
Divine Comedy, (Neil Hannon) sessiz sedasız yayınladığı 13’üncü albümü “Rainy Sunday Afternoon”da insan hikâyeleri anlatmaya ve bunu olabilecek en dramatik biçimde yapmaya devam ediyor

Yağmurlu bir pazar öğleden sonrası, Birleşik Krallık ve Kuzey İrlanda’da pub’da oturup etrafa bakınmak demek. Kuzey İrlanda’dan çıkan en dikkate değer müzik fenomenlerinden Divine Comedy’nin yeni albümünün kapağında, grubun uzun yıllardır tek üyesi olarak yola devam eden Neil Hannon, kahvesini içerken etrafı inceliyor. Burasının bir pub’dan ziyade bir restoran ya da bistro olduğunu da düşünebiliriz ama siz benim gibi detaylara takılmayın, genel olarak yağmura ve pazar günü psikolojisine odaklanın bu albümü anlamak istiyorsanız.
Hannon’ın tiyatral vokali, akustik gitar, akordiyon, koro tarafından icra edilen dramatik bölümlerle destekleniyor. Bence muhteşem. Divine Comedy her zamanki gibi muhteşem. Albümün kapağında etrafı inceleyen adamın gözlemleri, önünden gelip geçen insanlara dair hayal ettiği hikâyeler, gelenler gidenler, tatlı ya da acı kişisel anılarla örülmüş neresi hayal neresi gerçek pek de belli olmayan hikâyeler.
Akordiyon yanında Hawai gitarları, org, nefesliler, yer yer ancak bir caz müzisyeninin hassas ve nitelikli dokunuşlarını yansıtan davul harika. Albüme nefeslilerden perküsyona ve davula katkıda bulunan 30 kadar müzisyenin adını buraya sığdırmaya çalışmam mânâsız. Ortaya çıkan kaliteyi kesintisiz dinleyerek saygımı gösteriyorum.
(“Rainy Sunday Afternoon”, Divine Comedy, Divine Comedy Records)

Brit rock müjdesi!
The Charlatans sekiz yıl aradan sonra yeni bir albümle çıkageldi bu hafta. Elbette aniden çıkagelmiyor gruplar, o lafın gelişi. Bir süredir bekliyor, single şarkıları (“Deeper And Deeper”, “We Are Love”) da dinliyorduk. Albüm bu hafta geldi. Tim Burgess, Brit pop geleneğini hakkıyla devam ettiriyor. Oasis nostalji turnesi yaparken yeni şarkılarla geliyor üstelik ve hâlâ enerjik ve etkileyici. Albümün bence sürprizi prodüktör koltuğunda Dev Hynes’ın oturuyor olması. Onu Blood Orange olarak tanıyoruz. Amerikan popu ve Brit rock karışımı hiç fena değil.
(“We Are Love” The Charlatans, BMG)

Bu hafta çıkanlar
■ Rosalia’nın Björk ve Yves Tumor ile yaptığı “Berghain” bu haftanın en acayip (!) pop şarkısı olarak kayıtlara geçsin. “LUX” isimli albüm haftaya piyasada olacak.
■ Zamanın düz bir çizgide değil çevrimsel bir döngüde hareket ettiğine dair teorileri kanıtlayan şarkı bu hafta Yonca Evcimik’ten geldi; “Lambada”.
■ Özge Fışkın’ın “Ayaz Geceler” isimli şarkısı bu hafta dikkat çekenlerden. Söz ve müzik Kenan Erel’e ait, prodüktör Övünç Dan.
■ Fransız DJ, besteci ve şarkıcı Oklou’nun “choke enough” adlı albümünün remiksleri albümün kendisinden daha çok dinleniyor. Bu remikslerin bir de deluxe versiyonu yayınlandı. İçine “What’s Good” adında yeni bir de şarkı koymuşlar.
■ Masego, “Spin the Block” adında yeni bir şarkı yapmış. Yeni nesil R&B sevenler bir ilgilensin.
■ Pete Doherty, genç Fransız şarkıcı Aime Simone ile birlikte bir şarkı yaptı. Adı “Werewolf”.
■ Yeni Cat Burns albümünden en sevdiğim şarkı şimdilik “How To Be Human”.
■ The BPM isimli yeni albümüyle Sudan Archives dikkat çekti gene. “A BUG’S LIFE” ve daha pek çok güzel şarkı radarımda.
■ Âlemlerin en cool kadınlarından Anna Calvi ile Perfume Genius ortaklığı “I See A Darkness” film gibi şarkı olmuş.
■ En sevdiğim genç progresif ekiplerden The English Teacher geçenlerde bir remiks albümü yayınladı. Daniel Avery’nin dokunduğu “The World’s Biggest Paving Slab” şık olmuş.

Elektronik sevenlere
Daniel Avery’nin “Tremor” isimli albümü yayınlandı. Nine Inch Nails’in mikslerini yapan Alan Moulder destek verenler arasında. Bir yanıyla endüstriyel diğer yandan dream popa varan ilginç bir yelpaze.
(“Tremor” – Daniel Avery, Domino)