Statü, maddi güç ve özgüven göstergesi kabul edilen ilk saat markası olan Rolex’in, 100 mağazasıyla dünyanın en büyük lüks saat perakendecisi Bucherer’i satın almasının arkasında “vefa duygusu” yatıyor!
Dünyanın en bilinen saat markası Rolex, geçtiğimiz perşembe günü meraklıları şaşırtan bir basın açıklaması yaptı ve 100 mağazasıyla (Avrupa/ABD) dünyanın en büyük lüks mücevher ve saat perakendecisi olan Bucherer’i satın aldığını duyurdu.
Açıklama saatçilik dünyasında bir patlama etkisi yarattı. Bloglar, haber ve inceleme siteleri “son dakika” olarak bu gelişmeyi duyurdu. Bilindiği gibi Rolex kendisine ait butiklere veya bir perakende zincirine sahip değil, böyle bir satın almaya da ihtiyacı yok. Bucherer de aynı şekilde. Bank Vontobel’e göre, yıllık 2 milyar euro civarındaki geliriyle (üçte ikisi Rolex ve Tudor saatlerinin satışından geliyor) küresel bir perakende zinciri . Morgan Stanley’ye göre, yıllık geliri yaklaşık 10 milyar euro olan Rolex, böylece bir anda
İnsanlar ikiye ayrılır, dergiciler ve dergici olmayanlar. Bilhassa dergici olduğu için çok sevdiğim bir arkadaşım var, onun aklı fikri dergisindedir. Yerli-yabancı ayırmayıp sürekli dergilerden söz ettiği için onun sayesinde dünyadaki bütün havalı mecmualardan haberim oluyor. Arkadaşın bu hâli hoşuma gidiyor, işine tutkuyla sahip çıkan dergicilere büyük saygı duyarım. Gerçek bir dergici deyince her zaman aklıma arkadaşımın ışıldayan gözleri gelir.
Hem üreten hem biriktiren biri olarak ben de kendimi dergici sayarım. Kitabevlerinde ilk baktığım yer dergi raflarıdır. Belki bir sahafta karşıma çıkar diye eksik sayılarımı yazdığım bir defterim var. 1989’dan beri, “Şiir Atı”ndan “P Dünya Sanatı”na, “Fol”dan “Geniş Açı”ya kadar envai çeşit dergiyi sevgiyle biriktirdim, merakla okudum. İstanbul Şişli Lisesi’nde okurken tek sayılık dergiler hazırlardım (ilk dergimin adı “Pırpır” diye hatırlıyorum) ayrıca okul dergisi için çizim yapar veya arkadaşlarla birlikte röportajlara giderdim.
Mesleğin tabiatı gereği dünya üzerinde çok az ünlü arşivci vardır. Yüksek saatçilik dünyasının tartışmasız en ünlü arşivcisi ise Flavia Ramelli olabilir. Ağustos 1997’de göreve gelen Flavia Hanım, 1 Mayıs 1839’dan beri ara vermeden üretim yapan ve o günden bu yana yaptığı ve sattığı yarım milyona yakın mekanik saatin özellikleri ve her bir saatin kime satıldığının bilgilerini içeren, uzunluğu bir kilometreyi aşan raflarda saklanan defterlerden sorumlu.
Arşive önem verenler bilir, bir kurumun tarihi ve kimliği arşivde saklıdır. Tolstoy’dan Pablo Picasso’ya stil ikonu Gianni Agnelli’den Brad Pitt’e kadar uzanan bir müşteri listesini içeren Patek Philippe (bundan sonra PP) arşiv kayıtları da hem magazin sayfalarını hem saat tarihçilerini aynı şekilde ilgilendiriyor.
Yılda 66 bin saat
Sahibi, tasarımcıları ve saat ustalarının yanında arşivcisinin de dünyanın en büyük dergi ve gazetelerine haber olduğu Patek Philippe belki de saatçilik tarihinin en ilginç firması. PP yönetimi 1932’den beri
Geçen gün bir arkadaşımla karşılaştım. O sırada elimde bir gazetenin cuma günleri verdiği çok beğendiğim bir ek vardı. Yazılarını ilgiyle takip ettiğim yazarı bulamamış, ama “Akıllı ve güzel kentler çağı” başlıklı ilginç bir makale görmüştüm, bu nedenle sayfayı katlamış elimde tutuyordum. Doğal olarak söz basılı gazetelere geldi. Arkadaşım da “Sen hâlâ basılı gazete mi okuyorsun? Yıllar var ki bayiden gazete almadım, haberlere cepten bakıyorum” dedi.
Zaten konuşmamız boyunca arkadaşım bir yandan cep telefonuyla oynuyor, arada sırada bildirim gelince hemen bakıyor bir şeyler yazıyor veya şöyle bir göz atıp bir şey yapmaya gerek görmüyordu. Ben de cep telefonundan, tabletten veya bilgisayardan gazete okumakla basılı gazete okumanın kesinlikle aynı şey olmadığını söyledim. Ayrıca, yazıların tam olarak aynı şekilde aktarılmadığını bir örnekle gösterdim: Elimdeki gazetede bir grup sanat koleksiyoncusunun fotoğrafının altında kişilerin isimleri ve kimlikleri yazıyordu, aynı yazı ve fotoğraf gazetenin internet sitesinde de vardı ama fotoğraf kendi
Yüksek saatçilik dünyasında gösterişten uzak duran ve daha sakin bir yoldan gitmeyi tercih eden bazı markalar var ki bence gerçek saygıyı ve ilgiyi görmesi gereken onlardır. Bu duruma en güzel örnek 155 yaşındaki IWC. En sevdiğim Portugueser modelinin öyküsüyle başlayalım:
Cep saatleri çağının son günlerinde, 1930’lu yıllarda Rodrigues ve Antonio Teixeira isimli iki Portekizli tüccar, İsviçre’nin Almanca konuşulan bölgesindeki Schaffhausen’a gelir. Amaçları Portekiz pazarında satılmak üzere, denizaşırı yolculuklara özel, su geçirmez ve denizcilik şartlarına uygun hassas kronometreye sahip bir kol saati siparişi vermektir. IWC mühendisleri de cep saatleri estetiğinden ilham alan küçük saniye ibreli yüksek okunurluğa sahip ve zaman tutuşu güvenilir ilk “Portugueser” (Portekizli) adı verilen modeli üretir.
İlk IWC Portugueser, 1939
Uyuyan güzel
Siparişi Portekizli tüccarlar vermişti ama IWC arşivine göre ilk Portugueser modeli, 22 Şubat 1939’da Ukraynalı bir saat
Nazi işgali altındaki Fransa’da yayımlanmış “Karanlık Thomas” beni her defasında bazen “fotoğraf” bazen “yazı” üzerine başka bir şeyi düşünmeye çağırır. Mesela nasıl bir şeydir yazı yazmak? Yazı yazma eylemini nasıl anlatabiliriz?
Bazı kitaplar vardır görür görmez bir bağ kurarız. İkinci Dünya Savaşı sırasında, 1941’de Nazi işgali altındaki Fransa’da yayımlanmış “Karanlık Thomas” da işte böyle görür görmez etkileyen, satın aldığım 90’lı yıllardan beri (ilk baskı 1993) defalarca okuduğum daha da okumayı sürdüreceğim bir kitap. Bir yandan Nazi işgaline karşı direnen, 1944’te bir idam mangasının elinden kurtulan Maurice Blanchot (1907-2003) öte yandan “Karanlık Thomas” ile bulunduğu çağın dertlerinin dışında başka bir boyutta düşünen biri. (Zaten en yakın arkadaşı filozof Emmanuel Levinas’tır.)
“Karanlık Thomas” beni her defasında bazen “fotoğraf” bazen “yazı” üzerine başka bir şeyi düşünmeye çağırır. Mesela nasıl bir şeydir yazı
Mekanik saat dünyasında meraklıları bile şaşırtan markalar vardır. Mesela Cenevre merkezli Label Noir küçük bir şirkettir ama uzmanlaştığı alanda büyük işler işler yapar. Label Noir’ın işi nedir derseniz, mekanizma dahil saatin rengini siyaha çevirmek veya isteğe göre saatin mekanik yapısını değiştirerek özgün modelde olmayan yeni özellikler eklemek diyebiliriz. Öylesine popüler oldular ki koleksiyoncuların yanında üretici firmalar da işbirliği yapmak için sıraya giriyor.
Bir başka marka astronomiye takıntılı Vianney Halter bence Deep Space Tourbillon modeli uzaydaki kara delikleri taklit eden bir mekanizmaya sahiptir! Oris markasının Aquis Depth Gauge Chronograph isimli profesyonel dalış saati de çok ilginçtir, 500 metre derinliğe kadar su basıncını mekanik olarak ölçen bir göstergesi vardır! (Günümüzde çoğunlukla pilli dalış bilgisayarları kullanıldığını düşünürsek yapılan işin ne kadar çılgınca olduğu daha iyi anlaşılabilir.)
Jaeger-LeCoultre ve Rolex
Jaeger-LeCoultre markasının Geophysic True Second
Minikyazı sanatının büyük ustası İsviçreli yazar Robert Walser (1878-1956) o kadar kederliydi ki broşürlerden not kâğıtlarına kadar bulabildiği her türlü selüloz parçasına 1 puntodan daha küçük (1 punto 0.376 mm) harflerle roman yazabiliyordu. Ölümünün ardından odasında 526 kâğıt parçası bulundu.
Walser dönemin edebiyat dünyasına tepkiliydi, bu yüzden hasta oldu ve yazmayı bıraktığı düşünülüyordu ama kendisi defter kullanmaktan özellikle kaçındı ve sadece kolaylıkla çöpe atılabilecek atık kâğıtlar üzerine bir harfi olabildiği kadar küçülterek yazı yazmayı tercih etti.
Mikrogramme denilen bu minikyazılar daha sonra 6 cilt olarak basıldı (Suhrkamp Yayınevi). Önce Jochen Greven (1932-2012), ardından Bernhard Echte ve Werner Morlang birlikte görüntüleme teknolojileri kullanarak yıllar içinde yazarın özel el yazısını öğrendiler ve deşifre ettiler: 526 sayfanın çözülmesi 16 yıl sürdü.
Yazıyla ilişkisi bir kriz
Robert