılmaya asla niyetim yok. Antep’in geleceği, müttefiklerce saptanıncaya kadar tarafsız kalmayı tercih ediyorum. Mecliste milliyetçilere katılmadım. Onlara açıkça karşı çıktım. Parlamento üyelerinin çoğu Anadolu’ya geçti ve Kemal Paşa’ya katıldı. Ben İstanbul’da kaldım. Kemalistler benim köylerimi yağma ettiler. Milliyetçilerin saldırılarından korkan yakınlarımın çoğu Halep’e kaçtılar.”
* * *
Bilal N. Şimşir “Malta Sürgünleri” adlı kitabında Ali Cenani için şöyle der:
“Kemalistleri İngilizlere Jurnal etmekten çekinmeyen Ali Cenani Bey, Malta’dan bir Kemalist kahraman gibi döndü. TBMM’ye girdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında bir süre Ticaret Bakanı da oldu.”
* * *
Balkan bozgunundan önce Osmanlı İmparatorluğu tam bir siyasi anarşi içindedir. İtalyanlar, Trablusgarb’a asker çıkarmışlar, Balkan devletleri Yunanistan’la birlikte İmparatorluğu parçalamanın hazırlığı içindedirler.
Ama İstanbul’da politikacılar ihtirasın körlettiği bilinçsizlik içinde, birbirlerinin gözünü oymaya koyulmuşlardır.
Osmanlı Mebusan Meclisi Başkanı Halim Menteş Hürriyet Vakfı Yayınları arasında çıkan anılarında o günleri şöyle anlatır:
“Bu arada Meclis-i Mebusan’ı maalesef ihtiras bürüdü. Vatan tehlikeye düşünce her şey onundur. Hak da, hürriyet de, mal da, can da... Memleket düşman taarruzuna maruz olduğu zamanda, her fert nefsinin ihtirası ve infiallerini hususi menfaat ve içtihadlarını iskat ile bir hedefe bütün cehd-ü gayretini tevcih mecburiyetindedir: Vatanı kurtarmak...
Bizde maalesef aksi oldu(...) Muhalif mebuslar harp felaketini ihtiraslarının tatmini için istismara koyuldular.”
* * *
Halim Menteş, insan olarak çok sevdiği muhalefet liderlerinden Lütfi Fikri Bey’e sorar:
“Sen Avrupa’da okudun, hürriyet hududunu takdir edersin. Düşman hudud-u vatanı topa tutarken, milli tesanüdü yıkmaya, dahili buhranı güçlendirmeye nasıl çalışıyorsun?”
Lütfi Fikri cevap verir:
“Azizim, sizi devirmek için bu bir fırsattır; geciktiremeyiz.”
Halim Menteş devam eder:
“Siyasi ihtiras, Avrupa’da tahsil etmiş, yüksek kültürlü, namuslu ve vatanperver olduğunda şüphe caiz olmayan Lütfi Fikri’ye kendi hüviyetini unutturmuştu. Sadrazam Hakkı Paşa’nın, sefarette olduğu sırada(elçilikte) silindir şapka ile çıkartmış olduğu resim koynunda, hocaları yakalayıp gösteriyor, Hakkı Paşa’nın dinsizliğini bu surette teşhire koyuluyordu.”
* * *
İşte yakın tarihimizden üç insan...
Yazının başında ne demiştik?
Önemli olan bu yazıyı okuduktan sonra, “Aaaaa insanlar ne kadar da birbirlerine benziyorlarmış!” deyip dememeniz...
Eğer böyle demiyorsanız, yani kimseleri bunlara benzetemiyorsanız mesele yok!
Lakin benzetiyorsanız, yani bu üç insanın, bugün de benzerlerini görüyorsanız, mesele çok! Demek her zamanki gibi, ibret almamışız... Demek hâlâ Mehmet Akif’in dediği yerdeyiz:
“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”
* * *
Bu yazı 1986’da yazılmıştır. Aradan kaç yıl geçmiştir. Bir baksanıza...
Demek istediğim şu; insanlar kolay kolay değişmiyor, değişmediği için de toplum onlarla birlikte değişemiyor.
Yazıyı bir daha okuyun bu üç adamı bir daha değerlendirin...
“Yeni” demekle “Yeni” olunmuyor ki!