Bağımlılık ve önyargılar

16 Eylül 2020

Hiç bir bağımlı, göründüğü gibi değildir.

Bağımlı insanın, tek tip bir dış görünüşü yoktur. Farklı bir dış görünüşü de yoktur. Bağımlılık sorunu olmayan bir insan ve bağımlılık sorunu olan bir insan, aynı şekilde görünebilir, giyinebilir, hareket edebilir.

Simdi bir durup düşünün. “Bağımlı” bir insan düşündüğünüzde nasıl bir profil ve dış görünüş hayal ediyorsunuz? Toplumumuzda hala çoğu insan, “bağımlı” dendiği zaman belki saçı başı dağılmış, dövmeli, pis, düzgün konuşamayan bir profil hayal eder. Halbuki bir insan çok sik, temiz giyimli, varlıklı olup bağımlılık sorunu yaşıyor olabilir.

Bağımlılık, en az anlaşılan ve en çok yargılanan sorunlardan biridir. Alkol ve madde hiç kullanmamış veya bağımlılık sorunu yaşamamış insanlar, bağımlılığın kuvvetini anlamakta zorluk çekerler. Bağımlılığın çok büyük bir boşluğun doldurduğunu, hayatı yolundaymış gibi gösterdiğini anlayamazlar. Bağımlılık çok bencil bir hastalıktır.

“Functioning Alcoholic” diye bir kavram vardır, Türkçe’de tam karşılığı olmasa da “Hayatını normal şekilde devam ettirebilen alkolik” diye çevirebiliriz. Aslında bu sadece bir avuntudur çünkü her bağımlı, hayatını normal şekilde devam ettiremez ve bir çok sorunla karşı karşıya yaşar.

Bazı bağımlıların ve alkoliklerin eğitim geçmişleri çok iyidir. İyi para kazanırlar, iyi bir ilişkileri ve evlilikleri vardır. Diğer bağımlılara göre nispeten hayatlarını daha fazla kontrol edebilirler. Mesela bazı durumlarda alkol/uyuşturucu kullanmazlar. Bu yüzden de sanki bağımlılıklarını kontrol altına almış gibi hissederler. Bütün bu iyi giden faktörlere rağmen, bir çok sorumluluklarını yerine getiremezler. Başarısızlıklarını göz ardı ederler, ufaltırlar. Aslında ikili bir hayat yasarlar. İşlevselliğini devam ettirebilen bağımlılar, aile ve arkadaşlarından sürekli onları ört bas etmesini isterler. Mesela bütün akşam alkol veya uyuşturucu kullanmış bir bağımlı, ertesi gün işe gidemeyeceği zaman eşinden ofisi arayıp hasta olduğunu söylemesini ister. Bazen bu aile ve arkadaşlar da, bağımlı kişinin davranışını normalleştirerek onları başkalarına karşı da savunurlar: “Yok canım, benim eşim nerede duracağını bilir”.

İşlevselliği devam eden bağımlıların, bir sorunu olduğunu kabul etmesi çok zordur. Bu gibi profiller, etrafındakileri çok rahatça manipüle ederler.

Bir yakınınızın bağımlılık sorunu olduğunu düşünüyorsanız mutlaka bir profesyonele danışın ve ona nasıl yardım edebileceğiniz konusunda yardım alın.

Yazının devamı...

Sigarayı nasıl bırakacağım?

10 Temmuz 2020

Covid ve diğer yasam stresleri derken sigara tiryakileri daha çok sigara yakar oldu. Sigara içmeyenlerde de kendilerine sağlıksız bir alışkanlık edinmiş oldular. İnsanlar bazen “Ben çok arada içiyorum” , “Bugün keyiften yaktım”, “Arkadaşlarla olunca arada yakıyorum” diyorsunuz ve kendinizi aldatıyorsunuz. Genelde insanlar kullandıkları zararlı maddelerin miktarlarını biraz azaltarak dışarı söyler. Sigara, alkol veya madde bağımlılığınız var ise ve bırakmayı düşünüyorsanız kendinize su soruları sorabilirsiniz:

1.Neden bırakmak isteyebilirsiniz? Herkesin kendince sebepleri vardır, sizinkiler nedir? Çocuklarınız, ilişkiniz, kariyeriniz, sağlığınız, artık çekici olmamanız? Bırakma motivasyonu bazen içsel, bazen dışsal olur. İçsel motivasyonu olan insanlar genellikle sadece kendileri için bırakırlar, bu yasam tarzından bıkmışlardır, sağlıkları için endişeleniyorlardır. Dışsal motivasyonu olan kişiler ise genellikle sevdikleri istiyor diye bırakmak isterler.

2.Bu alışkanlığınızın yerini ne alacak? Cani sıkıldıkça sigara içenler, canları her sigara çektiğinde bir aktivite yapabilirler. Stresten içenler ise stres azaltıcı başka aktivitelere yönelebilirler (spor, yardım etmek, diğer sorumluluklara yönelmek).

3.Yavaş yavaş mi, birden bire mi bırakacaksınız? Azaltarak bırakanlar, her an miktar kararı yapmak zorundadır. Birden bire bırakanlar ise bir seferde, bir sonraki gün ne kadar azaltacağım diye düşünmeden bırakmış olur. Bıraktıktan sonra evdeki, çantalardaki bütün sigaralar atılmalıdır ki bir anlık dürtüde kişinin ulaşımı kolay olmasın.

4.Bu isi yalnız mi yapacaksınız? Bazı kişilere yakınları onlar günlük yoklayarak destek olabilir veya destek gruplarına giderek bırakabilirler. Örneğin bir arkadaşınızdan sizi her gün arayıp “Bugün sigara içtin mi? Gergin misin? Neler hissediyorsun?” diye sizi yoklamasını isteyebilirsiniz. Belki önceden sigara içip bırakan bir arkadaş seçerseniz bu konuda sizi anlayan biri olduğu için faydalı tavsiyeleri de olabilir, empati kurabilir. Bazıları ise bu isi kendi kendilerine yapmak isterler. Kimseye söylemeden kendi kendilerine bırakırlar. Hatta hemen çevrelerine bıraktıkları haberini vermezler ki tekrar başlarlarsa “rezil olmasınlar”. Size hangisi daha uygun?

5.Tehlikeli zaman ve yerleriniz neler? Bazı insanlar için sabahları. yemek sonraları, yatmadan önce tehlikelidir. Cevresel tetikleyicilerin farkında olmalisiniz. Ornegin cantanizdaki, dolabınızdaki, balkondaki bütün sigaralari ve kul tablalarini ortadan kaldirin, hatta atin. Sigara içilen ortamlarda bulunmayin. Yemeklerden sonra caniniz sigara çekiyorsa, yerine başka bir aktivite koyun (yemek sonrasi bina etrafında bir tur yürümek gibi).

Sorularınız için bana ipekaykolLMFT@gmail.com‘dan e-posta ile ulaşabilirsiniz.

Yazının devamı...

Alkol neden bir depresandır?

30 Nisan 2020

Bazı insanlar alkolü neşelenmek, sosyalleşmek ve hareketlenmek içer. Aslında alkolün bir depresan olduğunu biliyor muydunuz? Beyin fonksiyonlarini ve sinirsel aktiviteyi yavaşlattığı için alkol, depresan olarak kabul edilir - bizi üzdüğü için değil.

Alkolün yatıştırıcı etkilerine yanıt vermeyen insanlar, alkol bağımlılığı riski taşırlar. Alkolün etkisini görebilmek için daha büyük miktarlarda içerler. Bunun sonucunda da alkol zehirlenmesi olur. Alkol zehirlenmesinde kişi hissizleşebilir, bilinç kaybı yasayabilir, nefes alması yavaşlar ve düzensizleşir, üşür, cildinin reni maviye döner ve ölebilir.

Alkol, beynimizdeki gama-aminobutrik (GABA) reseptörlerine yapışır. Bu sinir taşıyıcıları, sakinleştirme görevi görürler. Alkol ayni zamanda bize dopamin salgılatır. Dopamin de mutluluk ve ödül ile eşleşen sinir taşıyıcısıdır.

İçki içmeye başladığımızda neler olur?

İçki içmeye başladığınızda kontrol mekanizmalarınız yavaşlar. Gevşersiniz, mutlu ve özgüvenli hissedersiniz, rahatlarsınız. Daha sonra merkezi sinir sistemi yavaşlar. Konuşmanız anlamsızlaşır, istemsiz sesler çıkarırsınız, hafızanız kötüleşir.Daha sonra motor becerileriniz yavaşlar. Ayağınız takılır, ayakta durmakta güçlük çekersiniz, etrafa çarpar, bir şeyler düşürürsünüz. Görüsünüz bulanıklaşır.

Alkolün kanınızdaki oranı , ondan ne kadar etkilendiğinizi belirler. Büyük insanlar, küçük insanlara göre daha yavaş etkilenir. Kadınların karnında alkolü kana karıştıran enzim daha az olduğu için daha çabuk sarhoş olurlar. Kandaki alkol oranı azaldıkça ayılmaya başlarsınız. İnsani ayıltan sadece zaman ve metabolizmadır. Bilinenlerin aksine kahve içmek veya yüzü yıkamak, kandaki alkol oranını azaltmaz.

Sorularınız için bana ipekaykolLMFT@gmail.com‘dan e-posta ile ulaşabilirsiniz.

Yazının devamı...

Alkol neden bir depresandır?

30 Nisan 2020

Bazı insanlar alkolü neşelenmek, sosyalleşmek ve hareketlenmek içer. Aslında alkolün bir depresan olduğunu biliyor muydunuz? Beyin fonksiyonlarini ve sinirsel aktiviteyi yavaşlattığı için alkol, depresan olarak kabul edilir - bizi üzdüğü için değil.

Alkolün yatıştırıcı etkilerine yanıt vermeyen insanlar, alkol bağımlılığı riski taşırlar. Alkolün etkisini görebilmek için daha büyük miktarlarda içerler. Bunun sonucunda da alkol zehirlenmesi olur. Alkol zehirlenmesinde kişi hissizleşebilir, bilinç kaybı yasayabilir, nefes alması yavaşlar ve düzensizleşir, üşür, cildinin reni maviye döner ve ölebilir.

Alkol, beynimizdeki gama-aminobutrik (GABA) reseptörlerine yapışır. Bu sinir taşıyıcıları, sakinleştirme görevi görürler. Alkol ayni zamanda bize dopamin salgılatır. Dopamin de mutluluk ve ödül ile eşleşen sinir taşıyıcısıdır.

İçki içmeye başladığımızda neler olur?

İçki içmeye başladığınızda kontrol mekanizmalarınız yavaşlar. Gevşersiniz, mutlu ve özgüvenli hissedersiniz, rahatlarsınız.Daha sonra merkezi sinir sistemi yavaşlar. Konuşmanız anlamsızlaşır, istemsiz sesler çıkarırsınız, hafızanız kötüleşir.Daha sonra motor becerileriniz yavaşlar. Ayağınız takılır, ayakta durmakta güçlük çekersiniz, etrafa çarpar, bir şeyler düşürürsünüz. Görüsünüz bulanıklaşır.

Alkolün kanınızdaki oranı , ondan ne kadar etkilendiğinizi belirler. Büyük insanlar, küçük insanlara göre daha yavaş etkilenir. Kadınların karnında alkolü kana karıştıran enzim daha az olduğu için daha çabuk sarhoş olurlar.Kandaki alkol oranı azaldıkça ayılmaya başlarsınız. İnsani ayıltan sadece zaman ve metabolizmadır. Bilinenlerin aksine kahve içmek veya yüzü yıkamak, kandaki alkol oranını azaltmaz.

Sorularınız için bana ipekaykolLMFT@gmail.com‘dan e-posta ile ulaşabilirsiniz.

Yazının devamı...

Evde oturmaktan kilo almak

1 Nisan 2020

Evde otur otur kilo aldık ne yapacağız? Aslında kilo almanızın tek sebebi sadece evde oturmak değil. Kilo almanızın ve normalden daha fazla yemek yemenizin altında yatan sebepler tamamen duygusal. Stresli durumlarda insanların yemek yeme davranışları değişir. “Duygusal yeme” veya “Stres İştahı” olarak adlandırdığımız bu durumlarda bilinçli veya bilinçsiz olarak olumsuz duygularımızı bastırmak için yemek yemeye başlarız.

Belirsizliğin yoğun olarak yaşandığı bu dönemde, yemek ile kendinizi oyalıyor veya rahatlatıyor olabilirsiniz. Biyolojik olarak stres, kortizon hormonu ile alakalıdır. Bu hormon ayni zamanda enerjimizi dengeler. Stresli olduğumuz zamanlarda canımız yağlı ve şekerli yiyecekler çeker çünkü vücudumuz daha fazla enerji ister. Bu yüzden karbonhidratlar, en hızlı enerji alma yoludur.

Yapılan araştırmalara göre Corona virüse karşı evde kalma önlemleri alındığından beri patlamış mısır satışlarında %48, patates cipsi satışlarında %30 artma olmuş. Bunun yanında kurabiye ve makarna satışları artmış. Satışları artan çoğu gıda, “rahatlama besini” kategorisine giriyor. Yani yerken iyi hissettiren, tok tutan gıdalar.

Corona virüs ortaya çıktıktan sonra herkes evine yemek depoladı. Kilo alma açısından evinizde ne kadar çok yemek var ise, riskiniz o kadar fazladır çünkü yemek, hali hazırda mutfağınızda mevcuttur.

Duygusal yemeyi nasıl azaltacağız?

Planlı olarak yemek yiyin: Tıpkı iş hayatınızdaki gibi sabah, öğle ve akşam yemeklerinizi aynı rutinde yiyin. Bir sonraki öğünde fazla yememek için öğün atlamayın.
Bol su için: Araştırmalara göre insanlar, susuz kaldıkları zaman daha çok yemek yer çünkü açlık hissini susuzlukla karıştırır. Saatte bir alarm kurarak sıvı tüketimi yapabilirsiniz. Canınız su istemiyorsa şekersiz sıvılar da tüketebilirsiniz (örnek: cay, şekersiz kahve).

Bol bol meyve ve sebze stoklayın:

Yazının devamı...

Corona psikolojimizi bozdu

24 Mart 2020

Corona virüsü hayatımıza girdiğinden beri evlerimize kapandık ve kendimizi elimizden geldiğince izole ediyoruz. Bu süreçte hepimiz farklı şekillerde kendimizi ifade etmeye başladık. Bir grup insan toplumsal bir sorumluluk benimseyerek düzenli olarak sosyal medyada uyarılarda bulunuyor, bir grup insan kendini yemek tarifleri ve temizlik ile oyalıyor, bir grup insan mesleğinin getirdiği bilgi ile topluma faydalı olmaya çalışıyor (örnek: psikologlar güzel çözüm önerileri sunuyorlar), bir grup insan da sessizce haberleri izleyip uykuları kaçarak gelişmeleri izliyor. Hastalar ve yakınları dışında virüsten kişisel olarak etkilenen bir diğer grup da is sahipleri ve çalışanlar. İşin duygusallığından ve paniğinden uzaklaşıp pandemiğe büyük boyutta bakabilenler bu sorunu görüyor. Bir çok insan corona pandemiği yüzünden işlerini ve gelirlerini kaybediyor.

Psikolojik olarak corona virüsüne verdiğimiz tepki; kayıp, yas ve travma tepkisine çok benziyor. Neyi kaybediyoruz derseniz, genel olarak bir yasam tarzını kaybediyoruz. Rahat bir şekilde evimizde dışarı çıkabilmeyi, birbirimize yaklaşabilmeyi, belki normal sohbetler edebilmeyi özlüyoruz. Dokunmayı, dostumuzla bir kahve içebilmeyi, is arkadaşlarımızla toplantı salonunda toplantı yapabilmeyi özlüyoruz. Corona virüsünün yanında gizliden gizliye başka bir sorun da türüyor: Corona virüs fobisi.

İstatistiksel olarak hastalıkların ve salgınların düşük sosyoekonomik düzeydeki toplumlarda daha sik görülmesi fakat corona virüsünün su ana kadar her yastan ve her sosyoekonomik durumdan insani etkilemiş olması da kafamızdaki kavrama oturmayan bir durumdur. Bazı felaketleri görüp “Aman bize olmaz” diyen insanlar simdi bu tehlikenin insan ayırt etmediğini görüyor.

Korku, belirsizlik ve endişe duygularından anlayacağınız gibi bir çok insan için bu pandemik bir travma olabilir. Bazı insanlar, geçmişteki travmalarına nasıl tepki verdiyse bu pandemiğe de öyle tepki veriyor olabilir. Örneğin geçmiş travmanıza donarak, kaçarak, endişelenerek tepki verdiyseniz, corona virüsüne verdiğiniz tepki buna benziyor olabilir. Travma dediğiniz zaman tetikleyicileri de görmezden gelemeyiz. Örneğin soğuk algınlığı belirtileri, hafif öksürük, üşüme gelmesi gibi vücut sinyalleri aklımıza hemen “Acaba bende mi kaptım?” sorusunu getirir.

2002 yılında Cin’de SARS ortaya çıktıktan sonra marketler tıpkı şimdiki gibi yağmalandı. İnsanlar panik tepkileri vermeye başladılar. Hatta panik o kadar hızla büyüdü ki Tayvan’da 48 yaşında bir adam, ailesine virüs bulaştığını öğrendiği zaman intihar etti. Endişe o kadar büyüdü ki, Amerikalılar için 11 Eylül saldırıları ne demek ise, SARS da Cinliler için o demektir diye karşılaştırmalar yapıldı. Bu karşılaştırma, iki olayın da psikolojik ve maddi yıkımları açısından yapılmıştır. Simdi panik, psikolojik ve maddi açıdan verilen zararları corona virüsünde de yakından gözlüyoruz. Corona virüsü global bir virüs. Günümüze insan ve teknoloji nasıl hızlı yayılıyorsa, virüslerde o kadar çabuk yayılabiliyor.

Hepimiz kendi içimizde ayni olaya verdiğimiz farklı tepkilerin farkında olurken, elimizden geleni yapmaya ve gerektiği yerde psikolojik destek almaya devam edelim. Bu yazımda bu başlığı kullanma sebebim, bana gelen soru ve yorumlarda en çok bu cümlenin kullanılması. Hepimiz benzer durumdayız.

Sorularınız için bana ipekaykol@ipekaykol.com‘dan e-posta ile ulaşabilirsiniz.

Yazının devamı...

Bağımlılık ve Depresyon

16 Ekim 2019

Bağımlılığın altında sebeplerden biri de psikolojik rahatsızlıklar ve duygu durum bozukluklarıdır. Bağımlılıkla savaşan bir çok insan aslında psikolojik rahatsızlıklarının verdiği semptomları rahatlatmak amacıyla alkole veya uyuşturucuya başvururlar. Çünkü alkol ve uyuşturucu, semptomları hafifletir, bastırır ve unutturur. Gözle görülen problem bağımlılık olsa da, çoğu zaman bağımlılığın altında yatan sebep depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk, travma gibi duygu durum bozuklukları olabilir. Psikolojik rahatsızlığı olan her 4 yetişkinden biri, bağımlılık ile savaşmaktadır.

Depresyon genel olarak iki haftadan fazla suren üzgün duygu durum halidir. Bazı insanlar depresyonda iken gergin ve sinirli de olabilir. Diğer belirgin semptomlar ise hobilere/eğlenceli aktivelere ilginin azalması, uyku sorunları (çok uyumak, az uyumak veya kesintili uyku), iştah artması veya azalması, suçluluk hissi, umutsuzluk hissi, konsantrasyon bozukluğu, intihar düşünceleridir. Bu semptomlar aile ve yakınlar tarafından gözlemlenebilir. Bağımlılıkla mücadele eden yakınıza yârdim edebilmek için “Sevdiğinizi Alkolden Kurtarın” adli yazımı okuyabilirsiniz.

Depresyondaki bireylerde alkol ve madde bağımlılığı sıkça görülür. Alkol, genel sinir sistemini yatıştırabildiği için halsizlik, üzüntü ve umutsuzluk gibi semptomları arttırır. Ancak çoğu insan daha iyi hissetmek, neşelenmek, acı verici duyguları bastırmak için alkole başvurur. Sonuç olarak depresyon ve bağımlılık birbirini besler ve durum daha kötüye gider.

Bazı insanlar uyuşturucu veya alkolü bıraktıkları zaman, depresyonları daha kötüye gider. Eğer kişi senelerdir duygularından kaçmak için alkol kullanıyorsa, alkolü bıraktığı ilk zamanlarda duygular yüz üstüne çıkabilir. Bu yüzden bağımlılık ve depresyon tedavisinin ayni anda paralel olarak alınması çok önemlidir. Eğer bağımlılığı besleyen sorun olan depresyon tedavi edilmezse, kişi eninde sonunda alkole veya uyuşturucuya geri döner. Bu yüzden bağımlılık tedavisinde terapinin önemi çok büyüktür çünkü terapi desteği sunulmayan tedavi planlarında, duygu yoğunluğu ile baş edemeyen bireyler tedaviyi yarım bırakabilirler.

Bağımlılık sorununuz var mı diye merak ediyorsanız kendinize su soruları sorabilirsiniz:

Planladığınızdan daha fazla miktarda mi uyuşturucu/alkol tüketiyorsunuz?

Kullandığınız miktarı azaltmaya çalışıp başarılı olamadınız mi?

Alkol veya uyuşturucu kullanmak, elde etmek, kullandıktan sonra iyileşmek çok mu vaktinizi alıyor? (örn: ertesi gün işe gidemeyecek kadar akşamdan kalma olmak)

Yazının devamı...