Gezi direnişindeki Alevileri fişlemek

Arkadaşımız Tolga Şardan’ın geçen pazartesi günkü Milliyet’te yayımlanan köşe yazısında “güvenlik birimleri”nin yaptığı bir “Gezi Parkı eylemleri değerlendirmesi” yer aldı.
Bu “güvenlik birimleri”, 28 Mayıs’tan eylülün ilk haftasına kadar olan 112 günlük sürede Gezi direnişi çerçevesinde Bayburt hariç 80 kentte toplam 5 bin 532 eylemin gerçekleştiğini ve bunlara yaklaşık 3 milyon 600 bin kişinin katıldığını saptamışlar.
Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç görülmemiş ölçüde kitlesel eylemlilik ve yaygınlığı ifade eden büyük rakamlar. Bu “büyüklük”, iktidar ve onun medyadaki sözcülerinin direnişi gözden düşürmek için kullana geldikleri “marjinallik” yakıştırmasını tümüyle geçersizleştiriyor.
Malumunuz “marjinal”, “dikkate alınmayı gerektirmeyecek kadar küçük ve önemsiz” demektir. “Gezi” ise tam tersine Cumhuriyet tarihindeki başka hiçbir kitlesel eylemlilikle kıyas kabul etmeyecek nispette benzersiz, büyük ve o kadar önemli ki ona ve ona katılanlara “marjinal” diyenin sağlıklı bir kavrayış ve muhakeme yeteneğinin olmadığına hükmetmek gerekiyor.
Toplam direnişçi adedi olarak “3 milyon 600 bin” rakamının saptanmasındaki zaaf da bu gerçeği değiştirmiyor. Emniyet birimleri bu rakama, her eyleme katılan takribi kişi sayısını üst üste koyarak ulaşıyorlar. Ancak, Gezi süreci boyunca bir kişi, birden fazla eyleme pekala katılmış olabilir ve bu durumda o bir kişinin, iki, üç, dört ve hatta beş kişi olarak kayda geçtiğini göz önüne almak gerekir. Bu faktörü hesaba katarak gerçek sayıyı istediğiniz kadar düşürün, yine de “Gezi”nin kitleselliği yakın tarihimizdeki her olaydan açık ara daha büyüktür.
Bu, “güvenlik birimleri”nin değerlendirmesiyle ilgili dikkat çekilmesi gereken birinci husustu.
Haberde toplumsal barış, demokrasi, laiklik ve çoğulculuk adına kaygılanmamızı gerektiren bir “bilgi” var.
Bu “güvenlik birimleri”, gözaltına alınan 5 binden fazla kişiden oluşan bir örneklem grubu üzerinde “demografik analiz” yapmışlar ve “şüphelilerin yüzde 78’inin Alevi kökenli olduğunu” tespit etmişler...
Bu düpedüz, insanları mezhep kökenine göre fişlemektir.
Ancak, söz konusu fişlemenin laiklik ve demokrasi açısından arz ettiği vahametten önce Gezi eylemcilerinin mezhep kökenleri nasıl tespit edilmiş olabilir, ona bir bakmak lazım...
İlk akla gelen, polisin gözaltına aldıklarına mezheplerini mi sorduğu olabilir.
Hayır, böyle bir durum yok. Olsa bilirdik.
Peki polis nasıl hükmediyor kimin Alevi olduğuna, ya da olmadığına?
Polis, “şüpheli”nin adına, soyadına, doğum yerine, anne ve babasının adına bakıyor.
Yaşadığı semtin özelliğini göz önüne alıyor.
Şüphelinin hangi grubun içinden gözaltına alındığı, hangi dernek ya da çevreyle irtibatlı olduğu da mezhep kökeni hakkında ipuçları veriyor.
Sosyal medya profilleri de bu gayrimeşru araştırmada bir veri tabanı oluşturmaktadır mutlaka...
Ve nihayet şüpheli, “kökeni Alevidir” diye fişleniyor ve doğal olarak bundan kendisinin haberi olmuyor.
Bu, tüyler ürpertici bir durumdur.
Vatandaşının bir bölümüne mezhepsel köken ve aidiyeti nedeniyle “potansiyel tehdit” gözüyle bakmak, kendinden farklı olanı ötekileştirmek ve karşıtlaştırmak mezhepçiliğin ta kendisidir. En vahimi de bu dışlayıcı ve bölücü zihniyetin, devlet ve hükümet içinde muktedir olması, artık oralardaki egemen siyasi kültürü temsil etmesidir. Başka türlü olsaydı, bu köken fişlemesi yapılamazdı.
Bu sorunlu zihniyet dünyasında yaşayanların demokrasi, laiklik ve çoğulculuk diye bir dertlerinin olmadığı aşikardır. Dolayısıyla “Bu fişleme laikliğe aykırıdır” diye nefes tüketmek lüzumsuz.
Belki şu uyarıyı yaparsak anlarlar: Ülke vatandaşlarının hatırı sayılır bir kesimini devlete ve hükümete azami ölçüde yabancılaştırdığı için toplumsal barışı, ülke güvenliğini ve istikrarı tehdit eden son derece sakıncalı bir uygulamadır bu.
Bu “güvenlik birimi”nin, Gezi direnişçilerinin mezhepsel kökenlerinde sadece Aleviliğin izini sürmeleri ya da sadece Alevilikle ilgili veriyi paylaşmalarının siyasi bir maksadı olsa gerek.
Böyle yapılarak, “Gezi”nin bir Alevi direnişi olduğu algısı yaratılmak istenmektedir. Bunun doğal sonucu, Sünni muhafazakar kitlelerin gözünde hem “Gezi”nin bu kez bir de mezhep karşıtlığı temelinde kötüleştirilmesi, hem de Alevilerin daha da ötekileştirilmesi olacaktır.
Kuşkusuz ki bu sonucu ülkenin kutuplaşmasından siyasi menfaat umanlar arzu eder.
“Gezi”, nedenleri, gelişim dinamikleri ve talepleri bakımından hiçbir zaman bir “Alevi direnişi” olmadı. Mamafih Gezi’nin yarattığı olağanüstü manyetik alana mevcut rejimle sorunu olan herkes gibi Aleviler de kapıldı. Belki de Gezi en çok onları kendisine çekti, çünkü bu rejimle en çok sorunu olanlar artık Aleviler.