Neden "marka" seviyoruz?

24 Aralık 2021

Geleneksel teoriler, bizim biriyle güvenli bir duygusal bağ kurmamız için gereken en önemli şeyin tutarlılık, güvenilirlik ve tahmin edilebilirlik olduğunu söyler. Güven, ilişkilerin zamkıdır. Bu yüzden bir çok iş yeri, hizmet ve marka tutarlılığına çok özen gösterir. Fakat dikkat ettiyseniz bazı lüks markalar tamamen tersini yapar, peki neden?

Olumsuz ilişkiler güçlü bağlar yaratır:

Bazı psikologlar, olumsuz etkileşimlerin bağları güçlendirdiğini savunur. Harvard Profesörü ve davranışçı terapinin kurucusu Skinner yıllar önce fareleri laboratuvar ortamında gözlerken, pedala bastığında alelade ve tutarsız bir düzende yemek ödülü alan farelerin, pedala basmaya daha çabuk bağımlılık geliştirdiğini gözlemlemiştir. Bu olaya da en geçerli motivasyon teorilerinden biri olan “aralıklı pekiştirme” diyoruz.

Beynimiz, dopamin salgılayarak bazı davranışları öğrenir. Bir tahminde bulunduğumuzda ve bu tahmin gerçekleştiğinde dopamin salgılarız. Dopamin nöronları, sürprizlerden çok hoşlanır – uzun zamandır aradığınız bir çantanın stoklarda yenilenmesi gibi. Bu “doyamama” kimyasalı bizim bir şeyleri istememizde, canımızın çekmesinde ve motive olmamızda büyük rol oynar – tipki seks, uyuşturucular, kumar ve alışverişte olduğu gibi.

Aralıklı pekiştirme, psikopatisi yüksek ve narsisistik kişilik bozukluğu gibi sorunları olan insanlarda büyük rol oynar. Empati becerileri düşük olduğu için bu insanlar diğerlerini manipüle ederek statü kazanırlar. Şefkatlerini ekmek kırıntısı gibi serperek kurbanlarının ilgiye muhtaç olmasını sağlarlar.

Bu şekilde biz ödül ceza yöntemi, travmatik bağlanmaya yol açar. Bu tip bağlanmada kurban, istismarcısına kotu muameleye rağmen bağlanır. Bu şekilde de istismarcı kontrol edip etkilemeye devam eder.

Bazı araştırmacılar psikopatiyi ve narsisizmi rahatsızlık olarak değil de, hayattan kazanç sağlama yöntemi olarak görür. Bu davranışların bir amacı da statü sahibi olmaktır. Tabi ki herkes prestij ve statü sahibi olmak ister ama narsisist insanlar için bu çok daha kuvvetli bir istektir.

İç güdüler ve pazarlama stratejileri:

Yazının devamı...

Çocuğum uyuşturucu kullanıyor

3 Kasım 2021

Bir anne oğlunu terapiye getiriyor ve oğlunun Marijuana (esrar, ot, kenevir, uyuşturucu) kullandığına dair endişesinden bahsederken bunu felaket bir problem olarak tasvir edip oğlunun hayatının mahvolacağına dair korkularını dile getiriyor. Ergen çocuk ise durumu çok fazla büyütmüyor, bütün arkadaşlarının ot kullandığından bahsediyor ve bunun ilişkilerini ve notlarını etkilemediğini soyluyor.

Peki, “Oğlumun odasında uyuşturucu buldum, ne yapacağım?” diyen bir ebeveynin neler yapması lazım?

1.Bulduğunuz madde ile alakalı çocuğunuzla konuşun:

Kolay olmasa da ergen çocuklar ile açık iletişim kurmak çok önemlidir. Çocuğunuzun okul çantasında madde bulduğunuz zaman bunu ona sorabilirsiniz. Elinizde bilgi olmadan varsayım yapmak ve bir sonraki adımı planlamak doğru olmaz. Çocuğunuzla konuşmaya karar verdiniz diye çocuğunuz sizinle dürüst olacak diye bir kaide de yoktur. Bir diyalog başlatarak ancak iletişimi denemiş olursunuz fakat çocuğunuz bahane bulup yalan söyleyebilir.

2.Marijuana/ot içmek lisede çok yaygındır:

Lise çağında bir çok genç alkol/uyuşturucu gibi riskli davranışları deneyimler. Örneğin 2019’da lise çağındaki gençler ile yapılan bir çalışmada, liseye giden erkek çocukların %37’sinin Marijuana kullandığı bulunmuştur. Kullanım sebepleri değişkenlik gösterse de kullanım çok yaygındır ama yaygın olması da potansiyel uzun vadeli negatif sonuçları engellemez.

3.Marijuana, ruh sağlığı bozuklukları ile bağlantılı olabilir:

Marijuana kullanımı ve ruh sağlığı alanında yapılan çalışmalar bu çocukların ileride psikotik bozukluklar ve genetik varyasyonlar yasayabileceklerin ön görmektedir. Ergenlikle Marijuana kullanımı ayni zamanda ileriki yaslarda depresyonu ve intihar teşebbüsünü tetikleyebilir. Bir çok insan depresyon ve endişe bozuklukları ile başa çıkabilmek için uyuşturucu kullanır.

Yazının devamı...

Bağımlılık ve önyargılar

16 Eylül 2020

Hiç bir bağımlı, göründüğü gibi değildir.

Bağımlı insanın, tek tip bir dış görünüşü yoktur. Farklı bir dış görünüşü de yoktur. Bağımlılık sorunu olmayan bir insan ve bağımlılık sorunu olan bir insan, aynı şekilde görünebilir, giyinebilir, hareket edebilir.

Simdi bir durup düşünün. “Bağımlı” bir insan düşündüğünüzde nasıl bir profil ve dış görünüş hayal ediyorsunuz? Toplumumuzda hala çoğu insan, “bağımlı” dendiği zaman belki saçı başı dağılmış, dövmeli, pis, düzgün konuşamayan bir profil hayal eder. Halbuki bir insan çok sik, temiz giyimli, varlıklı olup bağımlılık sorunu yaşıyor olabilir.

Bağımlılık, en az anlaşılan ve en çok yargılanan sorunlardan biridir. Alkol ve madde hiç kullanmamış veya bağımlılık sorunu yaşamamış insanlar, bağımlılığın kuvvetini anlamakta zorluk çekerler. Bağımlılığın çok büyük bir boşluğun doldurduğunu, hayatı yolundaymış gibi gösterdiğini anlayamazlar. Bağımlılık çok bencil bir hastalıktır.

“Functioning Alcoholic” diye bir kavram vardır, Türkçe’de tam karşılığı olmasa da “Hayatını normal şekilde devam ettirebilen alkolik” diye çevirebiliriz. Aslında bu sadece bir avuntudur çünkü her bağımlı, hayatını normal şekilde devam ettiremez ve bir çok sorunla karşı karşıya yaşar.

Bazı bağımlıların ve alkoliklerin eğitim geçmişleri çok iyidir. İyi para kazanırlar, iyi bir ilişkileri ve evlilikleri vardır. Diğer bağımlılara göre nispeten hayatlarını daha fazla kontrol edebilirler. Mesela bazı durumlarda alkol/uyuşturucu kullanmazlar. Bu yüzden de sanki bağımlılıklarını kontrol altına almış gibi hissederler. Bütün bu iyi giden faktörlere rağmen, bir çok sorumluluklarını yerine getiremezler. Başarısızlıklarını göz ardı ederler, ufaltırlar. Aslında ikili bir hayat yasarlar. İşlevselliğini devam ettirebilen bağımlılar, aile ve arkadaşlarından sürekli onları ört bas etmesini isterler. Mesela bütün akşam alkol veya uyuşturucu kullanmış bir bağımlı, ertesi gün işe gidemeyeceği zaman eşinden ofisi arayıp hasta olduğunu söylemesini ister. Bazen bu aile ve arkadaşlar da, bağımlı kişinin davranışını normalleştirerek onları başkalarına karşı da savunurlar: “Yok canım, benim eşim nerede duracağını bilir”.

İşlevselliği devam eden bağımlıların, bir sorunu olduğunu kabul etmesi çok zordur. Bu gibi profiller, etrafındakileri çok rahatça manipüle ederler.

Bir yakınınızın bağımlılık sorunu olduğunu düşünüyorsanız mutlaka bir profesyonele danışın ve ona nasıl yardım edebileceğiniz konusunda yardım alın.

Yazının devamı...

Sigarayı nasıl bırakacağım?

10 Temmuz 2020

Covid ve diğer yasam stresleri derken sigara tiryakileri daha çok sigara yakar oldu. Sigara içmeyenlerde de kendilerine sağlıksız bir alışkanlık edinmiş oldular. İnsanlar bazen “Ben çok arada içiyorum” , “Bugün keyiften yaktım”, “Arkadaşlarla olunca arada yakıyorum” diyorsunuz ve kendinizi aldatıyorsunuz. Genelde insanlar kullandıkları zararlı maddelerin miktarlarını biraz azaltarak dışarı söyler. Sigara, alkol veya madde bağımlılığınız var ise ve bırakmayı düşünüyorsanız kendinize su soruları sorabilirsiniz:

1.Neden bırakmak isteyebilirsiniz? Herkesin kendince sebepleri vardır, sizinkiler nedir? Çocuklarınız, ilişkiniz, kariyeriniz, sağlığınız, artık çekici olmamanız? Bırakma motivasyonu bazen içsel, bazen dışsal olur. İçsel motivasyonu olan insanlar genellikle sadece kendileri için bırakırlar, bu yasam tarzından bıkmışlardır, sağlıkları için endişeleniyorlardır. Dışsal motivasyonu olan kişiler ise genellikle sevdikleri istiyor diye bırakmak isterler.

2.Bu alışkanlığınızın yerini ne alacak? Cani sıkıldıkça sigara içenler, canları her sigara çektiğinde bir aktivite yapabilirler. Stresten içenler ise stres azaltıcı başka aktivitelere yönelebilirler (spor, yardım etmek, diğer sorumluluklara yönelmek).

3.Yavaş yavaş mi, birden bire mi bırakacaksınız? Azaltarak bırakanlar, her an miktar kararı yapmak zorundadır. Birden bire bırakanlar ise bir seferde, bir sonraki gün ne kadar azaltacağım diye düşünmeden bırakmış olur. Bıraktıktan sonra evdeki, çantalardaki bütün sigaralar atılmalıdır ki bir anlık dürtüde kişinin ulaşımı kolay olmasın.

4.Bu isi yalnız mi yapacaksınız? Bazı kişilere yakınları onlar günlük yoklayarak destek olabilir veya destek gruplarına giderek bırakabilirler. Örneğin bir arkadaşınızdan sizi her gün arayıp “Bugün sigara içtin mi? Gergin misin? Neler hissediyorsun?” diye sizi yoklamasını isteyebilirsiniz. Belki önceden sigara içip bırakan bir arkadaş seçerseniz bu konuda sizi anlayan biri olduğu için faydalı tavsiyeleri de olabilir, empati kurabilir. Bazıları ise bu isi kendi kendilerine yapmak isterler. Kimseye söylemeden kendi kendilerine bırakırlar. Hatta hemen çevrelerine bıraktıkları haberini vermezler ki tekrar başlarlarsa “rezil olmasınlar”. Size hangisi daha uygun?

5.Tehlikeli zaman ve yerleriniz neler? Bazı insanlar için sabahları. yemek sonraları, yatmadan önce tehlikelidir. Cevresel tetikleyicilerin farkında olmalisiniz. Ornegin cantanizdaki, dolabınızdaki, balkondaki bütün sigaralari ve kul tablalarini ortadan kaldirin, hatta atin. Sigara içilen ortamlarda bulunmayin. Yemeklerden sonra caniniz sigara çekiyorsa, yerine başka bir aktivite koyun (yemek sonrasi bina etrafında bir tur yürümek gibi).

Sorularınız için bana ipekaykolLMFT@gmail.com‘dan e-posta ile ulaşabilirsiniz.

Yazının devamı...

Alkol neden bir depresandır?

30 Nisan 2020

Bazı insanlar alkolü neşelenmek, sosyalleşmek ve hareketlenmek içer. Aslında alkolün bir depresan olduğunu biliyor muydunuz? Beyin fonksiyonlarini ve sinirsel aktiviteyi yavaşlattığı için alkol, depresan olarak kabul edilir - bizi üzdüğü için değil.

Alkolün yatıştırıcı etkilerine yanıt vermeyen insanlar, alkol bağımlılığı riski taşırlar. Alkolün etkisini görebilmek için daha büyük miktarlarda içerler. Bunun sonucunda da alkol zehirlenmesi olur. Alkol zehirlenmesinde kişi hissizleşebilir, bilinç kaybı yasayabilir, nefes alması yavaşlar ve düzensizleşir, üşür, cildinin reni maviye döner ve ölebilir.

Alkol, beynimizdeki gama-aminobutrik (GABA) reseptörlerine yapışır. Bu sinir taşıyıcıları, sakinleştirme görevi görürler. Alkol ayni zamanda bize dopamin salgılatır. Dopamin de mutluluk ve ödül ile eşleşen sinir taşıyıcısıdır.

İçki içmeye başladığımızda neler olur?

İçki içmeye başladığınızda kontrol mekanizmalarınız yavaşlar. Gevşersiniz, mutlu ve özgüvenli hissedersiniz, rahatlarsınız. Daha sonra merkezi sinir sistemi yavaşlar. Konuşmanız anlamsızlaşır, istemsiz sesler çıkarırsınız, hafızanız kötüleşir.Daha sonra motor becerileriniz yavaşlar. Ayağınız takılır, ayakta durmakta güçlük çekersiniz, etrafa çarpar, bir şeyler düşürürsünüz. Görüsünüz bulanıklaşır.

Alkolün kanınızdaki oranı , ondan ne kadar etkilendiğinizi belirler. Büyük insanlar, küçük insanlara göre daha yavaş etkilenir. Kadınların karnında alkolü kana karıştıran enzim daha az olduğu için daha çabuk sarhoş olurlar. Kandaki alkol oranı azaldıkça ayılmaya başlarsınız. İnsani ayıltan sadece zaman ve metabolizmadır. Bilinenlerin aksine kahve içmek veya yüzü yıkamak, kandaki alkol oranını azaltmaz.

Sorularınız için bana ipekaykolLMFT@gmail.com‘dan e-posta ile ulaşabilirsiniz.

Yazının devamı...

Alkol neden bir depresandır?

30 Nisan 2020

Bazı insanlar alkolü neşelenmek, sosyalleşmek ve hareketlenmek içer. Aslında alkolün bir depresan olduğunu biliyor muydunuz? Beyin fonksiyonlarini ve sinirsel aktiviteyi yavaşlattığı için alkol, depresan olarak kabul edilir - bizi üzdüğü için değil.

Alkolün yatıştırıcı etkilerine yanıt vermeyen insanlar, alkol bağımlılığı riski taşırlar. Alkolün etkisini görebilmek için daha büyük miktarlarda içerler. Bunun sonucunda da alkol zehirlenmesi olur. Alkol zehirlenmesinde kişi hissizleşebilir, bilinç kaybı yasayabilir, nefes alması yavaşlar ve düzensizleşir, üşür, cildinin reni maviye döner ve ölebilir.

Alkol, beynimizdeki gama-aminobutrik (GABA) reseptörlerine yapışır. Bu sinir taşıyıcıları, sakinleştirme görevi görürler. Alkol ayni zamanda bize dopamin salgılatır. Dopamin de mutluluk ve ödül ile eşleşen sinir taşıyıcısıdır.

İçki içmeye başladığımızda neler olur?

İçki içmeye başladığınızda kontrol mekanizmalarınız yavaşlar. Gevşersiniz, mutlu ve özgüvenli hissedersiniz, rahatlarsınız.Daha sonra merkezi sinir sistemi yavaşlar. Konuşmanız anlamsızlaşır, istemsiz sesler çıkarırsınız, hafızanız kötüleşir.Daha sonra motor becerileriniz yavaşlar. Ayağınız takılır, ayakta durmakta güçlük çekersiniz, etrafa çarpar, bir şeyler düşürürsünüz. Görüsünüz bulanıklaşır.

Alkolün kanınızdaki oranı , ondan ne kadar etkilendiğinizi belirler. Büyük insanlar, küçük insanlara göre daha yavaş etkilenir. Kadınların karnında alkolü kana karıştıran enzim daha az olduğu için daha çabuk sarhoş olurlar.Kandaki alkol oranı azaldıkça ayılmaya başlarsınız. İnsani ayıltan sadece zaman ve metabolizmadır. Bilinenlerin aksine kahve içmek veya yüzü yıkamak, kandaki alkol oranını azaltmaz.

Sorularınız için bana ipekaykolLMFT@gmail.com‘dan e-posta ile ulaşabilirsiniz.

Yazının devamı...