Fahir, sürekli kendini yeniliyor

Lütfi Kırdar tıklım tıklım dolmuştu.Nefis bir gece yaşadık.Eğitim Derneği Genel Başkanı Selçuk Pehlivanlıoğlu, yaptığı konuşmayla alkış aldı. Nice politikacıya şapkasını ters giydirecek bir hatip olduğunu gösterdi. Ayrıca, uzun yıllardır eğitime büyük katkısı olan bu derneğe de son derece layık bir başkan olduğunu ispat etti.Sertap, kelimenin tek anlamıyla bir lokumdu. Bu kadar rahat, bu kadar esprili olunabilir.Fahir deseniz, kendi kendini aşan ve kendine sürekli yeni çıta seviyeleri koyup, onu da geçen bir sanatçı. Onunla gurur duyuyorum. 18 yıl önce Kıbrıs belgeseliyle buluştuk ve ardından Demirkırat, 12 Mart belgeselleri geldi. Belgesellerimin müziğine Fahir'in imza atmasını özellikle istemiştim. O dönemde, bugünkü gibi tanınan bir isim değildi. Onu o kadar sevdim ki, önünü açmak için büyük çaba verdim. Araya girmek isteyenleri değil, Fahir'i seçtim.Bugün onun geldiği yeri görünce müthiş memnun oluyorum. İçi cevher dolu insanların önlerini açmaktan ayrıca keyif alıyorum. Pazartesi gecesi, Türk Eğitim Derneğinin 80 inci yıldönümü için verilen Sertap Erener- Fahir Atakoğlu konserindeydim. Haberlerde okudum ve çok memnun oldum. Ulaştırma Bakanlığının aldığı son karara göre, 35 yaş üstündeki 8 otomobil-kamyon-deniz taşıtı) tüm vasıtaların trafikten men edilmesi için 1 ocak 2008 tarihi saptanmış. Üstelik, araçlarını bırakacaklara mütevazi dahi olsa bir tazminat ödenecek.Türkiye'de yaklaşık , bu kategoriye giren 60 bin araç var.Tahmin edebileceğiniz gibi, kıyametler koptu.Özellikle kamyoncular ayaklandılar.Aç kalacaklarını, zaten iş bulunamadığı bir dönemde böyle bir karar alınmasının, binlerce kamyon sahibinin mahvolmaları anlamına geleceğini söylüyorlar.Ancak, biraz da madalyonun öbür yanına bakalım.35 yaşında, artık tutar tarafı kalmamış bu vasıtalar hepimiz için birer tehlike konumundadırlar. Çıkardıkları pis gazların yanı sıra, en fazla kazayı onlar yaparlar. Türkiye'nin dışında da başkaca hiçbir ülkenin karayoluna çıkamazlar. "Tehlikeli" olduklarından dolayı, hemen yolun kenarına çektirilip, kontak anahtarı alınır. Yabancıların canı can da, bizim ki değil mi ?Ayrıca, bu vasıta sahipleri 35 yıldır vasıtalarının parasını hala çıkaramadılarsa, mutlaka bir sorunları var demektir.Ulaştırma Bakanlığı bu baskılara boyun eğmemelidir. Doğru bir karar aldılar, sonuna kadar uygulamalılar. Eski araçları artık trafikten kaldırın Vatan Gazetesi yazarı ve CNN TÜRK programcısı Yiğit Bulut, Salı günkü yazısına "Avrupa Birliği yalanı, canıma tak etti…"diye başlık atmış.Bulut, cerbezeli, genç dinamik bir programcıdır. Kişi olarakta çok hoş bir insandır. Görüşlerine de saygı duyarım. Herkes her olayı farklı yorumlama hakkına sahiptir. Ancak kişiler, görüşlerini doğru olmayan savlara dayandırmaları hoş bir şey değildir. Bulut, AB'yi Türkiye'yi bölmek isteyen, Kürdistanı kurdurmak için çalışan sinsi bir güç olarak niteler.İşte kendisiyle bu noktada ayrılırız.Yazısının ilk bölümü çok doğru bir tespitle başlıyor." Bu ülkenin vatandaşı olarak bana "Avrupa Birliğine girince" ile başlaşan cümlelerden "sıkıntı" geldi. Polis bir hata yapıyor, "düşünenlerimiz" hemen "Avrupa'ya girince" edasıyla ekranları dolduruyor...Bir yerde işler iyi gitmiyor, "entel-dantel" ablalar, "Avrupalı olsaydık" ile başlayan ifadeler ile "yazılar" döktürüyor... Çok sıkıldım, hem de çok. " Gerçekten, bu söylem beni de çok rahatsız ediyor. Sanki her şeyi AB için yapıyormuşuz izlenimi doğuruyor ki, son derece yanlış. Türkiye ne yapıyor ise, kendi için ve içine sindirerek yapmalıdır. Zira Kopenhag Kriterleri bir uygarlık, bir ilkeler belgesidir. Bu belgeye ve ilkelere uyanlara "uygar ülke" adını verirler. Diğerleri, ikinci ligde oynayan ülkelerdir.Bulut'un sonraki görüşleri ise, tam bir komplo teorisi." Sevgili dostlar, bu "oyuna" elimden geldiğince "dur" demeye çalışan biri olarak, konu hakkındaki net düşüncemi paylaşmak istiyorum; "Türkiye için Avrupa Birliği diye bir proje yoktur." Bu, siyasetçisinden-yazarına kadar "kamuoyuna mal satma derdinde" olan herkesin "kullandığı", Avrupa'nın da "içimize" sızmak için işine gelen "ortak bir sanal" dinamiktir. İşin özü "Avrupa'nın Türk topraklarını" ne olursa olsun "kontrol etme, karşılıksız alma" sevdasıdır ve 1960'lardan bugüne maalesef büyük başarı sağlanmıştır..."Bulut, yukardaki görüşlerini ispatlamak için tarihten kendine göre örnekler veriyor ve komplo teorisinin doğruluğunu ispatlamaya çalışıyor. Belki birileri bu verilere ve teorilere kanabilir, ancak büyük çoğunluğu sürekli olarak kandırabilmek imkansızdır.Bulut ve onun gibi düşünenler bir şey farkında değiller. O da, Türkiye'nin 60 yılı aşkın süredir bir "Avrupa Birliği projesi vardır…" ve Bulut'un da belirttiği gibi "maalesef büyük başarı sağlanmıştır."Bugünkü konjonktüre bakıp sakın aldanmayın.Türkiye AB'ye uyum için adımlarını kararlı şekilde attığı taktirde, Avrupa'da bize HAYIR diyebilecek bir tek ülke dahi yoktur. Ulusalcılık bayrağı altında bu gidişi durduracağını sananlar da hayal kurmaktadırlar.Ayrıca, bu aynı kesim ,Türkiye'nin bir din devletine dönüşmesini istemiyorsa, dua etsinler de, tam üyelik gecikmesin. Zira, Türkiye'nin karşısındaki bu tehlikeyi ne Ulusalcılar ne de Silahlı Kuvvetler engelleyebilir. Sadece AB'ye tam üyelik engelleyebilir.Bekleyelim görelim.Bakalım kimin dediği doğru çıkacak ? Türkiye'nin, Avrupa Birliği projesi vardır… Hafta içinde bir Türkiye klasiği yaşadık. İstinye Park'ın önündeki yolu genişletme çalışmaları sırasında bir kepçe, kazdığı yerdeki fiber optik kabloyu da, taş ve topraklarla birlikte söküp alınca, İstanbul borsası çöktü. Milyon dolarlarla hesap edilen bir zarar ortaya çıktı. Sorumlu sayılan kepçeyi kullanan operatör (kepçeci veya kepçe şöförü) sille tokat tutuklandı.Üzüldüm.Adamın ne suçu var ki?Eminim ona, kazdığı yerin altında ne bulunduğunu kimse söylememiştir. Ayrıca, borsanın fiber optik kablosunun oradan geçtiğini bilen dahi yoktur. Cahil kepçeciye "buraya şöyle bir çukur aç" demişlerdir, o kadar. O da verilen emri yerine getirmiştir.Üstelik, kepçecilik dersi mi verilmişti ki, sorumlu görülsün (!) Eski bir kamyon şöförüyken, "gel şu işi yap" demişlerdir, o da çaresiz kabul etmiştir.Borsa'ya milyon dolarlık zarar verdiren asıl sorumlular ise, şu sıralarda papermoon'da yemek yiyiyor ve "eğitimsiz kepçeçilerden" şikayet edip, suçu zavallı insanlara yüklüyorlardır. Borsa'yı söndüren kepçe suçsuzdur Akbank çok güzel bir olaya imza attı. Genel Müdür Zafer Kurtul'dan bir mektup aldım. 10 Kasım 1938'de Atatürk'ün ölümünden Etnografya müzesine nakledilmesini konu alan 54 fotoğrafı seçmişler. Dolmabahçe sarayının arşivinden ilk kez günışığına çıkarılan bu resimler "Yıl 1938" adı altında sergilendi. Çok hoş bir çalışma olmuş. Halk ve cenazeye gelen devlet adamlarının resimleri görülmeye değer. Zafer Kurtul'dan 54 fotoğraf Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği'nin son dönemdeki çalışmalarını hayranlıkla izliyorum. Son olarak ihtiyaç sahiplerine 600 adet akülü sandalye hediye ettiler. Bu çok ciddi bir rakam. 600 omurilik felci olan hastanın hayatı değişti demek…Şimdi ise sırada, yenileri var. Bunun için yeni projenin adı; "Benim İçin Bir Ömür Senin İçin Bir Saat". Yarın (2 Aralık Pazar), saat 14:00-17:00 arası Fox Tv'den gerçekleşecek canlı yayında yeni tekerlekli sandalyeler alınabilmesi için bağış toplanacak. Programa sanat, spor ve iş dünyasının ünlüleri de katılacak. Maddi ya da manevi bu projeye destek olalım derim. (Projenin İletişim Koordinatörü Sude Ergin 0 212 661 16 61 ) Destek olalım... (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net