‘Terakkişikenlik’ mi? Vardır Türkçesi...

Malumunuz Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda Türkçenin mevcut kelime hazinesiyle felsefe yapamazsınız” buyurdular...
Geçen çarşamba TÜBİTAK’ın ödül dağıtımı için sarayda düzenlediği törende konuşurken, “Bizim son derece zengin, bilim yapmaya, üretmeye son derece müsait bir dilimiz varken bir gece yattık sabah kalktık, baktık ki o dil yok. Türkiye yabancı dillerle, kelime ve kavramlarla bilim öğrenen ve öğreten bir ülke oldu” dedi.
Böyle konuşan kişi sıradan biri değil de bu ülkenin cumhurbaşkanı olunca, bu ifadeler ciddiye alınmayı hak ediyor.
Erdoğan Türkçeyi yadsıyor ve bu yazıda biz de “yadsıyanı yadsıyacağız”.
Cumhurbaşkanı’nın külliyen yanlış olan “Türkçeyle felsefe yapılmaz” şeklindeki iddiasının kaynağında temel bilgi noksanlığı var. İleri sürdüğünün tam tersine Türkçenin mevcut kelime hazinesiyle uluslararası düzeyde felsefe uzunca bir süredir yapılabilmektedir.
Mamafih bunu söylemek yetmez. Örnekler de vermek gerekir. Bu bakımdan aklıma gelen ilk isim, Türkçe felsefe kavramları üretme ve geliştirme yönündeki kapsamlı çalışmaların öncüsü olmuş, müteveffa felsefeci Orhan Hançerlioğlu’dur.
Aşağıda, Hançerlioğlu’nun ilk baskısı bundan 44 yıl önce, 1970’te yapılan Felsefe Sözlüğü’nden sadece bir fikir versin diye derlediğim bazı Türkçe felsefe kavramlarını, parantez içindeki Osmanlıca ve Fransızca karşılıklarıyla birlikte bulacaksınız. Kavramları, günümüz Türkiye’sindeki baskın düşünce ve siyasi davranış halinin yaptığı çağrışımlara göre seçtim:
Gericilik (Os. Terakkişikenlik, Fr. Reactionnisme)
Gerici (Os. Muhalifi terakki)
Körinanç (Os. Taassup, Fr. Fanatisme)
Köktencilik (Os. Cezriyye, Fr. Radicalisme)
İnakçılık (Os. Nassiyye, Fr. Dogmatisme)
Karşı devrim (Os. Mukabil ihtilal)
Softalık (Os. Müteassıblık, Fr. Sectarisme)
Yazgıcılık (Os. Kadercilik, Fr. Fatalisme)
Buyrukçuluk (Os. İdare-i müstebide, Fr. Despotisme)
Saltık düşüncecilik (Os. Tasavvuriyye-i mutlaka)
Bilmesinlercilik (Os. Zulmet-i cehli iltizam, Fr. Obscurantisme).
Gördüğünüz gibi memleketin bir durumu hakkında Türkçe kavramlar kullanarak felsefe yapmak mümkün...
Diğer taraftan maalesef bu topraklarda bir felsefe geleneği oluşmamıştır. Nedeni de Osmanlı’da 16’ncı yüzyıldan itibaren Sünni skolastisizminin (Os. Medrese felsefesi) düşünceyi durağanlaştırmasıdır.
Kültüründe ve ruhunda yukarıda saydıklarım bulunan bir siyasa özgür düşüncenin doğuşuna ket vurduğunda ne felsefe gelişir ne de onun taşıyıcısı olan dil.
Felsefe çarşıda pazarda yapılmaz; uygun bir akademik ortam gerektirir. 1980 cuntasının akademik özgürlüğe indirdiği ağır darbenin tamamlayıcısı, AKP iktidarının totaliter eğilimleri olmuş ve felsefe ortamı daha da zayıflatılmıştır.
Cumhuriyet Türkiye’si her şeye rağmen yetkin felsefeciler yetiştirmiştir. Dil felsefesi alanında Nermi Uygur, bilgi felsefesinde Arda Denkel ve ahlak felsefesinde geçenlerde kaybettiğimiz Uluğ Nutku değerli çalışmalar yapmışlardır. Hilmi Yavuz, Oruç Aruoba, Gündüz Vassaf ve İoanna Kuçuradi’yi de elbette uzatılabilecek olan bu listeye eklemeliyiz.
Yayıncılık alanında ise İletişim, Yapı Kredi, Metis, Ayrıntı ve İthaki, gerek felsefe çevirileri gerekse de telif eserler yayımlayarak felsefe kültürüne ve düşünce üretimine önemli katkılarda bulunan yayınevleri arasında en başta yer alırlar.
Kurulduğu 1982’den bugüne felsefe alanında 300’den fazla telif ve çeviri eser yayımlayan Metis’in kurucu ortağı Semih Sökmen’e Cumhurbaşkanı’nın beyanı hakkında ne düşündüğünü sordum. Aktarıyorum:
“Bugün Türkçe, felsefe yoluyla başka dillerdeki yeni düşünceleri izleyebilecek bir dil alanı oluşturabiliyor. Örneğin bir Derrida çok ağır ve zordur ama anlayıp takip edebiliyor ve hatta bu konuda Türkçe felsefe yaparak tartışmalara katılabiliyoruz.
Osmanlı felsefe alanında çok olgun ve yetenekli değildi.
Bugünkü Türkçede eğitim alıp felsefe üretebilen insan nüfusu ile bunu Osmanlı’da yapmış nüfus arasında bugünkünden yana büyük fark var.
Dilin Arapça ve Farsça metinlerle bağının koparılması bir problemi işaret ediyor ama Erdoğan onu güya geri almaya çalışıyor. Gerici bir reaksiyon, bir Osmanlı mitolojisi üretme çabası.
Doğu ekollerindeki Arapça ve Farsça felsefi düşünceyi Osmanlı’nın hanesine neden yazalım ki?”