Kürt sorununda AKP vesayeti

Başbakan Erdoğan Kürt sorunuyla ilgili “demokratik özerklik” ve iki dillilik taleplerinin tartışılmasını istemiyor. Tartışanları da “karanlık odaklara mensup olmak ve AKP’ye karşı tezgâh kurmak”la suçluyor.
Bu konuların tartışılmasına tahammül edememesinin nedeni de Türkiye’nin seçime gidiyor olması... Geçen pazartesi bütçe görüşmeleri münasebetiyle TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada “Senaryo çok açık. Seçim öncesinde su bulandırılacak, milletin zihni karıştırılacak” dedi. “Terör örgütünün gündeme taşıdığı konuları siyasete taşımak, bunları medyada abartmak hangi amaca hizmet eder?” diye sordu...
Erdoğan, “Çözüm için nasıl bir mücadele verdiysek, çözüm sürecini sabote edenlerle mücadele ederiz” diyerek bu tartışmaya katılanlara aba altından sopa gösterdi.
Başbakan Erdoğan, konuşmasındaki “Kürt sorununu savunuyorum” şeklindeki ifadesiyle, herhalde “Kürt sorununun varlığını kabul ediyorum” demek istedi. Sorunun varlığını kabul ediyor; ancak çözümünün tartışılmasından iktidarına yönelik tehdit algılıyor.
Olabilir. İki dillilik ve özerklik gündemde kaldıkça MHP’nin oylarında AKP’nin aleyhine bir artış meydana gelebilir. Bu da Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı hesaplarını etkileyebilir.
Bu sonucu savuşturmak için yasakçı tepkiler gösterirse bu kez Kürt oylarında bir düşüş yaşayabilir AKP... İki ucu pis bir değnek misali...
Mamafih, AKP için bu açmazı çözmenin yolu vesayet değil siyaset üretmektir.
Başbakan, “Çözüm için mücadele verdik” sözleriyle, hükümetinin 2009’un yazında başlattığı “açılım”ı kastediyor olmalı. Ve doğrudur, o “açılım” sayesinde Kürt sorununun siyasallaşmasında bir sıçrama yaşanmış ve gök kubbe altında çözüm adına ayrılık dâhil her şey tartışılır hale gelmiştir.
Kürt sorununda cin şişeden çıkmıştır bir kere...
Ve Başbakan o cini şimdi gerisin geriye şişeye tıkmak istiyor.
Ne kimse onu şişenin kapağını açmış olmakla suçlamalı ne de kendisi şişenin kapağını açtı diye içinde bir pişmanlık hissetmeli.
Türkiye’deki rejim, şöyle ya da böyle bir demokrasi olarak kaldığı müddetçe o cini yeniden şişeye tıkmak imkânsızdır.
Kürt sorununa çözümü özgür tartışma ortamından beslenen demokratik katılımlı siyaset bulacaksa, bu konudaki önerilerin hele de seçim öncesinde medyada ve siyasi platformlarda tartışılması gayet meşrudur. Asıl gayrimeşru olan bu tartışmaların meşruiyetini sorgulamaktır.
“Kürt sorunu” diye bir olgunun varlığını kabul ettiğiniz anda statükonun sorgulanması meşrulaşır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bunu bildiği için uzun bir süre doğrudan “Kürt sorunu” demek yerine, “Adına ne derseniz deyin, ister terör sorunu ister Güneydoğu sorunu” şeklindeki utangaç bir ifade kalıbıyla vaziyeti idare etmişti.
Sayın Başbakan’ın şu cümleleri de dikkat çekici:
“Diyarbakır’daki bir toplantıda bir bildiri taslağı tartışıldı. Dikkate dahi alınmayacak, ciddiye dahi alınmayacak bu taslak günlerdir tartışılıyor. Bu taslak son derece kasıtlı bir şekilde gündeme taşınıyor. Açık söylüyorum, tehlikeli bir oyun bu. Özerklik tartışması demokratikleşmeyi, Türkiye’nin ileri demokratik standartlara kavuşmasını hazmedemeyenlerin çirkin bir tezgâhıdır.”
İyi de, Mehmet Tezkan’ın geçen salı günkü Milliyet’te gayet isabetli bir şekilde işaret ettiği gibi, Diyarbakır’daki çalıştayda, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın “açılım”ı kendileriyle toplantı yaparak başlattığı o 12 kişiden bazıları yok muydu?
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ardından, şimdi onlar Erdoğan’ın gözünde de mi “kötü adam” oldular? Öyleyse, bu “kötü adamlar” için de artık bugüne kadar sonsuz kredi açtıkları bu hükümetle ideolojik bir hesaplaşmaya girmelerinin vakti gelmedi mi?
2009 ile bugün arasındaki fark şudur:
2009’da AKP’nin Kürt sorunundaki açılımı “proaktif” nitelikte idi... Ancak açılımın fikri altyapısı eksikti ve bu nedenle AKP bu süreci ne planlayabildi, ne de yönetmeyi becerdi. Ve bu beceriksizliğin sonucunda bugün reaktif bir konuma sürüklendi AKP.
Bugün Kürt siyasi hareketi gündem belirliyor, proaktif politikalar geliştiriyor; AKP ise muhafazakâr ve içe kapanmacı. Tartışma korkağı...
Kürt sorunu üzerinde şimdi de bir “Erdoğan vesayeti” oluşuyor.