Gezi Hareketi’nin toplumsal bereketi

Geride bıraktığı bir yılda Gezi Hareketi Türkiye’de neleri değiştirdi ve bu fenomenin önümüzdeki yıllarda daha ne gibi siyasi ve toplumsal sonuçları olabilir?
Gezi’nin birinci yıldönümü, bu sorunun peşinden gitmek için bir vesile olsun. Direnişin başlangıçtaki amacı “Gezi Parkı’nın
kurtarılması” idi ve bu başarıldı. Bir yıl sonra, park ve ağaçlar yerinde duruyor. Parkın ötesi, öngörü ve tahlillerin uçsuz bucaksız bir tartışma alanıdır. Bu tartışmayı bir cümlede özetlemek mümkün olsaydı şunu derdim: Parkı kurtaran hareket, kendisini bazılarının beklediği gibi bir siyasi harekete dönüştürmedi belki ama Türkiye’yi ve siyasetini dönüştürdü ve bu işlevini daha uzun yıllar boyunca sürdürecek. İktidarı ve muhalefetiyle yerleşik parlamenter siyaset, Gezi Hareketi’ni doğru çözümlemek ve ona akılcı bir reaksiyon vermek zorunda. Aksi halde onlar için sonuç, doğmakta olan “Yeni Türkiye”yi anlamamak ve onun karşısında marjinalleşmek olacak. Bu bakış açısıyla, CHP’nin basımı birkaç gün önce tamamlanmış “Gezi Hareketi” adlı broşürüne dikkatinizi çekmek istiyorum. Partinin, Prof. Dr. Sencer Ayata’nın yönetimindeki Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu tarafından hazırlanan 70 sayfalık broşür, giriş bölümünde de yazıldığı gibi “Gezi Hareketi’ni tüm boyutlarıyla ele almayı ve CHP açısından önemini ortaya koymayı amaçlıyor.”
Broşürdeki “Gezi’nin kazanımları” başlığı altında ilk vurgulanan değer, çoğulculuk: “Gezi Hareketi’nin en sık altı çizilen özelliği birey, grup, sivil toplum kuruluşu, siyasi örgüt, kimlik ve siyasi görüş düzeyinde var olan farklılıkları ve farklı
yaşam biçimlerini bir araya getiren çoğulcu yapısı olmuştur. Hareket sırasında çoğulcu değerlerin ve bunlara uygun davranış biçimlerinin ön plana çıkartılması katılanların elde ettiği çok önemli bir deneyim ve kazanım olarak nitelendirilmiştir.” Ve ardından “bu çoğulcu anlayışın Gezi’de kitleselleşmesinin ülkenin siyasi kültürüne yaptığı katkı”ya vurgu yapılıyor.
Gezi Hareketi bir temel değer olan çoğulculuğu kitlesel bir deneyime dönüştürüyor. Broşürde, Gezi’de ortaya çıkan zengin insan kaynağının yeni muhalefet yöntemleri geliştirmeyi, yeni politikalar üretmeyi ve yeni birliktelikler oluşturmayı teşvik edeceği inancına da vurgu yapılmış. Karşıt durumda ve hatta çatışma halinde olan kimse ve grupların Gezi’de ortak davranışlar sergilemesi birlikte hareket etme deneyimi kazandırıyor. Bu deneyim toplumun büyük bir kesiminde umut uyandırıyor ve Türkiye’de çağdaş ve demokratik bir rejimin kurulabileceği inancını güçlendiriyor.
Anti-gaz sarf malzemesi alınması için para yardımında bulunanlardan, yaralıları tedavi eden doktorlara kadar Gezi’de sergilenen dayanışma duygusu ve pratiklerini “toplumsal ve siyasi hayatın çeşitli alanlarına taşınabilir nitelikte bir sosyal sermaye oluşmasını sağladığı” da belirtiliyor. Kadınların Gezi’ye neredeyse erkeklerle eşit oranda (en az yüzde 40) katılmasının önemi ise şöyle değerlendiriliyor: “Gezi Hareketi, Türkiye’de kadınların eylemin başat özneleri arasında yer aldığı ilk büyük toplumsal hareket olmuştur. Gezi, siyaset dünyasına güçlenmiş ve önemli siyasi roller üstlenebilecek çok sayıda kadını katmayı başarmıştır.”
CHP broşüründe, Gezi sürecinin yaratmış olduğu sivil toplum dinamizminin ülkede özgürlüklerin artmasına ve demokrasinin güçlenmesine katkıda bulunacağından bahsediliyor. Ve nihayet broşürden CHP’lilerin dikkatle değerlendirmesi gereken iki cümle: “CHP ile Gezi Hareketi arasındaki en önemli bağ savunulan ortak değerlerdir. Bu değerler arasında öncelikle özgürlük, insan hakları, kadın-erkek eşitliği, çoğulculuk, hoşgörü ve demokrasiyi sayabiliriz. CHP bu ortak değerleri savunma konusunda ne kadar kararlı davranırsa genç kuşakların CHP’ye duydukları güven de o ölçüde artacaktır.”
Tabii önce CHP’lilerin bu broşürü okumaları gerek.