Barzani'yi artık ciddiye almalı mıyız?

Ülkeler arası ilişkilerde hislerle adım atılmaz. Çıkarlar ön plana alınır. Göreceksiniz, bugün yerden yere vurduğumuz Barzani, nasıl eskiden omuzlarımızda taşınıyor idiyse, yarın da aynı şekilde yine "en yakın dostumuz" olabilir.Hatta şimdiden aynı soruyu sormaya başlayamaz mıyız?Belki bugün değil ama Mesut Barzani'yi adam yerine koymamızda, bizi en çok rahatsız eden bölgenin lideri olarak biraz daha yanımıza çekmemizde yarar olamaz mı?İnsanları sadece döverek değil, ikna ederek işbirliğine zorlamak yöntemini denemeyi de düşünme zamanı yaklaşmıyor mu?Düşünmekte yarar var... Mesut Barzani, Beyaz Saray'da Başkan Bush'la yemek yiyor. Ardından Avrupa Parlamentosu'na gidiyor, orada da milletvekilleriyle yemek yiyor. Hatta Avrupa'yı turlayıp liderlerle dostluk kuruyor. Ülkesine dönünce bir de bakıyor, Türkiye tarafından "aşiret reisi" olarak adlandırılıyor. Kapıdan içeri alınmıyor. Adam yerine konulmuyor. Mesut Barzani'yi en çok bu yaklaşımımız rahatsız ediyor, sinirlendiriyor ve PKK'yı kollamasına yol açıyor Ne güzel bir söylemdir bu...Bana, ABD ile ilişkileri anımsatıyor.2003 yılında, ABD Irak'a karşı bir askeri harekat için harekete geçti. En yakın müttefiki olan Türkiye'nin kapısını çaldı ve "Ben karar verdim, Irak'a müdahale edeceğim. Yardımına ihtiyacım var. Beni destekleyin" dedi.Türkiye, kendi iç meselelerinden dolayı HAYIR dedi. 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi Washington'da büyük hayal kırıklığı yarattı. Bugün, Ankara ABD'nin kapısını çalıyor. "Ben karar verdim. Kuzey Irak'taki PKK kamplarına müdahale edeceğim. Yardımınıza ihtiyacım var. Beni destekleyin" diyor.Tam olmasa dahi, "gülme dostuna, gelir başına" sözünü hatırlatmıyor mu?Başkaları hakkında değer yargısı oluştururken kendimizi de iyi ölçmeliyiz.Bu işler tek yönlü yolda yürümez. Gidiş dönüşlü, çift yönlü yolda yürür. Gülme dostuna, gelir başına... Tekrar etmekte yarar var.Türkiye'nin Kuzey Irak'ta PKK'ya yönelik olarak, Washington ve Barzani yönetiminden beklentilerini şöyle sıralayabiliriz:Temelde, Amerikalıları ve Kuzey Irak yönetimini PKK'ya karşı harekete geçirmek ve bu örgütün Kuzey Irak'taki faaliyetlerinin tamamen veya kısmen durdurulmasını, şu sıralarda elinde tuttuğu hareket yeteneğini en düşük noktaya getirilmesini sağlamak. Bunu gerçekleştirmek için, karşı tarafa iletilen 5 nokta şunlardır:1. Lider konumundaki kişilerinin yakalanarak Ankara'ya teslim edilmesi (Buna seyahat serbestisi, haberleşme olanakları ve para kaynaklarının kesilmesi özellikle dahildir.)2. Kandil dağı başta olmak üzere, Kuzey Irak'ın çeşitli yerlerine yerleştirilmiş tüm askeri kamplarının kapatılması .3. Türkiye ile Irak arasındaki sınır boyunda ve Kuzey Irak toprakları üzerinde, derinliği 20 kilometre olabilecek bir tampon bölge veya bölgeler yerleştirmek ve buradan Türkiye'ye geçişleri engelleyecek bir sistem kurulmasını sağlamak.4. PKK'nın yerleşim bölgelerinden çıkarılması. Halkın içinde saklanmasının önlenmesi.5. İstihbarat alış verişinin güncellenmesi.Bu hedeflere ulaşılabilmesi, Amerikan kuvvetleri ve Kuzey Irak yetkililerinin, önümüzdeki dönemde verecekleri desteğe bağlıdır. ABD kuvvetleri ve Barzani hiçbirine katılmaz ise, Türkiye'nin işi çok güçleşecek ve alacağı sonuçlar da kısıtlı kalacaktır. Bu olasılıkta üç seçenek belirmektedir:1. Bazı kampları bombalamak ve zaman zaman bombardımanı tekrarlamak.2. Sınır boyunca dar bir tampon bölge yaratmak veya kritik geçiş noktalarında karakollar kurmak 3- Özel kuvvetlerini kullanarak, zaman zaman Kuzey Irak içinden PKK liderlerini bulup çıkartmak.Bütün bu opsiyonlar TSK ile Pentagon arasında bir pazarlık konusudur.ABD, Türkiye'nin bir şeyler yapmasının, özellikle kamuoyunu tatmin etme açısından önemini artık kavramış durumdadır. Kararlılığını da görmüştür. Ancak bu müdahalenin de hem alan, hem de süre açısından çok kısıtlı olmasını arzulamaktadır.Türkiye ise, ne pahasına olursa olsun, Kuzey Irak üzerinde bir yaptırım mekanizması oluşturmak ve bu mekanizmayı da uzun vadeli şekilde kullanmak istemektedir.Bu aşamada, hangi konularda görüş birliğine varıldığı henüz kesinlik kazanmamış, ancak ABD' nin süresi ve kapsamı kısıtlı bir kara harekatı ve havadan bombardımana fazla ses çıkartmayacağı sanılmaktadır. Türkiye'nin Kuzey Irak hedefi nedir? Gazetelerde bir kıyamettir kopuyor.Rumlar, Avrupa Birliği patent bürosuna başvurmuşlar ve Lokumun patentini almışlar.Ne var bunda ?Adamlar akıllıca bir satış taktiği uygulamışlar ve Geroskipou Lokumu patentini elde etmişler.Aman efendim, bunu nasıl yapabilirlermiş... Susam Tahin ve Helva Sanayicileri Derneği (Suther) başkanı Göksu " ...Lokumun Türk olduğunu dünya bilir. Kıbrıs Rumları, lokum yapmayı bilen İstanbul Rumları'nın ürettikleri bir nevi tatlıyı kullanıp lokumu sahiplenmeye çalışıyorlar... Güneş balçıkla sıvanmaz" demiş.Meğer Rumlar bir zaman önce baklavamızı da çalmak istemişler, ancak biz kahramanca mücadele ederek durumu kurtarmışız. Pastırmamızın durumu da tehlikedeymiş.Koska helvacısı yönetiminden Dindar da, yaptığı açıklamada "Madonna bile bir şarkısında Türk lokumundan söz ediyor" diye tarihe bir not düşmüş.Arkadaşlar, bu kadar laf üreteceğinize neden daha önceden harekete geçip kendi patentinizi almıyorsunuz? Eğer siz sürekli seyirci kalırsanız, altınızdaki yatağı da başka birileri alır ve neye uğradığınızı anlamazsınız.Rumlar akıllılık etmişler.Üstelik ticari bir olayı, milli gurur haline sokup, tembelliğimizi veya uzak görülü olamamamızı gizlemeye de çalışmayalım.Yemeyenin yemeğini birileri yer... Rumlara neden kızıyoruz, ben anlayamadım... Sırf inat yüzünden kendi kendimizi yaralıyoruz.Eğer AKM'nin yıkılıp yeniden inşa edilmesi fikri CHP veya bir başka parti tarafından ortaya atılmış olsaydı, eminim sonuç başka çıkardı.Sırf Ak Parti'lilerin aklına geldiği için ayağa kalktık ve AKM denilen o çirkinliği koruduk.Hem de ne gerekçelerle sahiplendik...Meğer bina bir dev yapıt imiş...İstanbulun bir incisi imiş...İnanılacak gibi değil.Oysa AKM'nin aynı yerine, çok daha kullanışlı ve çok daha güzel bir bina yapılabilirdi.Hayır.AKP'ye muhalefetin yanı sıra, bir yeniliğe karşı çıkma huyumuz depreşti ve bu girişime de başkaldırdık.Artık rahat edebiliriz.Rahat uyuyabiliriz.Cumhuriyet kurtuldu. Muhalefet etme uğruna, çirkin AKM ile baş başa kaldık Allah bilir ya Amerikan anchormen'ler hariç, hayatta kimseye gıpta etmem. Ancak komşum Akın Öngör'e doğrusu gıpta ediyorum. 55 yaşında Garanti Bankasının en tepesinde idi, bıraktı, dalmayı öğrendi, tekne yaptırdı, Atlantik'i sonra Pasifik okyanusunu geçti, bize hayatta başka zevkler olduğunu gösterdi.Şimdi birkaç yıldır şarap üretiyor. Akhisar'daki kendi bağlarından elde ettiği Selendi şarabının 2005 rekoltesi geçen gece Mikla lokantasında ünlü aşçı Mehmet Gürs'ün yemekleriyle "gurme basın" a sunuldu. Şu menüye bakın;Kuru etSelendi Shiraz ile marine edilmiş ve 15 gün kurutulmuş dana eti, eski kaşarMemleketin dört köşesinden antrikot"Moralılar Köyü Sauvignon Blanc" Pekmezli Trakya kıvırcık kuzu antrikot, tane hardallı patates kreması,kekikli& Krakovan ballı Iğdır kayısı "Confit"Çocukluğumuzdaki Pera'ya götüren tatlıTainori çikolatalı profiterolDurun bununla bitmiyor. Şarap etiketini ünlü ressam Ömer Uluç yaptı. Şarabın satışından elde edilen gelir Akhisar'da Akın'ın kasırı Gülin için kurduğu "Gülin Öngör" Kız Lisesindeki 740 öğrenciyi okutmaya gidecek.Zirvelerden, politika'dan başka bir dünya olduğunu gösteren Akın'a gıpta etmeyeyim de kime edeyim, söyler misiniz? Bir gıpta hikayesi (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net