‘Şemsiye altında 4 tekerlek!’

Şirketin başkanı, Traction Avant gibi devrim niteliğinde bir araç çıkartan markadan, bu kez de yine ses getirecek ucuz bir halk otomobili istiyordu. İstediği otomobili de basitçe “şemsiye altında dört tekerlek” diye tanımlıyordu... 2CV, işte bu fikirle ortaya çıktı, ama...

‘Şemsiye altında 4 tekerlek’

Dünyanın en ikononik otomobillerini bir araya toplasanız, onun tasarımını gördüğünüzde kesinlikle içinizde bir şeyler kıpırdamaya başlar. Zira şirindir, patlak gözleri (farları) sayesinde “evlat edinilecek otomobil” diye geçirirsiniz içinizden. Tıpkı VW Beetle ya da ilk çıkan MINI gibi... Ancak kendisi, “sadece sevimli olması, evin orta yerine getirilip sevilmesi” için yapılmamıştı.

Onun yapımındaki ana fikri, o dönemde Citroen’in başında bulunan Pierre Boulanger vermişti: “Şemsiye altında dört tekerlek.” Yani çiftçiler ve kentliler için oldukça pratik, hafif, rahat ama aynı zamanda köy yollarında “bagajındaki sepette bulunan bir tek yumurtayı bile kırmadan taşıyacak”, ekonomik, düşük bakım giderli bir otomobil olmalıydı. O, Fransızca’da “iki silindir” anlamına gelen “Deux Cheveaux”nun (okunuşuyla döşövo) kısaltılmış haliydi: 2CV...

1948’den 1990 yılına kadar üretilen ve ilgisinden hiçbir şey kaybetmeyen bu otomobil, 9 milyon adetten fazla satıldı. Onu sadece köylüler ya da düşük gelirliler değil, ünlüler hatta James Bond bile kullandı. Dünyanın en sevilen otomobilleri arasında yerini aldı. Şimdilerde ise koleksiyon parçası olmakla birlikte, halen günlük kullanımda da görülebilen bir otomobil o...

Peki hemencecik geliştirilip üretildi mi? Tabii ki hayır. 1938’de prototipleri imal edilse de, seri üretime girmek için 1948 yılını beklemek zorunda kalacaktı... Çünkü savaş vardı!

‘Şemsiye altında 4 tekerlek’

İki kez el değiştirdi

İsterseniz markanın 2CV’yu üretmesi yönünde karar alan kişiypi tanıtalım önce. Şirkete adını veren Andre Citroen, zeki ve başarılı bir üreticidir ancak kötü bir huyu vardır. Zira kumar masalarını pek sevmekte ve fırsat buldukça oynamaktadır. Hatta kimi zaman kazandığında, kazancını “Citroen alsınlar diye” kumarhane çalışanlarına dağıttığı bile söylenir... Ancak bu, çok uzun sürmez.

Citroen mali açıdan zora düşer ve 1935’te şirketin hisselerini, çok yakından tanıdığı, daha önce de kendisine defalarca yardım etmiş olan bir başka sanayiciye, Pierre Michelin’e devreder. Birkaç ay sonra da hayatını kaybeder zaten...

Michelin ise, devrim niteliğindeki “önden çekişli” anlamına gelen “Traction Avant” ile ciddi başarı kazanmış şirketi daha ileri götürmek için kolları sıvar. Ancak o da, 1937 yılında ani bir şekilde hayatını kaybeder. Bunun üzerine şirketin yönetimine Pierre Boulanger gelir. Aslen güzel sanatlar akademisinden mezun olsa da, önceleri Michelin ardından da Citroen’de çalışmaya başlamıştı. Markanın tasarım ve mühendislik bölümünün başındaydı.

2CV, onun yeni bebeği olacaktı. Nitekim bu otomobilin sadece “tarifini vermekle” kalmayıp, geliştirilmesine ilişkin tüm süreçlerde bizzat yer almıştı. Masa başında oturmayı sevmez, tasarım bölümünde, ar-ge laboratuvarında ya da test pistinde olurdu. 2CV’nun ardından diğer büyük projesi de, otomotiv dünyasında çığır açan ve kimi çevrelerce “dünyanın en güzel tasarımlı otomobili” olarak kabul edilen “DS” idi. Ancak Boulanger, 1950’de bir otomobil kazasında yaşamını yitirince, DS’in başarısını göremedi... 

‘Şemsiye altında 4 tekerlek’

Prototipler hazırdı

Tekrar 2CV’ye gelirsek... Andre Lefebvre, Flaminio Bertoni, Walter Becchia ekibinin elinden çıkan 2CV, dört kişilik, kumaş açılır tavanı olan, bagajı metal kapağı yerine yine brandayla gizlenebilen, 9 beygir üretebilen 375cc’lik bir motorla hareket edebilen bir araç olarak tasarlanmıştı. Prototiplerinde, önde sadece tek bir farı bulunuyordu. Koltukları “sandalyeden hallice”ydi ancak 180 cm boyundakilerin bile rahatça sığabileceği bir araç olmuştu. Çok basit yapılıydı.

1936’da 1939 yılının Paris Otomobil Fuarı’nda tanıtılmak üzere 250 adet prototip üretildi. Ancak savaş ikliminde, bu aracın üretilmesi biraz riskliydi. Nitekim 2. Dünya Savaşı başlayınca, bu prototiplerin tamamı, Almanların eline geçmesin diye ya imha edildi ya da samanlık gibi gizli yerlere saklandı. Tabii saklanan otomobiller unutuldu ve ancak 70 yıl sonra yeniden günışığı görebildi.

1947’de 2CV için kollar yeniden sıvandı. Daha doğrusu, savaş boyunca onunla ilgili çalışmalara hiç ara verilmemiş, gizlice tasarım stüdyosunda devam edilmişti. Son şeklini alan otomobil, 1947’de önce dönemin Fransa Cumhurbaşkanı’na bizzat Boulanger tarafından tanıtılır. Ardından da 1948 Paris Fuarı’nda görücüye çıkar. Tabii ilk günlerde binlerce sipariş alır. 9 beygirlik motoru, 4 ileri vitesiyle saatte maksimum 65 km hız yapabiliyordu. Hızlı gitmek için yapılmamıştı yani. Buna karşılık 100 km’de 4.5 litre ile bugün bile ekonomik sayılabilecek bir yakıt tüketimine imza atıyordu.

Kimi zaman bekleme süresi 6 yılı bulsa da, ona duyulan ilgi azalmıyordu. Hatta başka ülkeler de ona “bayılmaya” başlamıştı. Nitekim İngiltere’den Portekiz’e, Şili’ye kadar pek çok ülkede üretildi. Hatta Citroen, İspanya için aracın ticari versiyonunu limanda üretmek için bu ülkede bir tesis bile kurdu.

Ancak bu yaşlı kızın üretimi, 1990’da son buldu. Üretimi sona erene kadar 2CV aşkı dinmedi. Hatta üretimin sonlanmasına karşı çıkanlar bile oldu. Halen onun modern bir versiyonunu bekliyor hayranları... Şimdilik “yeşil ışık” görünmüyor maalesef!

‘Şemsiye altında 4 tekerlek’

Dört çekerli, iki motorlu

Çok “güçsüz” olan 2CV’nun, buna karşın “girip çıkmadığı yer” yoktu. Pistlerde yarıştı, çöllere gitti, gelişmekte olan ülkelere yönelik kardeşleri (Mehari gibi) oldu. Elbette arazi versiyonu olmasa olmazdı. Nitekim oldu da...

‘Şemsiye altında 4 tekerlek’

1958 yılında geliştirilen 2CV Sahara, dört tekerlekten çekişliydi. Ancak aracın küçük motoru, “bunu tek başına başaracak güçte” değildi. Bu yüzden bagaja “aynı motordan bir tane daha” konuldu. Her bir motor ayrı ayrı çalıştırılıyordu. Özellikle arazide çalışanlar ve madenciler çok ilgi gösterdi. Garip bir otomobildi vesselam!


‘Şemsiye altında 4 tekerlek’

2CV’nin fotoğraf albümünden

Ünlü ajan James Bond da onu kullanmasa olmazdı. O da oldu, 1981’de “Senin Gözlerin İçin” filminde sarı renkli bir 2CV ile kaçış sahnesinde bir araya geldi. Aynı yıl sınırlı sayıda “2CV 007 James Bond” özel serisi çıktı.

‘Şemsiye altında 4 tekerlek’

2CV’nun en lüks versiyonlarından biri kuşkusuz 1980’deki “Charleston” idi. Lüks koltukları, çift renkli gövde rengi vardı. Sınırlı sayıda üretileceği duyurulsa da, çok talep gelince bu kez seri üretim versiyon haline geldi.

‘Şemsiye altında 4 tekerlek’

Bu otomobilin öyle “şaftı kaymış” gibi durmasına aldanmayın. Hatalı üretim filan da değil ayrıca. Kendisi, Andy Saunders adlı sanatçı tarafından 6 ayda bu hale getirilmiş. Citroen markasıyla sıkça anılan ressam Picasso’dan etkilenen Saunders, onu “asimetrik bir sanat eseri”ne dönüştürdüğünü söylüyor.

‘Şemsiye altında 4 tekerlek’

“Spot”, 2CV üretiminin 5 milyona ulaşması nedeniyle üretilen, modelin ilk özel versiyonu olmuştu. Turuncu ve beyaz renkli olan otomobilin tavanında da, aynı renklerde güneş tentesi bulunuyordu. Aracın iç döşemeleri de turuncuydu.

‘Şemsiye altında 4 tekerlek’