Geçmişin yüküyle değerlendirme yanılgısına düşmeyin

12 Ocak 2021

İLİŞKİMİZİ NASIL ÇIKMAZA SOKARIZ?

Tüm yoğunluklarımıza, yorgunluklarımıza rağmen üşenmeyip geçmişimizden, günümüze getirdiğimiz aktarımlar bazen ilişkilerimizi çıkmaza sokabilir. Sizi çok seven eşinizin istediğiniz, önem verdiğiniz  bir şeyi almayı veya yapmayı unutması sizin  duygularınızı aşırı şekilde yükseltiyorsa, yaşanan olayı bir kenara bırakarak hayatınızdaki kişinin karakterine saldırmanıza neden oluyorsa o noktada biraz içinize dönüp düşünmeniz gerekir. Bu noktada bakış açınızın geçmişiniz tarafından çarpıtıldığı sonucuna ulaşabiliriz.

Almasını istediğimiz bir şeyi unutmuş olması, evde yapmasını istediğimiz bir şeyi daha sonraya ertelemesi sebebiyle eşimizi, sevgilimizi aşağılayarak, eleştirerek karakterine saldırmak ilişkiyi olumsuz etkileyen davranışların en başında geliyor.

Çocukluk ve gençlik dönemlerinde ebeveynler ve etrafımızdaki diğer insanlar tarafından hatalara tolerans gösterilmemesi, görünmez ve değersiz hissettirilmesi, ihtiyaçların karşılanmaması veya eksik karşılanması gibi durumlarla karşılaşmış olabiliriz. Bugün hala geçmişinizin sularında yüzüyorsanız yaşadığınız durumları bu anın şartlarında değerlendirmeniz çokta mümkün değil aslında.  

Yaşamda bir yetişkin olarak yol alıyorken, ihtiyaçlarımızın karşılanmadığı her durum bizi tekrar o içinden çıkılmaz duygulara götürüyorsa burada biraz içimize dönerek düşünmemiz ve bu duygularla  yüzleşmemiz ve değişimi başlatmak için adım atmamız gerekiyor.  Geçmişte yaşamayı bırakarak bugüne gelmeli, olayları bugünün şartlarıyla değerlendirmeli, bize fayda sağlamayan duygu ve davranış kalıplarımızı değiştirmeliyiz.

DİYALEKTİK YAKLAŞIM HAKKINDA

Marsha Linehan’ın  Diyalektik Davranışçı Terapi çalışmasında ele aldığı ve  yüz yıllar önce felsefe tarihinde tartışma sanatı olarak değinilmiş bir terim olan  diyalektik yaklaşım  hayatımızı kolaylaştırmak için bize fırsat sunuyor. Yapmamız gereken sadece; kötü bir şey söylerken veya düşünürken onun zıt kutbu olarak bildiğimiz iyi bir şeyi de dile getirmektir. Bu teori ile  kendi değerlerinizden de vazgeçmeden, konuları yalnızca bugünün şartlarını ele alarak değerlendirir ve  mevcut durumu ilişkinin iki tarafı olarak kabul edersiniz.

GEÇMİŞİN YÜKÜYLE DEĞİL, MEVCUT DURUMUN ŞARTLARIYLA DEĞERLENDİRME

Yazının devamı...

Gerçek aşka tüm benliğinle hazır mısın?

5 Ocak 2021

GERÇEK AŞKI HAYATINIZA ÇEKMEK İÇİN

İçinde bulunduğumuz pandemi süreci, doğal afetler, ekonomik ve küresel sorunların yanı sıra hayatınıza dair yaşadığınız tüm olumsuzlukları 2020 yılı ile birlikte geride bırakmak ve bir daha hatırlamamak istediğinize eminim.  

Yaşamınıza şöyle bir baktığınızda aslında birçok şeyin kendini tekrar ettiğini fark ettiğiniz oldu mu? Danışanlardan en sık duyduğum; aşk hayatlarında insanlar değişiyor ama yaşanan durum, hissedilen acı, üzüntü, mutsuzluk ve çaresizlik hissi kendini hep tekrarlıyor. Özetle farklı dönemlerde farklı kişilerle deneyimlenen duygular hep aynı.

Aşk hayatınızda başarısız ilişkiler, birbirini tekrarlayan tartışmalar, hayal kırıklıkları yaşam biçiminiz haline geldiyse ve bu şekilde devam ediyorsa, gerçek aşkı hayatınıza çekmenin tek yolu; yetişkin benlik durumuna geçerek kendinizle yüzleşmektir.

YETERİNCE YETİŞKİN MİSİNİZ?

Günümüzde belirli bir yaşa gelmiş, eğitimini tamamlamış, iş hayatında yer almaya başlayan herkes kendini yetişkin olarak tanımlıyor. Keşke sahip olunan bu değerler bizi yetişkin bireyler haline getirmek için yeterli olsaydı. Yetişkin benlik, insanların gerçekçi değerlenmeler yaptığı yerdir. Bu benlik durumunda insanlar düşünen, sorgulayan yanları sayesinde çatışmaların üstesinden ılımlı şekilde gelirler, hatalarından ders alarak yaşadıkları şeyler için başkalarını suçlamazlar.

Yetişkin benlik durumuna geçmiş bireyler yaşadıkları ve karşılaştıkları durumlarla ilgili fevri hareket etme yanılgısına düşmeden düşünür, değerlendirir, veri toplarlar ve önyargılarla hareket etmezler. Sakin ve düşünceli yapılarıyla duygularına ve ihtiyaçlarına yönelik doğru tercihleri yaparlar ve yanlış seçimlerinde ısrarcı olmazlar.

Hayatınızın bu seviyesine geçmişseniz, kendinizi ve diğer insanları acımasızca eleştirmeyi bırakırsınız, size uygun olmayan insanların ve ilişkilerin peşinden gitmezsiniz, kendi değerinizin farkındasınızdır. İşte kendinizle ilgili tüm bu güzelliklerin farkında olduğunuz için, kendi değerlerinin bilincinde oldukları için hayatlarındaki kişiye de değer verirler, yargılama yanılgısına düşmezler böylece sağlıklı ilişkiler kurarak mutlu birliktelikler yaşarlar.

Yazının devamı...

Yöneticinizle ilişkinizi başarıya taşımak

14 Aralık 2020

Gün içinde saatinize bile bakmadan severek çalıştığınız, mesainin nasıl geçtiğini anlamadığınız keyifli bir işe sahip olduğunuzu düşünelim. Her şey çok güzel ancak bir şikayetiniz var; Yöneticiniz. Yöneticinizin detaycı, kontrolcü, takdir etmeyen, eleştiren, suçlayan, tüm başarısızlığı size yükleyen ve sizi görmezden gelen, stresinizi arttıran biri olduğunu düşünüyorsunuz. Hatta bu yüzden çok sevdiğiniz işinizden ayrılmak bile aklınıza geliyorsa bu yazı tam size göre. Yöneticinizin tüm olumsuz davranışlarına rağmen onunla ilişkinizi yöneterek bu olumsuz durumun üstesinden gelebilirsiniz.

Yöneticiniz veya bağlı bulunduğunuz kişi ile ilişkinizi bir üst seviyeye taşımak için atmanız gereken ilk adım empati yapmanız olacak. Şirket hedefleri, mali tablolar, belirlenen stratejilerin hayata geçirilmesi, şirket karlılığı, şirketin gerek piyasadan gerek kendi koşullarından hedeflerine ulaşamama  ihtimalinin yaşatacağı stres ve patronla birebir iletişimde olmasının yöneticinizde yarattığı baskıyı yalnızca duygusal zekanızı kullanarak empati yaptığınızda anlayabilirsiniz. Duygusal zekanızı devreye sokmanız, toplantıdan toplantıya koşan yöneticinizin sizinle bilerek ilgilenmediği ve sizi bilerek görmezden geldiği düşüncenizin önüne geçerek mutsuz ve değersiz hissetmenizi önleyecektir. Yaşadığınız durumla duygusal bağ kurmadığınızda her şey size daha norma, üstesinden gelinebilir ve daha yönetilebilir gelecek.

Karşılaştığınız sorun hangi konuda olursa olsun bu sorunun iki tarafı olduğunu unutmamakta fayda var. Yöneticinizin gelişiminize katkı sağlamak amacıyla sizi yönlendirmesini ve eleştirmesini kişiliğinize yönelik olumsuz bir durum olarak algılıyorsanız, normalden fazla tepki vererek güçlü olumsuz duygular hissediyorsanız geçmiş deneyimlerinizden bugüne aktarımlar yapıyorsunuz demektir. Bu durum geçmişinize yönelik çözmeniz gereken konular olduğu anlamına gelir.

Yöneticinizin iş yoğunluğu içinde koştururken sizi göremediği veya iletişim kurmadığı bir anı geçmişte ailenizden almak istediğiniz ama alamadığınız ilgi ile birleştirdiğinizde, çocukluğunuzda hissettiğiniz olumsuz duyguyu yöneticinize karşı hissetmeye başlarsınız. En iyiyi ortaya çıkartmak isteyen müdürünüzün verdiği geri bildirim, sizi ilkokul dönemine yazılıda başarısız olduğunuz veya bir konuyu anlamadığınız için ilkokul öğretmenizin sizi sınıfın ortasında azarladığı güne götürebilir. Bu durum öğretmeninize karşı duyduğunuz olumsuz duyguyu müdürünüze aktarmanıza neden olacaktır. Geçmiş deneyimleriniz, hayal kırıklıklarınız, istediğiniz ölçüde karşılanmayan ihtiyaçlarınız geçmişi bugüne taşımanıza neden olarak karşınıza çıkan kişileri oldukları gibi görmenizi etkiler ve engeller. Başarınızı arttırmak için iş yerinizde aldığınız geri bildirimin, size okul yıllarınızdaki başarısızlığı hatırlatması yöneticinize düşman olma sebebiniz olabilir. Geçmişin verdiği acı ile bugünü birbirinden ayırabilirseniz ancak o zaman aktarım yapmadan insanların sizin iyiliğinizi istediğini anlayabilirsiniz.

İçinde bulunduğunuz, sürekli geçmişe götüren ve acı veren bu durumdan kurtulmanın tek yolu; Farkındalıktır.  Farkındalık, geçmişin üzüntülerinden, gerginliklerinden, başarısızlıklarından, tüm bunların getirdiği hayal kırıklıklarından, korkulardan arınarak anda olmaktır. Geçmişi geçmişte bırakarak yalnızca an da olmayı tercih ettiğimizde bugünle sağlıklı ilişkiler kurabiliriz. Farkındalığınız, duygularınızı aniden yükselten sizi şiddetle harekete geçiren olumsuz davranış ve düşüncelerden korur. Kendimize verdiğimiz değer ve her şeyin temelini oluşturan sevgimizle farkındalığımızı birleştirdiğimizde herkesi olduğu gibi kabul ederek, empati yapabilir ve objektif bakış açısıyla değerlendirebiliriz.

Geçmişten getirdiğiniz aktarımlarınızın bugününüze olan olumsuz etkilerini bir koçla çalışarak ortadan kaldırdığınızda değişim ve dönüşümün hayatınıza nasıl yansıdığını fark edeceksiniz. Bu tavrınızla sorunlarınızı, taleplerinizi tarafsız, ılımlı, anlayışlı, samimi bir şekilde yöneticinizle paylaşarak her konuda uzlaşma sağladığınızı ve istediğiniz her şeyi elde edebileceğinizi deneyimleyeceksiniz.   

 

İlişki Yaşam ve Yönetici Koçu Ayşen Tek

Yazının devamı...

Saplantılı ve yaşamı etkileyen düşüncelerden kurtulma

9 Aralık 2020

Gün içinde çalışırken, yemek yaparken veya herhangi bir şeyle meşgul olduğumuz sırada iç sesimiz ve düşüncelerimiz bize eşlik eder. Zihnimizde aniden beliren bu düşünceler olumlu hislerin yanı sıra üzüntü ve korku gibi olumsuz duyguları da beraberinde getirebilir. Bazı insanlar bu düşünceleri içselleştirmedikleri için etkilenmezler fakat çok büyük bir kesim bu düşüncelerin gerçekliğine inanarak endişe duyar.

Zihnimize bir anda gelen, bir yerlerde takılı kalan bu düşünceler ne kadar saçma olursa olsun kişide endişe yaratır. Bir yerden hastalık bulaşma düşüncesi, yöneticinin hazırladığım raporu beğenmeyecek olma ve  beni küçümseyecek olması düşüncesi, sınav esnasında veya sessiz bir yerde kendini kontrol edemeyerek çığlık atma düşüncesi, araba kullanırken acaba birine çarpmış olabilir miyim düşüncesi, yüksek bir yere çıktığında oradan atlama veya metro beklerken yanındaki kişiyi raylara atma düşüncesi, dışarıda herhangi bir yerden kişiye kurşun isabet etmesi veya araba kullanırken direksiyonu uçuruma kırma düşüncesi, doktor kontrolünde aletlerin steril olmadığı düşüncesi… Hayatımızın her alanında riskler daima mevcut olduğunun farkındayız. Fakat burada önemli olan herkesin aklına anlık olarak gelmesi muhtemel bu düşüncelere bizim nasıl tepki verdiğimizdir.

Mutsuz eden endişe yaratan düşünceleri aklınızdan çıkarmaya veya unutmaya çalıştıkça endişe daha güçlü belirmeye başlar. Tetiklenen endişeli iç sesimiz huzurlu ortamımızı sabote ederek; Ya böyle olursa, ya başıma gelirse, ya karşılaşırsam, ya yapmışsam… diyerek bizi korkutmaya başlar. Yatıştıran iç sesimiz; Hayır böyle olması mümkün değil diyerek bizi sakinleştirmeye çalışır. Ama zihnimizdeki korkutucu ve yatıştırıcı iç ses diyalogları bize fayda sağlamayarak yalnızca olumsuz düşüncelerin kuvvetlenmesine yol açar. Hangi konuda olursa olsun hayatımızda bir şeye karşı koymak ve direnç yaratmak istediğimiz sonucu almak yerine karşı koyduğumuz düşünceyi güçlendirir. Düşünmek istemediğiniz konu daha fazla düşünmenize neden olur. Bu düşünceler zihninizde daha çok tekrar ettiğinde, yoğunlaşarak daha korkutucu hale gelir ve rutinlerimizi değiştirerek hayatımızı olumsuz etkilemeye başlar.

Araba kullanırken birine çarpma veya park yeri bulamama düşüncesi ile aracını kullanmamayı tercih eden kişinin, düşüncelerini yanlış değerlendirdiğini ve bu yanlış değerlendirmenin hayat kalitesini etkilediği sonucuna ulaşabiliriz.  Herkesin aklına gelebilecek bu tarz düşünceler serbest bırakılmayarak zihinde defalarca tekrarlandığında korkuya dönüşür ve bizi gerçekliğine inandırır. Aslında bu durumda bunun sadece bir düşünce olduğunu fark etmek her şeyi normale döndürecektir.

Danışan örneğimde paylaştığım gibi sahip olduğumuz düşüncelerin üzerimizde kaygı ve korku yaratmasının nedeni, bu düşünceleri yanlış değerlendirmemiz ve tekrar tekrar düşünmeye devam etmemizdir. Düşünceleri anlamlandırmaya çalışmak, neden oluştuğunu düşünmek onları hayatımızın daha da merkezine taşır. Ayrıca biz bu düşünceleri ne kadar uzaklaştırmaya çalışırsak zihnimizde daha fazla tekrarlandığına tanık oluruz.  Gerçekleşen bu tekrarlar sağlıksız ve bizi yoran düşünceleri daha çok güçlendirir. Böyle bir durumlarda savaşmak yerine zihnimizi özgür bırakmak bize fayda sağlayacaktır.

Tekrarlanan sağlıksız düşünce korkuyu tetikler, korku tetiklendiğinde kişi kendini tehdit altında hisseder, hissettiği huzursuzluk artar ve yaşam kalitesi düşer. Bu sancılı durumdan kurtulmanın tek yolu farkındalığımızı yükselterek anda olmaktır.  Onlarla mücadele etmek yerine anda kalarak şu anda ne hissediyorum diyerek kendimize yönelmek bizi sakinleştirir ve bu sağlıksız düşüncelerin zihnimizden gitmesine izin verir.

Anda olmak duygularımızı, düşüncelerimizi izleyebilmektir. Bu olumsuz döngü içerisinde sağlıksız düşüncelerin oluşturduğu kaygılar anı yaşamamıza engel olur. Düşünceleri yalnızca izlemek ve sonrasında gerçekliğe dair bağının olmadığını görerek özgürce serbest bırakmak bu durumdan kurtulmak için et etkili yöntemdir.

Farkındalığınızın gücünü kullanarak sizi yoran, yaşam kalitenizi olumsuz etkileyen ve acı veren düşüncelerinizi serbest bıraktığınızda korkularınızdan kolaylıkla kurtulduğunuzu gözlemleyeceksiniz. Artık kontrolü siz ele geçirerek düşüncelerinizi yönetecek ve farkındalığın verdiği keyifle anın doyasıya tadını çıkartabileceksiniz.

Yazının devamı...

Koçluk desteği almanın size sağlayacağı faydalar

1 Aralık 2020

Danışanın istediği kişi olabilmesi, koyduğu hedeflere ulaşabilmesi için duygu ve düşüncelerini harekete geçirerek, potansiyelini ortaya çıkaran yol arkadaşlığını Koçluk olarak tanımlayabiliriz. Koçun amacı, size ayna tutarak kendinizi tanımanızı ve onaylamanızı sağlamaktır.

Hayatta hepimizin iş kurmak, diyet yapmak, spora başlamak, ikili ilişkilerde huzuru yakalamak, başarılı olmak gibi hedefleri ve sahip olmak istediği birbirinden farklı hayalleri mevcut. Koçun görevi, danışanın bazen kendine bile söyleyemediği hayallerine, isteklerine tercüman olmak, hedeflerini, amaçlarını netleştirerek istediği sonuca ulaşmasına yardımcı olmaktır.

Danışanın paylaştığı başarısızlık ve hayal kırıklıklarında koç yönlendirme yapmaz, tavsiye ve öneride bulunmaz, teşhis koymaz ve en önemlisi yargılamaz. Aslında bu hayatta hepimizin en çok ihtiyaç duyduğu şey birinin bizi yargılanmadan ve şefkatle dinlenmesi değil mi? İşte bu yüzden dikkatimi, ruhumu ve kalbimi vererek danışanlarımı olduğu gibi tam, bütün ve mükemmel kabul ederek potansiyellerini keşfetmelerini sağlamakta ve yönelttiğim sorularla kendi cevaplarını bulmalarına yardımcı olmaktayım.

Koçluk desteği alan kişi şu an da nerede? Gelecekte nerede olmak istiyor? Bunun için neler yapıyor Potansiyelini performansa dönüştürebiliyor mu? Kim olmak istiyor ve istediği şeyler onun için ne anlama geliyor? Kendine koyduğu engeller neler? Koç bu soruların cevaplarının danışan tarafından bulunmasını sağlarken karşısındaki kişinin çatışan iç sesleri duyar ve kaygıları fark eder.

Gündemini paylaşan kişi içinde bulunduğu durumu anlatırken kendi gerçekliğini tüm ayrıntısıyla gözlemleme fırsatı yakalar. Onu hedefine götürecek farklı yolları keşfeder ve alternatiflerinin farkına varır. En önemlisi de kendini objektif olarak değerlendirir. Güçlü yönlerini, korkularını, isteklerini, onu neyin motive ettiğini, nelerin cesaretini kırdığını artık daha iyi bilir, çünkü artık kendini daha fazla tanımaktadır.

Saçınızı kestirip kestirmeme konusundaki kararsızlığınızdan, evliliğinizi bitirmek istemenizden, iş veya ülke değiştirme kararınıza kadar her konu koçluk görüşmenizin konusu olabilir. Çünkü çalıştığınız koçun amacı, hayatınızın sizin bakış açınıza göre denge ve doyuma ulaşmasına yardımcı olmaktır. Danışanın paylaştıklarının arkasındaki gerçek anlama ulaşıldığında ve yaşam dengesinin nerede bozulduğu keşfedildiğinde destek alan kişi hayata karşı daha hevesli olur. Kendini yansıtmayan etkisiz ve olumsuz davranışlarından kurtularak kendini daha iyi tanır ve harekete geçmek için çok daha motivedir.

Karşılaştığımız kişilere ve paylaşılan gündemlere göre karşımızdaki kişinin güçlü yönlerini keşfederek, güven yaratarak; destekler, meydan okur, netleştirir, hedef koyar ve düşünceleri harekete geçiren sorular sorarız. Bu şekilde oluşturdukları inançların zihinlerini nasıl sınırlandırdığını ortaya çıkartarak karşımızdaki kişiye güçlü yanlarını hatırlatırız.

Galileo Galilei’nin belirttiği gibi; Hiç kimseye hiçbir şey öğretemezsiniz olsa olsa onun kendini keşfetmesine yardımcı olabilirsiniz. Benim yaşam amacım; sizi yargılamadan, şefkatle dinleyerek kalbimde yer vermek ve kendinizi keşfetmenizi sağlayarak, hayatta iz bırakmanıza yardımcı olmak.

Yazının devamı...

İş hayatında parlamak için…

24 Kasım 2020

Yaşamımızın en büyük kısmını kapsayan iş hayatında hepimiz başarılı olmak, terfi almak, çalışma arkadaşlarımızla, ekibimizle, yöneticimizle iyi ilişkiler kurarak ön plana çıkmak ve aranan kişi olmak isteriz. Bazen ne kadar başarılı olsak ne kadar güzel işlere imza atsak da insanların gözünde istediğimiz yerde olamadığımızı düşünürüz. Çünkü unuttuğumuz bir şey vardır; iletişim.

Tüm klasik terimlerin yanı sıra iletişim; insanların birbirlerini anlaması ve psikolojik ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Doğru iletişim kurabilmek, hayatın her aşamasında olduğu gibi iş hayatı için de oldukça önemli. Hayatı paylaştığımız kişilerin düşünce yapılarını anlamadan, onlar için neyin önemli olduğunu bilmeden iletişim kurabilmek mümkün değildir. Bu sadece kendimizi kandırmak olur.  Biz ancak onların değerlerini, kişiliğini, ihtiyaçlarını, inançlarını göz önünde bulundurduğumuz zaman gerçek iletişim ortaya çıkar.

Gerçekleştirdiğim koçluk görüşmelerinde karşımdaki kişiyi tanımak, onun değerlerine ulaşmak benim için ilk ve en önemli adımdır. Değerlerin keşfedilmesinin ardından bu değerlere saygı duyarak ve onları besleyerek sürdüreceğimiz iletişim sayesinde mükemmel ilişkilerin kapısını aralayabiliriz. Özetle hayatımızda iletişim ve ilişki kurabilmenin yolu insanların değerlerini keşfetmekten geçiyor.

Hayatımızın bir yansıması olan iş hayatında geçen diyaloglara genel olarak baktığımızda tartışmacı ve agresif iletişim tarzının hakim olduğunu görüyoruz. İnsanlar, toplantı gündemlerine veya mevcut sorunu çözmeye çalışmak yerine, olumsuz benliklerinin egemenliğinde sadece üstün olmak için çabalıyorlar. Kendi söyleyeceklerinin daha önemli olduğunu düşünerek sürekli söz kesmek, şikayet etmek ve acımasızca yargılama davranışları en sık karşılaştıklarımız arasında. Ayrıca iletişim yoksunluğu çeken en çaresiz kısmı da dedikodu yaparak görünür olmaya çalışıyor. Ama paylaştığım bu olumsuz iletişim tarzlarının hiçbirinin bizi görünür yapmayacağını ve başarıya taşımayacağı hepimiz biliyoruz.

Hayatınızda bir adım daha öne geçmek ve kariyerinizi taçlandırmak için; yöneticiniz, patronunuz ve diğer çalışma arkadaşlarınız için neyin önemli olduğunu keşfetmelisiniz. Keşfettiğiniz değerlere güven ve samimiyeti ekleyerek iletişiminizi güçlendirdiğinizde birlikte çalıştığınız insanlar kendilerini değerli hissedecekler ve sizin ne kadar özel biri olduğunuzu daha iyi anlayarak sizi gerçekten dinlemeye başlayacaklar.

İş hayatında daha çok parlamak ve hayatınızın her alanında gerekli olan o güçlü iletişimi kurabilmek için karşımızdaki kişiye saygı göstermek ve yargılamadan olduğu gibi kabul etmek en önemli adımı oluşturuyor.  Bu adım sonrasında iletişiminizi pekiştirmek için karşınızdaki kişiye kendisini güvende hissettirmeli ve iyi yönlerini takdir etmelisiniz. İnsanlar ancak sizin yanınızda kendilerini iyi hissettiklerinde sizi kolaylıkla onaylarlar.

Hayatınızdaki insanları yargılamadan, eleştirmeden kabul ettiğinizde, değerlerini keşfedip beslediğinizde ve önem verdiği şeyleri fark ettiğinizde artık sizin söylediğiniz her şey onlar için çok daha kıymetli hale gelir. Siz onların kabul edilme ihtiyaçlarına cevap verdiğiniz için artık sizi daha çok benimseyecek, söylediklerinize daha çok değer verecek ve size daha çok saygı gösterecekler. Bu şekilde davrandığınız sürece iletişiminiz iş hayatınızda fark yaratacak ve adım adım zirveye çıkacaksınız.

İlişki Yaşam ve Yönetici Koçu Ayşen Tek

Yazının devamı...

Benliğimizle yaptığımız mücadelede galip gelmek

11 Kasım 2020

Benlik, kendi hakkımızda sahip olduğumuz fikirlerimiz, hedeflerimiz, kişiliğimiz, ideolojimiz, hayat felsefemizdir. Benliğimiz dünyayı, başkalarını ve kendimizi nasıl algıladığımızı belirler ve her türlü duygu düşünce ve davranışı etkiler. Çevreyle bağlantı kurmamızı, çevreden gelen uyarıları algılamamızı, olaylar sonucunda yargıya varmamızı, geleceğe yönelik beklentiler oluşturmamızı, kaygılar karşısında savunma oluşturmamızı sağlar.

Birçok çeşidi bulunan bu kavramın yalnızca ikisi üzerinde durmak istiyorum. Bireyin kendini suçlamasıyla ilgilenen Freud’un benlik anlayışını ego, benlik bir veya olumsuz benlik, hümanist felsefenin benlik anlayışını çocukken sahip olduğumuz öz benlik, doğal benlik, benlik iki veya olumlu benlik olarak adlandırabiliriz.

Hepimizin zihninde çoğu zaman durduramadığı konuşmalar yer alır. Zihinsel diyaloglarımız aynı zamanda potansiyelimizi ve başarımızı ortaya koymamızdaki en büyük engelleri oluşturur. Zaman zaman zihnimizde kendimizle yaptığımız konuşmalar, dış çevreyle yaptığımız konuşmalardan farklılık gösterir. Bize emirler veren, olumsuz kodlamalar yapan ve sürekli eleştiren ses yani olumsuz benlik, zihnimizde gerçekleştirdiğimiz diyaloglarla performansımızı ve öğrenme sürecimizi etkiler.

Kişinin doğduğu andan itibaren özü olan olumlu benlikte ise güven vardır. Bu benliğin yetkinlikleri, kendini ifade etme ve özgürlüktür. Bu benlik durumunda korku ve şüphenin oluşturduğu aşırı kontrolcülük yoktur. Olumlu benlik durumunda daha yaratıcı oluruz ve daha iyi fikirler ortaya çıkarırız.

Şüphe ve aşırı kontrol içeren olumsuz benlik sonradan yarattığımız zihinsel bir yapıdır. Olumsuz benlikte güvensizlik içselleştirilir, kişi kendisinden kuşku duyar, sürekli kontrol etme isteği oluşur, doğal öğrenme süreci sekteye uğrar. Her şeyi bildiğini zanneden ve eleştiri kabul etmeyen benlik 1, doğuştan sahip olduğumuz öz benliğimizin, benlik 2’nin attığı adımlara, yaptığı işlere güvenmemeye başlar. Zihnimizde oluşturduğumuz yargılayıcı, kontrol edici, şüpheci sesler olumlu benlik durumuna geçmemizi engeller ve bize aşırı kontrol, mükemmeliyetçilik, riskten kaçınma davranışlarını yükler.

Gerçekleştirdiğim bir koçluk görüşmesinde hakimlik sınavına hazırlanan danışan, kendisiyle sürekli negatif konuşmalar yaptığını, zihninden sürekli performansının iyi olmadığını, başarısız olacağına dair düşünceler geçirdiğini dile getirmişti. Olumsuz benlik olarak nitelendirdiğim bu durum ağırlıklı olarak öğrenme aşamasında karşımıza çıkar. Danışan bu yeni öğrenme sürecinde özgüvenini zedeleyerek kendini sabote etmiş ve oluşturduğu baskının kendisini yenmesine izin vermiştir. Bu durumu ancak doğuştan sahip olduğumuz öğrenme ve gelişme yeteneğimiz olan doğal benliğe geçerek sonlandırabiliriz.

Kişi gerçekleştirdiği veya planladığı herhangi bir eylem ile ilgili kendisine olumsuz anlamlar yükleyebilir ve bu konuda kendini ikna edebilir. Eylemin zor olacağı veya başarısız olacağı düşüncelerinin zihnindeki hareket hızı, eylemin gerçekleşme hızından kat ve kat daha fazladır. Kişinin adrenalini yükselir, ileriye doğru atması gereken adımları geriye doğru atar. Ona engel olan şeyin aslında kendisi olduğunu fark etmeden; bir sonraki sınavı, işi veya projeyi daha büyük tehlike olarak görmeye başlar. Süreci, algıda bozulma - tepkide bozulma – sonuçta bozulma – benlik bilincinde bozulma olarak özetleyebiliriz. Kişinin eylem sürecine yüklediği anlamlar, yani içindeki sabotajcının çarpıttığı durum benliğini değiştirir ve performansını olumsuz yönde etkiler.

Düzenlenen bir iş toplantısını veya proje üzerinde çalışan bir grubu ele aldığımızda bu kişiler olumlu benlik yerine dikkatlerini yalnızca kendilerine vererek olumsuz benlik içerisinde orada bulunuyorlarsa süreç genellikle şu şekilde ilerler. Katılımcılardan biri en önemli işi kendisinin yaptığını düşünerek toplantı boyunca en çok kendisinin çalıştığını anlatır, diğer katılımcı yöneticisini hedef alarak onu etkilemek için öneriler ortaya atar. Diğer katılımcı öne çıkmak isteyen çalışma arkadaşlarına hırslandığı için onların önerilerini çürütecek nedenler ortaya koyar. Rekabet etmekten hoşlanmayan diğer katılımcı kendini kapatarak bu toplantıya hiçbir katkı sağlamamaya karar verir. Farklı bir katılımcı da içe kapanan kişi ilgisiz olarak adlandırır ve bu durumdan şikayet eder. Özetle olumsuz benlikleriyle o toplantı odasında bulunan bu ekip hiçbir çözüm üretemeyerek yalnızca birbirlerine düşerler.

Yazının devamı...