AKP’yi kim daha çok seviyor?

AKP’nin iyiliğini kim daha çok istiyor?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan mı, AKP hükümetinin sözcüsü Bülent Arınç mı ve sözcünün arkasındaki kişi olan Başbakan Davutoğlu mu?
Elbette hepsi AKP’nin iyiliğini istiyorlardır ama “çözüm ve barış sürecini izleme heyeti”ne dair yaptıkları açıklamalara bakılacak olursa bu iki cenahın iyiliği farklı yerlerde aradıkları anlaşılıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ne Kürt sorunu ya? Artık böyle bir şey yok” dedi, Kürtlere “Neyiniz eksik sizin?” diye çıkıştı.
Son olarak da önceki gün “Çözüm sürecini izleme kurulunu doğru bulmadığını” söyledi.
(Doğru bulmadığı “izleme kurulu” da matah bir şey olsa... İktidar çözüm doğrultusunda tek bir somut adım atmadığı için gerçekte var olan çözüm süreci değil, sadece bir çatışmasızlık durumu ve bunu izlemek üzere o kurulda yer alanların akil yandaşlıktan başka bir vasfının bulunması da Türkiye’nin gerçeklerine aykırı.)
Erdoğan’ın hükümete bu son müdahalesi sözcüden karşılık buldu. Arınç dün özetle “Ülkeyi yöneten hükümettir; sorumluluk da hükümettedir. Hükümetimiz izleme heyetinin oluşturulmasını uygun görmektedir, kararlıyız” dedi. Erdoğan’ın izleme heyetiyle ilgili açıklamalarını “hissi beyanlar” diye niteleyerek küçümsedi.
Erdoğan’ın TC Anayasası’na göre tarafsız ve sorumsuz cumhurbaşkanı seçilip de ülkeyi başbakanmış gibi yönetmeye devam etme ısrarına bugüne kadar hükümetten gelen en sert ve küçük düşürücü tepki, Arınç’ın dün yaptığı açıklamalardı...
Saray ve hükümet arasında büyüyen bir çatlak var.
Çatlağı oluşturan nedenlerden biri ve belki de en önemlisi, Erdoğan’ın başında kendisinin olacağı otoriter bir başkanlık rejimi istemesidir.
Davutoğlu’nun ise bu başkanlık rejimini istediğine dair küçük de olsa bir emare mevcut değil. Bundan, Davutoğlu’nun başkanlık rejimini istemediği ama Erdoğan’la açıkta çatışmamak için itirazını ifade etmekten kaçındığı sonucu çıkar.
Davutoğlu gerçek bir başbakan olmayı arzuluyor. Bu nedenle Erdoğan da tarafsız ve sorumsuz cumhurbaşkanı olarak kalmalı.
Bakın çok enteresan:
Erdoğan başkanlık hayallerini gerçekleştirmek için artık başında olmadığı AKP’nin 7 Haziran’daki seçimi Meclis’te en az 330 sandalye elde ederek kazanmasını istiyor ve bu maksatla hükümetin politikalarına müdahil oluyor. Çünkü bu işleri onlardan daha iyi bildiği kanaatinde.
“Ne Kürt sorunu ya?” diyerek hesapta milliyetçi oyları AKP’de toparlayıp 330’u bulacak ki sarayda yazdıracağı başkanlık anayasası meclisten geçsin.
Hükümet cenahı ise bu mantığa göre seçimi o kadar da yüksek bir sandalye sayısı tutturarak kazanmak istemiyor olmalı ki “Süreci izleme heyetinde kararlıyız” diyerek Erdoğan’a resti çekiyor.
Bu durumda milliyetçi seçmen kime inansın?
Yetkisizliği sonunda hükümet tarafından kendisine hatırlatılan Erdoğan’a mı?
İradesi düne kadar Erdoğan tarafından defalarca hiçe sayılıp çiğnenmiş olan hükümete mi?
Milliyetçi seçmen “Kürt sorunu ne ya?” diyen Erdoğan’a inanıp onun başında olmadığı AKP’ye mi oy versin, “izleme heyeti” kararlılığı sergileyen hükümete kızıp MHP’ye mi meyletsin?
AKP’ci Kürt seçmene de soralım...
Roboski’de sarsılıp, Kobani’de kararsızlaşmış olabilirsiniz.
Hala kopmadıysanız, şimdi hangisine bakıp karar vereceksiniz?
“Ne Kürt sorunu ya?” diyen, akil yandaşlardan teşkil edilecek bir izleme kuruluna bile tahammülü olmayan Erdoğan’ın iradesi mi sonunda üstün gelir, yoksa hükümetinki mi?
Erdoğan’ın amacı başında olmadığı partinin 330’u MHP’den kayacak oylarla mı bulmasıdır?
Öyleyse, bu milliyetçi söylem ve çıkışları sonucunda AKP’den kaçırabileceği Kürt oylarıyla HDP barajı geçerse o 330 nasıl mümkün olacak?
Hükümet ise Erdoğan’a rağmen süreç varmış gibi yaparak AKP’den MHP’ye gerçekten de kaçmakta olduğu anlaşılan oyları nasıl elde tutacak?
Doluya koysan almıyor, boşa koysan dolmuyor.
AKP’yi kimin daha çok sevdiği anlaşılmıyor.