Mısır’daki darbenin iktidara maliyeti

Bizim muktedir İslamcıların, Gezi’yle 2’nci Tahrir arasında hayali bir bağ kurduktan sonra Mısır’da darbeyle devrilen “Müslüman Kardeşler”in mağduriyetine sözde ortak olmak istedikleri belli. Bu “ortaklığı” Türkiye’de sivil toplumun muhalefetini daha fazla ezmenin meşruiyetine tahvil etmek niyetindeler. Ancak bunu başarmaları imkansızdır.
“Sivil toplumu ezmek imkansızdır” demiyorum; buna bir meşruiyet zemini icat etmek ve alemi buna inandırmak imkansızdır.
Ayrıca, 31 Mayıs’ta toplumsal patlamaya yol açarak istikrarsızlığa neden olmakla kendi yanlışlığını zaten kanıtlamış bulunan baskı politikalarında ısrar, daha fazla istikrarsızlıktan başka bir sonuç getirmeyecektir.
Bizim muktedirlerin durumu aklıma, Amerikalı büyük hiciv ustası ve aktör Will Rogers’ın vecizelerinden birini getiriyor: Kendini bir çukurun içinde bulursan kazmayı bırak!
Maalesef iktidarın bugün yaptığı tam da bu. İktidar kendisini, netameli politikalarını uygulayarak kazdığı çukurun içinde buldu; oradan nasıl çıkacağını düşüneceği yerde kazmaya devam ediyor.
Onlar kaza dursun, biz Mısır’daki darbenin AKP Türkiye’si üzerindeki gerçek sonuçları hakkında kafa yoralım...
Kayıplar büyüktür ve hatta stratejiktir.
Mısır’daki Müslüman Kardeşler iktidarı, AKP Türkiye’sinin ekonomik ve siyasi ilişkiler bakımından stratejik ortağıydı. İhvan’ın Mısır’ı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun öncüsü ve yöneticisi olma iddiasında bulunduğu “yeni Ortadoğu düzeni”nin, bir başka deyişle “yeni İslam dünyası”nın olmazsa olmazıydı.
Suriye’de Beşar Esad’ın devrilemediği bir Doğu Akdeniz havzasında bizim vizyonerler, yeni bölgesel düzeni herhalde şimdi arta kalan Hamas’la birlikte kurmayacak.
Bu noktada İslamcı En Nahda’nın kendi halindeki Tunus’unu Mısır’da İhvan devrildikten sonra değerlendirmeye almak bile lüzumsuzdur.
İhvan’ın AKP vizyonu açısından bir başka önemi, Mısır’ın yumuşak güç kullanımına imkan veren bir ülke olmasıydı.
AKP’nin demokratik süreçlerde örgütlenme, seçim kampanyası teknikleri vesaire gibi hususlardaki bilgi ve tecrübesini aktararak, “AKP modeli”ni fiile geçirmeye çalıştığını bildiğimiz İhvan iktidarı artık yok... Dolayısıyla AKP iktidarının yumuşak güç kullanma zemini de daraldı.
İhvan’ın Mısır’ına Ankara tarafından atfedilen önemin büyüklüğünü, mali yardımlarla kullanılan “yumuşak güç” de göstermiştir. Mısır’ın IMF’den 4,8 milyar dolar kredi bulmak için çabaladığı geçen ekimde Ankara bu ülkeye 3 yılı geri ödemesiz, 5 yıl vadeli 1 milyar dolar kredi verdi. İki ülke için de büyük bir rakamdı bu.
Şimdi bu 1 milyar doların siyasi semeresi beklendiği nispette alınamayacak.
Türkiyeli girişimcilerin Mısır’da milyar dolarlarla ölçülen yatırımları ve işleri var. Mısır çok büyük ve önemli bir ülke...
Türkiye’nin maddi menfaatlerinin güvence altına alınması için Ankara’nın Kahire’yle münasebetlerini koparmamaya özen göstermesi gerekiyor. Ankara bu arada doğru olarak darbeye “darbe” dedi; Batı başkentlerini ise darbeye “darbe” demedikleri için haklı biçimde eleştirdi.
Mamafih şimdi Ankara darbe hükümeti ile iş yapmaya mecbur. Bu da ayrı bir “ahlaki zemin kaybı” oluşturacak.
Reel politika açısından darbeye “darbe” demek ile dememek arasında netice itibarı ile fark yokmuş demek ki...
Nihayet, Mısır’daki darbenin Başbakan Erdoğan açısından en somut ve güncel kaybını, Gazze’ye belirsiz bir süre için gidemeyecek olması teşkil ediyor.
Başbakan, “Gezi patlaması”ndan bu yana ülke gündemini belirleyemiyor ve reaktif bir pozisyonda takılmış bulunuyor. İç politik tüketime dönük Gazze hamlesi, belki de bu aşağı doğru sarmaldan çıkış fırsatı olarak görülüyordu. Şimdi başka bir yol bulunmak zorunda.
İhvan, Eylül 2011’de kendilerine laiklik tavsiye eden Erdoğan’ı dinlemiş olsa ve Başbakan da kendi tavsiyesine sadık kalsa idi, ne Gezi yaşanırdı ne de 2’nci Tahrir.