Liberaller için de normalleşme vakti

Asker ile hükümet arasındaki “güç savaşı”nı kaybeden taraf artık belli oldu. “Güç savaşı”nın mağlubu askerdir.
Siyaset üzerinde güç ve nüfuz sahibi olduğu varsayılan bir ordu, görevdeki amirallerinin her ne gerekçeyle olursa olsun hapse atılmasını önleyemiyorsa, o ordunun vesayetinden artık söz edilemez.
Gönül rahatlığıyla “Vesayet rejimi bitmiştir” diyebiliriz.
Askerin toplum ve siyaset üzerinde artık denetleyici ve yönlendirici bir gücü ve etkinliği kalmamıştır. Müdahaleci kültür, ayıplıdır artık...
Ilımlı İslamcı AKP’nin başını çektiği iktidar konfigürasyonu ile Kemalist/jakoben geleneğin taşıyıcısı ordu arasındaki “güç savaşı”nın sonucunda, askerin siyasete müdahale etme yetenek ve kapasitesinin önemli ölçüde sınırlandırılıyor olması, demokrasiye reel bir katkıdır...
Demokrasiyi askerin müdahalesinden korumak hayati önemde... Ama demokrasimizin bekası, askerin denklemin dışına itilmesine bağlı değil yalnızca...
Askerin “siyasi denklem”in dışına itilmesi Türkiye’yi bir anormallikten kurtarıyor... Yani “normalleşmiş” oluyoruz.
Peki, böyle bir “normalleşme” demokrasinin bekasını korumaya yeter mi?
Ben bu soruya “hayır” cevabını veriyorum.
Peki, şu soruya gönül rahatlığıyla “evet” cevabını verebiliyor musunuz?
Başlama vuruşu “27 Nisan e-muhtırası” ile yapılmış bu güç kavgasında çatışan iki taraftan, seçilmiş ve sivil olanı demokrat mıdır ve demokrasiyi içine sindirmekte midir?
Bu soruya da cevabım “hayır”...
Demokrasi mücadelesini demokratlar verir... Ve sivil olmak, demokrat olmaya yetmiyor maalesef.
Mesela bir başbakanın, hoşuna gitmeyen köşe yazarlarını patronlarına şikâyet edip “Bunları kov” mealinde baskı yapması, hangi demokrasi vasatında “normal” karşılanabilir? “Vesayetçi askerler”in yerini “otoriter siviller” alıyor olmasın sakın?
“Askerin mağlubu olduğu güç savaşının galibi AKP ise Tanrı demokrasiyi korusun!” demekten başka bir şey gelmiyor aklıma...
Türkiye için en iyi sonuç, bu güç mücadelesinin mağlubunun asker olması, ancak karşı tarafın kendisini galip gibi hissetmemesidir.
AKP ve onun otoriter eğilimli liderinin, üste çıktı diye sınırsız güç elde etme hevesine kapılmaması gerekiyor...
Bu bağlamda AKP iktidarıyla ittifak ilişkisi içindeki “liberaller”den gerçek ve samimi olanlarına büyük bir görev düştüğü kanaatindeyim.
Madem normalleşiyoruz, yani “asker ve nüfuzu” siyasetten tasfiye ediliyor, liberallerin de artık AKP iktidarıyla bu ilişkilerini gözden geçirip “normalleştirmeleri” gerekmiyor mu?
AKP’yle aralarına normal bir mesafe koysalar daha iyi olmaz mı?
İktidarla yakın temas, bunlardan bazılarının zaman içinde bağımsız entelektüel kişiliklerini yitirmelerine neden oldu... Kimileri tamamen angaje olup AKP’cileşti... İktidara, maddi çıkar ilişkisiyle de perçinlendiler.
Sözüm böylelerine değil.
Türkiye ne kadar değişirse değişsin, AKP iktidarda kaldıkça onlar için bir “asker sorunu” varlığını hep güçlü biçimde sürdürecektir. Çünkü “asker sorunu” onların AKP’yle ittifakının meşru zeminini oluşturmaktadır.
Sözüm, AKP’yle ilişkilerini henüz normale dönemeyecek kadar derinleştirmemiş olanlara...
AKP’yi eleştirmenizin, bu partinin liderliğindeki otoriter eğilimleri gündeme getirmenizin zamanı artık gelmedi mi?
Yeni dönemde AKP’nin söz ve icraatı, demokrasi, hukukun üstünlüğü, kişi hak ve hürriyetleri ve İnsan Hakları ölçü alınarak ne kadar eleştirilirse... Ve AKP bu eleştirileri ne kadar önemserse, askerin siyasetin dışında konsolide edilmesi o ölçüde mümkün olur.
Bu bakımdan, liberallerin Başbakan Erdoğan’ın medya patronlarına verdiği son gözdağını eleştirmelerini çok önemsiyor ve devamının gelmesini diliyorum.