Suriyeli Esad yolun sonuna gelmiş!..

Nereden mi anladım?.. İngiliz Sunday Times gazetesine verdiği demeçten.. Suriye Devlet Başkanı Esad, esmiş gürlemiş..
Muhalif militanları yok etmekten söz etmiş..
Baskılara boyun eğmeyeceğim demiş..
Ama en önemlisi.. Gerekirse savaşarak ölürüm demiş!..
İşte bu sözünü okuyunca yolun sonuna gelmiş dedim..
Bir diktatör savaşarak ölmekten söz etmeye başlarsa öğrendik ki, bir ayağı çukurdadır artık..
Nasıl mı öğrendik..
Irak’ta Saddam Hüseyin de aynı lafları etmedi mi? Asarız keseriz dedi, ordusu neredeyse kurşun atmadan teslim oldu..
Kendisi sığınakta yakalandı..
Libya’da Kaddafi.. Kendi halkıyla savaştı, onlara fareler dedi, gerekirse vuruşarak ölürüm dedi, feci sonu gözler önünde..
Belli ki Esad da aynı yolun yolcusu..
* * *
Mısır’da Hüsnü Mübarek, Tunus’ta Zeynel Abidin Bin Ali farklı yol izlediler..
Zeynel Abidin tehlikeyi görünce kaçtı..
Mübarek koltuğunu teslim etti..
* * *
Şunu da biliyoruz, bir ülkede sekiz ayda 3500- 4000 bin kişi ölmüşse o ülke daha iflah olmaz, o rejim her şeye rağmen ayakta kalamaz..



‘Vicdanı ret’te herkes ofsayt


Hükümet adamları vicdani ret üzerine çalıştıklarını söylediler..
Ortalık karıştı..
Bir yanda terör, bir yanda bedelli askerlik bir de vicdani ret...
Kimi yazar destekledi, kimileri de şiddetle karşı çıktı.. Dünyadaki uygulamalar yazıldı, çizildi, karşılığında kamuda çalışma getirileceği söylendi..
Ortak kanı bizdeki düzenlemenin muhafazakar bakış açısını yansıtacağıydı..
Yani..
Vicdani retten yararlanmanın bedeli daha ağır olacaktı..
Bir de memlekette Kürt-Türk meselesi var.. PKK sorunu var.. Vicdani ret çıkarsa Kürtlerin büyük çoğunluğu askere gitmezdi..
Bütün bunlar tartışılırken Savunma Bakanı meselenin aslını astarını açıkladı..
Şuymuş..
Askere gitmeyi reddedene hapis cezası veriliyor ya.. Adam iki yıl yatıyor, çıkıyor yine askere götürmeye çalışıyorlar yine reddediyor yine ceza veriyorlar..
Bir suçtan iki kere ceza alıyor..
AİHM buna karşı çıkmış.. Aynı suçtan iki kere ceza olmaz demiş..
Değiştirilen buymuş..
Vicdani ret hakkı değil!


Camilerde sandalyeye karşı kampanya


Cuma günü bütün camilerde Diyanet tarafından hazırlanan hutbe okundu.. Özetle, ‘Camilere sıralar halinde oturakların konulması, cami dokusu ve kültürüyle bağdaşmamaktadır’ denildi..
Ayakta duramayanlar..
Yaşlılar ne yapacak?
Yere oturup kılmaları daha uygundur denildi..
Kişinin mecbursa namaza ayakta başlaması, rüküdan sonra tabureye oturması önerildi..
* * *
Diyeceksiniz ki durup dururken bu da nereden çıktı?
Bence fazla hassasiyetten..
Camilerin, kilise düzenine geçmesi korkusundan..
Sandalyede oturarak namaz kılmanın yaygınlaşacağı endişesinden..
* * *
Sandalye genellikle Cuma namazlarında oluyor.. En arkaya 10-15 tane sandalye koyuyorlar yaşlılar oturarak ibadetini yapıyor..
Bu manzarayı görünce..
Kiliseleşme görüntüsü aklımın ucundan geçmedi..
Kimin geçtiyse ..
Kim fiş fişlediyse!..
Dedim ya, topu topu 10-15 yaşlı amca böyle kılıyor.
Abarttılar..
Bakalım, camilerden sandalyeler toplanacak mı?


Memur gazeteci!


Geçenlerde TRT muhabiri canlı yayında Aile Bakanı Fatma Şahin’i konuk ederken öyle laflar etmişti ki..
Hürriyet’ten Ahmet Hakan dayanamamış utandım diye yazmıştı..
“Öyle bir yıkama yağlama ki yağlanan yıkanan kişiyi utandırıp yerin dibine sokacak cinsten.”
Ne dediğini yazmayayım..
Abartılı iltifatlar..
O kadar aşırıya kaçmış ki..
Ahmet Hakan; “Dinlerken utandım, midem bulandı, başım döndü, ağzımda kekremsi bir tat oluştu..
İnsanlığa olan saygımda müthiş bir azalma meydana geldi.
Başkaları adına utanmanın ne demek olduğunu anladım..
Kızardım bozardım.”
Demişti..
TRT Muhabiri, Radyo Kuzey’de Atilla Güner’in Akşam Postası programına konuştu..
( Küçük bi not; akşam 18.00’de başlıyor, şiddetle tavsiye ederim)
Ne dedi biliyor musunuz?
‘Ben devlet memuruyum, sorunuzu basın büromuza sorun’
Pes dedim..
Yağlama yıkama yapmasından daha büyük gaf!
Gaf sözü az kaldı ama neyse!..
* * *
Gördüğüm maalesef şu..
Sadece TRT’de değil, her kurumda memur zihniyetli gazetecilerin sayısı her geçen gün artıyor!..