Barış Atay haksız mı?

Havaalanında gözaltına alındı. Evi arandı, özel eşyaları karıştırıldı. Oyuncu Barış Atay dahil 14 kişi, Redhack üyesi oldukları suçlamasıyla sorgulandı.
Fakat suçlamalar o kadar komikti ki savcılık hepsini serbest bırakmak zorunda kaldı.
Mesela Barış Atay’ın “suçu”, sesinin bir Redhack üyesine benzetilmesiydi!
Sorguda Gezi eylemleri esnasında “halkı kışkırtacak” tweet atıp atmadıkları soruldu... “Halkı kışkırtan” tweet, her ne demekse? 301 mi hortlatılacak, nedir?
Ancak Gezi’yle bağlantılı sürdürülen soruşturmaların, davaların hiçbiri, devletin biçtiği “terör suçu” gömleğine bir türlü uymuyor... Öğretmenler, oyuncular, öğrenciler, akademisyenler, müzisyenler, doktorlar, avukatlar, gazeteciler ve hatta din adamları; sindirilme, sürülme ya da korkutma yöntemlerine maruz kalıyor.

Müzikle kışkırtanlar
Gezi soruşturma ve davaları, hukuk ve insan hakları açısından çok sorunlu. Bilgisayarı çat pat kullanan biri, sırf Gezi’ye destek çıktığı için “bilişim suçu”ndan sorgulanıyor. Mersin’de 54 kişi, eylemde müzik yaptıkları için yargılanıyor! Müzik de halkı kışkırtmanın bir yolu sayılıyor...
Öte yandan Gezi’de öldürülen, sakatlanan, hayatı perişan edilenlerin hesabını sorma konusunda devlet, pek isteksiz. Mehmet Ayvalıtaş’ın ölümüne sebep verenler, tutuksuz yargılanıyor. Ali İsmail Korkmaz’ın davası “güvenlik” gerekçesiyle Kayseri’ye taşındı.
Peki tüm bunları medya, hakkıyla haberleştiriyor mu?
Barış Atay serbest kaldığında, insanların hedef gözetilerek ya da delil göstermeksizin gözaltına alınmasında medyanın sorumluluğuna dikkat çekti:
“Şimdiye kadar Hopa, Roboski, ODTÜ, Reyhanlı, Armutlu, Gülsuyu, Gazi ve Gezi’de herhangi bir haber yapmadığınız için bunlar oluyor.”
Sorun, haber yapmamaktan ibaret değil... Haberi çarpıtmak, haberi küçük vererek “öldürmek”, doğru veya eksik vermek de gazetecinin sorumluluğu.

İrtifa kaybı
Basın ve ifade özgürlüğünün kronik sorun haline geldiği hiçbir ülke, demokrasi sınavından geçemez.
Özellikle televizyon kanallarının, aşırı korkak ve yanlı haberciliği düşünülürse... Gezi sonrası medyadaki “temizlik” hareketinin iyice ayyuka çıktığı göz önüne alınırsa... En hızlı ve doğru haber alma yolu, giderek sosyal medyaya kayıyorsa...
İnsanlar “artık TV seyretmiyorum, gazete okumuyorum” diyorsa... Yayın kuruluşlarının kapısına gidip protesto ettiyse...
Durup düşünmemiz gerekmez mi?
Nasıl 28 Şubat medyası bugün yerden yere vuruluyorsa... Elbet gün gelecek, 3.6 milyon insanı (*) sokağa döken ortamı, nedenleri ve yürütülen cadı avını haberleştirmeyen veya çarpıtanlara da hesap sorulacak.
Vatandaşın haber alma hakkı, neyse ki biz gazetecilerin elinde değil artık! İnternetin özgürlüğü, sosyal medyanın çeşitliliği sayesinde yepyeni bir dünya var önümüzde.
Hükümetin “siber suç” kılıfına sokmaya çalışarak sosyal medya kullanıcılarını kriminalize etmeye çalışması, kendi siber timlerini parayla tutması, işte bunun korkusu.
(*) Emniyet GM’nin Gezi analizi, haber Milliyet