Olamadı vesselam!

Dünya otomotiv tarihi, maalesef bir dolu başarılı modelin yanı sıra “onun yarısı kadar” da olsa “çuvallamış” modelle dolu. Üstelik bu başarısızlıkların mimarları arasında, bugün dünyanın en başarılı modellerine de imza atanlar da var, yok olup gidenler de!

Olamadı vesselam

İnsanlar, her zaman başarılı şeylere imza ataracak diye bir kural yok şu dünya üzerinde... Elbette başarılarıyla gurur duyan, servetine servet katanların yanında başarısızlığa uğrayıp da, bundan “pahalı” ders çıkaranlar da mevcut... Otomotiv tarihi de, bu tür onlarca hatta yüzlerce başarısızlıkla dolu. Bunların bir kısmı yanlış stratejiden kaynaklanırken bir kısmı da “hatalı kurgulanmış modeller”in bir sonucu. Hatta bu başarısızlıklara imza atanlar arasında, şimdilerde oldukça başarılı modelleri piyasaya sunup, çok da “başarılı hareketler” yapmıyor değil... Buna büyüklerimiz genelde “Olmadı vesselam, canın sağolsun!” der geçer. Tabii yanlışlıklar old uğunda da “Ne yaptın be abiii!” en popüler tepkidir ama bize özeldir, karıştırmayalım. Zira, örneğin Amerikalıların aynen böyle bir tepki verdiğine rastlamadım! Bu da yazar olarak benim küçük bir notum olsun!

Olamadı vesselam

Elbette otomotiv tarihindeki başarısızlıkları tek tek bu “A3 kağıt boyutu”ndan hallice sayfaya sığdırmamı beklemiyorsunuzdur sanırım. Ancak sizlere bir kısmını, hatta “küçücük” bir “kuple”sini aktarabilirim. Ama bilin ki, tarih böyle şeylerle dolu...

Nasıl şeylerle mesela?

Uğursuzluk mu, ne?

İsterseniz, günümüzde başarılı modellerle hayatımızı, yollarımızı renklendiren Ford’tan başlayalım... Ford’un yeniden yaratmaya uğraştığı, “efsaneyi diriltme” projelerinden biriydi Thunderbird. “Retro” denilen ve “eskinin yeniden yorumu” diye tanımlanabilecek akıma kapılan Ford, Beetle yani bizim “Kaplumbağa”nın tasarımcısı J. Mays ile anlaşmıştı.

Olamadı vesselam

Adam öyle bir tasarım yaptı ki, yeni Thunderbird, bildiğiniz “hormonlu Kaplumbağa”ya döndü. Araç için bir platform yani temel gerekiyordu. Ford, bunun için gitti ve “Lincoln LS” modelini baz aldı. İşte o anda hatayı yapmıştı. Araç çok ağır ve motorları çok güçsüz geldi. Tüketiciler buna, daha satışa çıktığı ilk yıldan tepki vermekte gecikmedi. Sonuçta, “T-Bird”, kısa bir süre üretilip, sonra da tarihe gömüldü.

Olamadı vesselam

Peki ya Explorer? Ford’un özellikle ABD’de en çok satan modeli olan Explorer’ın, 1991-1994 yılları arasında üretilenleri için şirket tarafından pek fazla çaba harcanmadı. Mühendislere, şimdilerde yeniden piyasaya çıksa da, o dönemde piyasadan çoktan silinmiş “Bronco” modelinin platformu verildi. Mühendisler, bu platformu biraz uzatıp, Explorer’ı yarattı. Ancak bunun üzerine kazalar da ardı ardına gelmeye başladı. Çünkü bu platformu uzatmak, aracı dengesiz hale getirmişti. Önce lastiklere kusur bulundu. Ardından da apar topar araç değiştirildi ve yeni platform hazırlandı. Devrilmeyi seven aracın davaları yıllar aldı. Hatadan dönmek ise, pahalıya patladı.

“Platform da ne ki?” demeyin, çok önemli. Mesela General Motors, bu konuda üst üste hata yapanlardan. “Retro” görünümlü “SSR”, 2004-2006 arasında, “Trailblazer” denilen SUV aracın platformunda üretilmişti. Dolayısıyla sert ve “kütük” gibiydi. tutulmadı! Oysa Corvette platformu onun için biçilmiş kaftan olabilirdi. Yanlış seçimdi işte!

Olamadı vesselam

Trailblazer platformunun “laneti”nden midir bilinmez, aynı genleri taşıyan “Saab 9-7X” ve “Oldsmobile Bravada” da başarılı olamadı. Her iki marka da, 2008’deki küresel krizde battı, tarih oldu zaten.

Aslında liste çok uzun. Ama yer, buraya kadar... Siz, başarılı bir otomobil kullandığınız için mutlu olun. Ama bilin ki, başarısızlıklar onu mükemmel yapmıştır!

Japonların ‘çirkin kral’ı

Olamadı vesselam

Japonya’da küçük bir üretici olan ve daha çok “retro görünümlü modelleri” ile tanınan “Mitsuoka”, 2006’da “Orochi” adını verdiği tamamen kendisine özgü bir otomobil çıkararak adından söz ettirmişti. “Japonların Ferrari’ye cevabı” olarak da kabul edilen otomobil, her ne kadar Ferrari gibi süper spor bir otomobilmiş gibi görünse de, aslında çok hantaldı. Adı, “8 başlı efsanevi ejderhadan” gelişordu ve tipi de biraz andırıyordu sanki... Honda NSX’ten örnek alınan otomobil, Honda ve Lexus parçalarıyla hayat bulmuştu. Lexus’tan alınma 3.3 lt V6 motor 231 beygirlikti ve 100 km/s hıza 7 saniyede ulaşabiliyordu. Ferrari’nin yanından bile geçmezdi performans açısından yani... 2006-2014 arasında bir çok versiyonu yapıldıysa da, bir “rüya otomobil” olamadı. Bu arada Mitsuoka şirketi halen “sağ”, belirteyim...

Şans da gerekli sanki biraz!

Bazen “Olmayınca olmuyor işte” derler, doğrudur. Mesela Hyundai’nin Türkiye’de de birkaç adet satan “Genesis Coupe”si, ciddi şekilde ağırdı. Otomobil, gayet sportif görünmesine karşın, düzgün motor seçenekleriyle üretilemedi. Hatta ABD’deki bir testte, aracın sıradan bir sedan otomobilden daha yavaş kaldığı ölçüldü. Hataydı...

Olamadı vesselam

İngiliz Lotus da aynı hatayı yaptı. 1989-1995 yılları arasında üretilen, hatta Kia markası altında bile satılan “Lotus Elan M100”, aslında markanın fanatiklerinin unutmak istediği bir model oldu. Fiber kasalı bu model, Isuzu motoru taşıyordu ve önden çekişliydi. Sevilmedi. Arkadan itişli onca benzer model vardı. Olmadı. Lotus da, bundan sonra önden çekişli bir model üretmedi zaten!

“Geleceğe Dönüş”ün yıldızı De Lorean, başarısız denemelerdendi. 130 beygirlik motoru, bu üstün teknolojiye sahip paslanmaz gövdeli araca yetişemiyor, sürekli sorun çıkarıyordu. Sonuçta kurucusu hapse atıldı, marka da öldü. Fanatikleri olsa da sevmeyenleri çok.

Aslında ünlü olabilirdi...

Olamadı vesselam

Başta Anadol ve Corvette olmak üzere pek çok modele hayat veren en önemli unsur “fiberglass”tır. Bu madde, ilerleyen dönemlerde “karbon fiber” gibi güçlü ve pahalı bir maddenin de doğmasına öncülük etmekle birlikte, ucuz, hafif ve her beğeniye uygun otomobiller üretilmesine olanak sağlamıştır. Bugün bile kullanılan bu maddenin otomobillerde ilk uygulandığı örneğin doğum yeri ise ABD’deydi. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan dönen askerlerin, Avrupa’da gördükleri spor otomobillere ilgi duyması, ABD’ye ithal etmek istemesi, ancak bunun “pahalıya” patlaması, yerel üreticileri harekete geçirmişti. İşte tam da bu dönemde, “Glasspar G2” doğdu. Bu Avrupai spor otomobil, bir fiber tekne üreticisi Bill Tritt tarafından 1949’da üretildi. Tritt, bunu bir yüzbaşı olan arkadaşı için üretmişti. İlk Glasspar G2’nin temelinde bir Willys Jeep şasisi yatarken, gücünü ‘ağır modifiyeli’ V8 motordan alıyordu. Britt, bu teknikle İngiliz Singer, Willys, Kaiser, Volvo ve Walt Disney grubuna karoseriler satıyordu. Tritt, bunu daha ileriye taşıyıp, şirketin yönetim kuruluna yeni bir tasarım sundu. Ancak kabul edilmedi bu. Tritt şirketten ayrılırken, General Motors, bir öneri üzerine yeni piyasaya sunacağı “Corvette” isimli spor otomobilinde “fiberglass gövde” kullanmaya karar verdi. Tritt, öncülük etmekle kaldı.