AKP dış politikası Lizbon’da iflas etti

AKP iktidarının hayalperest ve ideolojik yaklaşımlarla malul Ortadoğu politikası önceki gün NATO’nun Lizbon Zirvesi’nde iflas etti.
Yazıya böyle başladık diye sakın ola ki, “Türkiye’yi Lizbon’da temsil edenler balistik füze savunma sistemine ait radarların ülke topraklarında konuşlanmasını resmen kabul ederek yanlış bir karar verdiler” diyoruz sanılmasın. Tam tersine, AKP’nin dış politikasını yürütenler füze savunma sistemine evet diyerek bu kez gönülsüz de olsa doğru ve gerçekçi biçimde hareket ettiler ve Türkiye için gayet hayırlı bir iş yapmış oldular.
Amma ve lakin Türkiye için lüzumlu olanı icra ederken “komşularla sıfır sorun” adlı, bahsimizde “İran’la sıfır sorun” olarak anlaşılması gereken politikalarını da inkâr ettiler.
Çok da iyi oldu, çünkü onların bu nedenle yaşadıkları ideolojik ve politik iflas, Türkiye’yi NATO’dan ve dolayısıyla Batı sisteminden koparak bölgesine ve dünyaya yabancılaşmaktan şimdilik kurtardı.
“İran’la sıfır sorun” niyetinde ısrar etmek, bölgenin geri kalanıyla ve büyük güçlerle birçok soruna davetiye çıkarmaktır. AKP dış politikasının yapıcıları realiteyle daha fazla oyun oynayamayacaklarını anladıkları noktada işte bunu göze alamamışlardır.
AKP diplomasisi, Lizbon’da “füze kalkanı” unsurlarının Türkiye topraklarında konuşlanmasına onay vererek klasik Soğuk Savaş sonrası Türk dış politikasında bulunması gereken dozda bir gerçekçiliğe nihayet teslim olmuştur.
Oysa daha düne kadar, sadece Batı sistemiyle değil, Körfez ülkeleriyle ve Sünni Arap Ortadoğu’yla da büyük sorunlar yaşayan, rejiminin güvenliğini bölgeyi istikrarsızlaştırmakta gören çatışmacı İran’la Türkiye’nin hiçbir sorunu yokmuş gibi yapmıyorlar mıydı?
İran’ın menzilini sürekli artırdığı balistik füzelerine günün birinde nükleer başlık da monte etmesi sonucunda bölgedeki tarihsel jeopolitik dengenin, Türkiye’nin aleyhine hem de uzun süreli olarak bozulacağı aşikâr iken, AKP dış politikasının yürütücüleri “İran’dan tehdit algılamadıklarını” söylemiyorlar mıydı?
Madem İran’dan tehdit algılamıyordunuz o zaman füze savunma sistemi radarlarının Türkiye topraklarında konuşlanmasını neden kabul ettiniz?
Bugün, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na yöneltilmesi gayet meşru olan bir sorudur bu...
Ne cevap verebilir ki?
Madem bir sorun yoktu, durup dururken İran’ın Türkiye’den tehdit algılamasına sebep olacak bir karara neden imza attınız?
Değil mi ya?
Türkiye o radarları kabul etmekle İran’ın elindeki en büyük caydırıcılık unsuru olan, ileride nükleer başlık da taşıyabilecek balistik füzelerini etkisizleştirecek bir operasyonun ön cephe ortağı haline gelmişse...
“İran’la sorunum yok” diyenlere artık bu saatten sonra önce İran’daki kargalar güler.
Gerçeğin saati Lizbon’da gelip çatmış, “sıfır sorun” adlı Ortadoğululaştırmacı mefkûre zail olmuştur.
Artık AKP iktidarının öncelikli meselesi, kendi ideolojik dış politikası doğrultusunda koşullandırdığı İslamcı/muhafazakâr/milliyetçi kamuoyuna, “NATO radarlarını” benimsetmenin yollarını aramaktır.
Bir de tabii Türkiye’nin İran nezdinde negatif görüntü vermemek için İttifak içinde harcadığı sembolik önemde çabalar var.
Bu bakımdan “İran” adının belge ve açıklamalarda zikredilmemesinin sağlanması isabetli oldu. NATO’nun yeni stratejik konseptinde “İttifak’ın düşman olarak tanımladığı herhangi bir ülkenin bulunmadığının” vurgulanması da öyle.
Başbakan Erdoğan’ın zirveden önce “Sistemin komutası bize verilmeli, aksi takdirde kabulü mümkün değil” demesi ise bu çabalarda gerçeklik sınırını bir hayli zorladı. Oysa NATO’da “butona basma işi”nin üye ülkelerin tamamı tarafından onaylanan angajman kuralları çerçevesinde Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Karargâhı’nın (SHAPE) uhdesinde olduğu bilinir.
Yine de bazıları ikna olmamakta direniyor. Mesela Davutoğlu’nun “Mavi Marmara müttefiki”, İHH Başkanı Bülent Yıldırım... Bakın geçen perşembe ne demiş: “Türkiye uzunca bir süredir ithal tehdit algısıyla şekillenmiş olan NATO’nun füze kalkanı projesini onaylaması yönünde baskı altında tutulmaktadır. Bu durumda ya komşularla sıfır sorun politikasını sürdürecek ya da bütün İslam dünyasını karşısında alacak, NATO’nun bir piyonu olacaktır. Biz Türkiye’nin komşularını tercih etmesini temenni ediyoruz.”
Bülent Yıldırım’a ne diyeceksiniz Sayın Davutoğlu?